Bağış Yap

Sorular

Kur'an-ı Kerim ve Dini Kitapların Satılması ve Ticaretinin Yapılması Caiz midir? Gayrimüslimlere Satılmasının Hükmü Nedir?

Kur'ân-ı Kerim, tefsir, hadis ve fıkıh kitapları gibi şer'î kitapların herhangi bir kerahat olmaksızın satılması, birçok alim tarafından caiz görülmüştür.İmam Nevevi bu konuda şöyle demektedir:Ashabımız, mushafın satılmasının, satın alınmasının, kiraya verilmesinin ve ücret karşılığında çoğaltılmasının caiz olduğu konusunda ittifak etmişlerdir...Hadis, fıkıh, dil, edebiyat ve faydalanılması mubah olan şiir kitaplarının; ayrıca tıp, hesap ve içinde mubah bir fayda bulunan diğer kitapların satılması caizdir.1İbn Hazm, Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî ve Ebû Süleyman'ın da bu görüşte olduğunu ifade ederek şöyle demektedir:Mushafların satılması caizdir. Aynı şekilde Arapça veya başka dillerdeki bütün ilim kitaplarının satılması da caizdir. Çünkü satılan şey yalnızca parşömen, kâğıt, mürekkep ve ciltliyse deri ve üzerindeki süslemelerdir.2Halil Gönenç Hocaefendi ise şöyle demektedir:Kur'ân-ı Kerîm ile dinî kitapları bastırıp onlarla alış­veriş yapmak câizdir. Kutsal kitabımızı ve dinî eserlerimizi dünyaya ve ticarete alet edilmesin diye onların basılmasını ve ticaretini yasak­lamak, okunmalarına ve yayılmalarına sed çekmek anlamına gelir. Bu da İslam'a ve Kur'ân'a düşmanlık yapan kimsenin işine yarar. Kur'ân-ı Kerîm'in satışı meselesi İbn'i Abbas'a soruldu. İbn'i Abbas (ra) şöyle cevap verdi: Bunda beis yoktur. Çünkü hattatlar el emeğini alıyorlar.3Behûtî, Keşşâfü'l-Kınâ' adlı eserinde ise şöyle demektedir:İlim kitaplarının satılması caizdir.4Bununla birlikte, mushafın ve benzeri dinî kitapların gayrimüslimlere satılması caiz değildir.6 Bu noktada fukaha, Allah Rasulü'nün (sav) şu ifadesi ile istidlal (delil olarak getirmek) etmektedir: Düşman beldesine sefere giderken mushafı yanınıza almayın. Zira ben onun düşman eline düşmesinden çekiniyorum.7Hanefîler ise mushafın gayrimüslimin mülkiyetine geçmesini doğrudan bir tahkir olarak değerlendirmemişlerdir. Bu sebeple akdin sahih olduğunu, ancak doğuracağı sonuç itibarıyla caiz olmadığını ifade etmişlerdir.Ayrıca BakınızCENAZENİN BAŞINDA KUR'ÂN OKUMAKKUR'ÂN'IN DEĞİŞTİRİLEMEDİĞİNİN İSPATIKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİÂDET DÖNEMİNDE HAFIZLIK VE KUR'ÂN EĞİTİMİYATARAK KUR'AN OKUMAK VE DİNLEMEK CAİZ MİDİR?ÂYET, HADİS VE ÂLİMLERİN SÖZLERİNDE KUR'AN OKUMANIN FAZİLETLERİKaynakçalarNevevî, el-Mecmûʿ Şerhu'l-Mühezzeb, el-Matbaatü'l-Münîriyye, Kahire 1344-1347, c. 9, s. 252-253.Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Saîd İbn Hazm el-Endelüsî, el-Muhallâ bi'l-Âsâr,, Dârü'l-Fikr, Beyrut; c. 7, s. 544.Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.1, s. 85.Mansûr b. Yûnus el-Behûtî, Keşşâfü'l-Kınâʿ an Metni'l-İknâʿ, c. 7.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.5, s. 258; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.3, s. 114.Ebu Zekeriyya Muhyiddîn b. Şeref en-Nevevî, el-Mecmû' Şerhu'l-Mühezzeb (Kahire: İdâratu'-Tibâati'l-Münîriyye, 1928), 9/355.Müslim, İmare, 93 (Hadis No: 1869).

"Dünya İçin Din Feda Olunmaz... Milletin Kalb Hastalığı Zaaf-ı Diyanettir" Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Dünya için dîn fedâ olunmaz. Gebermiş istibdâdı muhâfaza için, vaktiyle mesâil-i şerîat rüşvet verilirdi. Dinin mes'eleleri terk ve fedâ edilmesinden, zarardan başka ne fâidesi görüldü? Milletin kalb hastalığı za'f-ı diyânettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir.1Üstad Bediüzzaman Hazretleri 1909 yılında Dînî Cerîde'de yayımlanan tarihi yazısında, Meşrutiyet'in ilanından sonraki çalkantılı dönemde din, siyaset, hürriyet ve toplum düzeni arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Sorunuza konu olan bölüm, Osmanlı-İslam toplumunun gerileme sebeplerine ve kurtuluş reçetesine odaklanmaktadır.Metne geçmeden şu izahatı yapmak Bediüzzaman Hazretlerinin konuya bakışını anlamak adına çok önem arz etmektedir:İslamiyetin başlangıcından günümüze kadar İslam coğrafyası ve Anadolu, beş çeşitte yönetim sistemine girmiştir.Birincisi; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Kur'an-ı Kerim'in emirleriyle hükmetmesidir.İkincisi; ehlü'l-hal ve'l-akd'dır.2 Dört halife döneminde devlet başkanının nasıl seçileceği bu heyet tarafından belirlenmiştir.Üçüncüsü; Hz.Muaviye3 ile başlayıp 1900'lü yılların başına kadar hükmedilen devlet yönetimidir. Babadan oğula geçen saltanat yönetimi de denilen monarşi yönetimi; keyfe mâ yeşâ tabir edilen ve manasından da anlaşılacağı üzere; nasıl isterse yani hükümdarın dilediği gibi bir yönetim anlayışıdır. Yöneticinin her istediği uygulamayı yapabileceği bir sistemdir.Dördüncüsü; meşrutiyettir.4 Meşrutiyette, meclis ve parlamenter sistem mevcuttur. Bir hükümdarın (padişah veya kral) yetkilerinin bir anayasa ve halkın seçtiği meclisle sınırlandırıldığı yönetim biçimidir; diğer adıyla anayasal monarşidir.Beşincisi ise; Cumhuriyet sistemidir.Metnin arka planında geçmişteki kişiler değil, baskıcı/baskı odaklı yönetim anlayışı (istibdad) eleştirilmektedir. Çünkü mutlakiyet döneminde yönetimi ellerinde tutanların veya onları destekleyenlerin, kendi koltuklarını ve otoriter rejimlerini koruyabilmek adına din ilkelerini keyfî biçimde yorumladıklarını veya feda ettiklerini belirtir. Baskıcı düzeni meşrulaştırmak için şeriat hükümlerinin "rüşvet" gibi kullanılması, dinden taviz verilmesi topluma hiçbir fayda sağlamamış, aksine hem devleti hem de toplumu çöküşe sürüklemiştir. Tekrar belirtmekte fayda var ki; Bediüzzaman Hazretleri kişi eleştirisi değil sistem (istibdad/baskı) ve yöntem eleştirisi yapmıştır. Hatta İkinci Abdülhamid Han için Şefkatli Sultan5 ifadelerini kullanırken sistemsel sıkıntıları da tespit edip çarelerini söylemiştir. Nitekim cumhuriyet sistemini överken de şahısları bir kenara bırakıp, sistemin çağımızın ihtiyaçlarına önemli ölçüde cevap verdiğini anlatmak istemiştir. Yukarıdaki metinde anlatılmak istenilen kısaca şudur: Din, dünyevi iktidar mücadelelerine, geçici siyasi çıkarlara veya şahsi menfaatlere alet edilemez. Siyaset ve dünya işleri dine hizmet etmelidir; din, dünyevi amaçlara ulaşmak için bir araç (vasıta) haline getirilemez.Osmanlı/İslam toplumunun (milletin) çöküşünün asıl kaynağı, kurumların veya teknik imkânların eksikliği değil; inanç ve ahlak zayıflığıdır (za'f-ı diyanet). Kalp nasıl insan bedeninin hayat merkeziyse, din duygusu ve ahlak da toplumun kalbidir. Toplumun yeniden ayağa kalkması ve iyileşmesi, ancak dini değerlerin, ahlakın ve inancın (Sünnet-i Seniyye) güçlendirilmesiyle mümkündür.Özetleyecek olursak; hakiki hürriyet ancak imandan beslenir. Yalnızca Allah'a kul olan bir insan, başka insanlara kölelik veya kulluk etmez. Toplumun mayası dindir. Doğu toplumlarında (Asya, Afrika, Rumeli) gelişmenin ve ilerlemenin dinamosu materyalist felsefeler değil, din duygusudur (Bu memleket insanlarının makine-i tekemmülâtının buharı diyânettir). Doğru yöntem ve kıyas şu şekilde olmalıdır: Batı'nın kurumlarını veya İstanbul'daki aydın zihniyetini, Anadolu'nun ve halkın gerçeklerinden kopuk bir şekilde aynen taklit etmek (istihsan ettiği libası giymek) toplumu gülünç ve çaresiz duruma düşürür. Asıl taklid edilecek şey; dinin emrettikleri ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in sünnetidir.Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'A KARŞI TAVIR VE TUTUMUSULTAN ABDÜLHAMİD'İN HAL FETVASINA KATILAN ELMALILI HAMDİ YAZIR HAKKINDA EHL-İ SÜNNET ÖLÇÜSÜ NEDİR?SULTAN ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ NEDEN TIMARHANEYE SEVK EDİLDİ?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN ABDÜLHAMİD HAN'I ELEŞTİRMESİ NASIL ANLAŞILMALIDIR?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN SİYASETE BAKIŞISİYASETTEN UZAK DURMANUR TALEBELERİ VE SİYASETSİYASET, EFKARIN ALEMİNDE BİR ŞEYTANDIR; İSTİAZE EDİLMELİ / LEMAATMENFAATİ ESAS TUTAN SİYASET CANAVARDIR / LEMAATBEDİÜZZAMAN'IN CUMHURİYET TARAFDARLIĞICUMHURİYET YÖNETİMİ İSLÂM'A UYGUN MUDUR?MEŞRUTİYET İSLAM'A UYGUN MUDUR? BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'NİN MEŞRUTİYET ANLAYIŞINÜBÜVVET, HİLAFET, ISIRICI SALTANAT VE CEBERUT KRALLAR'DAN HABER VEREN HADİSKaynakçalarhttps://islamansiklopedisi.org.tr/ehlul-hal-vel-akdhttps://islamansiklopedisi.org.tr/muaviye-b-yezidhttps://islamansiklopedisi.org.tr/mesrutiyetMurat Akgündüz, “Bediüzzaman'ın Osmanlı Devleti ve BazıPadişahlar Hakkındaki Görüşleri, Katre Uluslararası İnsan Araştırmaları Dergisi, Aralık 2020, 165-182.

2.475

Delil Katiyyülmetin Olduğu

Evvelâ: Delil kat'iyyü'l-metîn olduğu gibi, kat'iyyü'd-delâlet olmak gerektir. Hâlbuki tevil ve ihtimalin mecâli vardır. Zira, nehy-i Kur'ânî âmm değildir, mutlaktır; mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa, me'haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir." Bu paragraf birçok yerde genel ifadeler ile açıklanmış fakat tam anlaşılması için cümle cümle izah etme imkanınız var mı?