RİSALE-İ NUR

03.03.2009

3231

Varlıkların "Kayyum" İsmiyle İrtibatı

30. Lema'da geçen şu cümleyi izah eder misiniz?

"Meselâ bu şey hıfz veya nur veya vücut veya rızık gibi bir cihette buna dayanır, bu da ötekine, o da ona. Git gide, herhalde nihayetsiz olamaz, bir nihayeti bulunacak."

17.03.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Meselâ bu şey, hıfz veya nûr veya vücûd veya rızık gibi, bir cihette buna dayanır, bu da ötekisine, o da daha ötekisine, gitgide herhalde nihâyetsiz olamaz. Bir nihâyeti bulunacak. İşte, bütün böyle silsilelerin müntehâları, elbette sırr-ı kayyûmiyettir. Sırr-ı kayyûmiyet anlaşıldıktan sonra, o mevhûm silsilelerde birbirine dayanmak râbıtası ve ma‘nâsı kalmaz, kalkar; her şey doğrudan doğruya sırr-ı kayyûmiyete bakar. 1

Bir şeyi açıklarken çoğu zaman bu, buna dayanıyor deriz. Sonra peki o neye dayanıyor? diye sorarız. Bu soru tekrar tekrar sorulunca bir zincir oluşur. Bu zincire teselsül denilir. Ancak bu zincirin sonsuza kadar bu şekilde gitmesi aklen imkânsızdır. Sonunda bir yere dayanması gerekmektedir.
Mesela: Bu yanan lamba gücünü nereden alıyor? denildiği zaman, elektrikten denir. “Elektrik nereden geliyor? denildiğinde, prizden denir. Priz nereden alıyor? denildiğinde, binanın tesisatından denir. Tesisat nereden? trafo, trafo nereden? santral diye gidilir. Burada zincir, sonunda bir kaynağa ulaşır. Böylece açıklama tamamlanmış olur.
Aynı bunun gibi de her şey sonunda Kayyum-u baki olan Allah'a ulaşacaktır. Çünkü her şeyi ayakta tutan Kayyum olan Allah'tır. Üstad Bediüzzaman Hazretlerine göre kayyum, bizatihi kaim, daim, bâki olan ve var olan her şeyi de varlıkta tutan ve onların varlığını devam ettiren demektir. Kâinattaki bütün varlıkların vücud ve devamlarında bir müessire yani tesir sahibi bir Zat'a ihtiyaç hissetmeleri yüce Allah'ın kayyum olduğunu gösterir. Bununla ilgili Üstad Bediüzzaman şöyle der:

Bu kâinâtın Hâlik-ı Zülcelâl’i Kayyûm’dur. Yani bizâtihî kāimdir, dâimdir, bâkîdir. Bütün eşyâ onunla kāimdir, devam eder ve vücûdda kalır, bekā bulur. Eğer bir dakikacık olsun o nisbet-i kayyûmiyet kesilse, kâinât mahvolur. 2

Şu kâinatın yaratıcısı olan Allah kayyumdur. Yani varlığı bir sebebe bağlı olmayan, ezelî ve ebedî olarak kendi zatıyla kaim olandır. Allah, varlıkları sadece bir defa yaratıp bırakmamış bilakis bütün varlıklar her an Allah'ın kudretiyle ayakta durmakta, varlığını sürdürmekte ve devam etmektedir. Eşyanın düzeni, sürekliliği ve devamı Allah’ın kayyumiyetine bağlıdır. Eğer Allah’ın sürekli olan bu muhafaza ve idare edişi bir an bile kesilecek olsa, kâinat anında dağılır ve yok olur. Bu da kâinatın kendi başına var olamayacağını, her an Allah’a muhtaç olduğunu gösterir.
Netice olarak, teselsül, bir şeyin varlığının başka bir şeye, onun da bir başkasına dayanarak sonsuz bir sebep zinciriyle açıklanması demektir. Meselâ rızkın toprağa, toprağın yağmura, yağmurun buluta, bulutun başka sebeplere dayanması sonra da bu sebeplerin de başka sebeplere bağlanması düşünülürse bu zincirin sonsuza kadar bu şekilde gitmesi aklen muhal ve imkânsızdır. Çünkü sonsuz bir sebep silsilesi o neticenin vücudunu izah edemez. İşte bu noktada teselsül batıl olur.

Mutlaka her şeyi kendine dayandıran, başkasına muhtaç olmayan bir nihai dayanak bulunması gerekir. Bu nihai dayanak ise Kayyum olan Allah’tır. Kayyumiyet, Allah’ın zatıyla kâim olması ve bütün varlıkları ayakta tutması demektir. Yani varlıklar birbiriyle zincirleme şekilde birbirine dayanıp var olamazlar. Bilakis her biri doğrudan doğruya Allah’ın Kayyumiyetine dayanır. Böylece teselsülün imkânsızlığı, bizi zaruri olarak her an her şeyi ayakta tutan, varlığı kendinden olan Kayyum olan Allah'ın varlığına götürür.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.407

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.407


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız