Soru

8. Telvih

Telvihat-ı tisa 8. telvihi özetler misiniz?

Tarih: 14.01.2021 17:25:49
Okunma: 705

Cevap

Birinci varıta için aşağıdaki linke bakabilirsiniz:

https://risale.online/soru-cevap/velayeti-nubuvvetten-ustun-tutmak

Bu telvihte işaret edilen bazı kısımların anlaşılması için aşağıdaki linke bakabilirsiniz:

https://risale.online/soru-cevap/sunneti-esas-yapmayan-veli-olur-mu

İkincisinde; Kendi şeyhi veya mensubu bulunduğu tarikatın muhabbetiyle, şeyhini veya bazı evliyaları sahabeden üstün görme, hatta peygamberler seviyesinde olduğu gibi yanlışlara düşülebileceğini ifade etmektedir. Hâlbuki en büyük velilerin dahi sahabeye yetişemediği birçok risalede izah ve ispat edilmiştir.[1] Sahabeye yetişemeyen evliya elbette peygamberlere hiç yetişemezler. Bunu yapan kişi tarikat yolunda gittiğini zannederek hataya düşer.

Üçüncüsünde; Bir kısım mutaassıp kimseler tarikatta kendisine verilen evradı veya tarikatta bulunan adabları sünnette var olan bazı uygulamaların önüne geçirir. Mesela namazın arkasındaki tesbihatı terk ederek kendisine verilen virdi yapar. Bu cihette şer’i hükümlere karşı bir tembellik yapmış olur. Hâlbuki sünnette olan uygulamalar muhakkik olan İmam Gazali ve İmam Rabbani (r. anhüma) gibi tarikat ehli olanların beyanlarıyla da sabittir ki, çok daha sevaplıdır. Çok daha makbuldür.  Bir farz binlerce sünnete tercih edildiği gibi, bir sünnet dahi binlerce tasavvuf adabına tercih edilir. O adabın makbuliyeti sünnet-i seniye dairesinde olduğu müddetçe makbuldür. Aksi halde zahiren güzel olmasına rağmen hakikatte zarar verir. Bu ölçüye dikkat etmeyenler tuzağa düşebilir. Sevap kazanayım derken günahkâr bile olabilir.

Dördüncüsünde; Bir kısım aşırı giden tarikat ehli, vahiy ile ilhamı birbirine karıştırır. Bu da bir varıtadır.  Vahiy ile ilham mukayese kabul etmez. Bu şekilde hareket eden kişi ciddi bir varıtaya düşer ve mesul olur.

Vahiy ile ilham arasındaki fark için aşağıdaki linke bakabilirsiniz.

https://risale.online/soru-cevap/vahiy-ve-ilhamin-vasitali-ve-vasitasiz-sekilleri

Beşincisinde; Tarikatın sırrını anlamayan bazıları, zayıfların takviyesi, gevşeklerin şevklerinin artması, yapılan hizmetlerin meşakkatinden gelen usancın izalesi ve o meşakkati azaltmak için istenilmeyerek verilen keramet, manevi zevkler vb. halleri yanlış anlar bunlara adeta âşık olur, bu halleri ibadete ve manevi hizmetlere tercih etmekle yanlışa düşer. Bu durum bir varıtadır. Çünkü dünya hizmet yeridir. Keramet ve manevi zevkler gibi ücret sayılabilecek şeyler ahirete bakar. Bunları dünyada talep etmek ahiretin elmaslarına karşılık dünyada cam parçalarını tercih etmek olur ki, buda dünya hayatına bağlanmayı netice verir ahiret için büyük zararları beraberinde getirebilir.

Altıncısında;  Hakikat ehli olmayan bir kısım ehl-i süluk, velilerin yüksek makamlarının gölgelerini ve bazı numunelerini gerçek makamlarla karıştırır. Hataya düşer. Bunun sırrına vakıf olamadığından ve meseleyi tam anlayamadığından o gölgeleri gerçek makam zanneder. Kendini o evliyalardan daha yüksek makamda görür. Hatta peygamberleri dahi geçtiğini düşünür. Varıtaya düşer. Bunun çözümü; imanî usulleri ve şeriatın esaslarını rehber edinmek ve esas tutmaktır. Gördüğü manevi hallerini şeriatın esasları ve iman usulünün ölçüsüyle değerlendirmek gerekir. Eğer bu hallerinde kusur varsa onu itham ederek bu usul ve esaslara uymakla doğruyu bulmak mümkün olur.

Yedincisinde; Bazı manevi zevkleri alan ve şevke gelenler, manevi makamlarda gördükleri bazı haller onları şükre, daha fazla Allah’a yalvarmağa, insanların ilgisinden çekinmeye vesile olması lazım gelirken, onlar o hallerinden dolayı insanlardan gelen ilgiyi, gururlanmayı, nazlanmayı ve bazı garip halleri tercih ederek varıtaya düşerler. Bunu kendi makamlarının yüksekliği zannederler. Hâlbuki en yüksek makam Peygamber Efendimiz’in (a.s.m) kulluk makamıdır. Bu makama mahbubiyyet makamı denir ki, en yüksek makam(Makam-ı Mahmud) budur. Bu makama yaklaşmak da ancak kulluk (acz, fakr, niyaz, şükür, tazarru’, huşu’, insanlardan bir beklenti içine girmemek vb.) ile olur. Büyük veli zatların mazhar oldukları bazı halleri ise onlar istememişler ve geçici olarak o hallere mezhar olmuşlar. Bu noktada onlar taklid edilmezler.

Sekizincisinde; Bazı bencil ve aceleci olan sülûk ehli, ahirette alınacak ve orada elde edilecek olan velayet meyvelerini dünyada elde etmek isterler. Sülûklerinde o meyveleri elde etmek istemeleriyle varıtaya düşerler. Hâlbuki ahiretin bir meyvesi dünyadaki binlerce bahçe ve bahçenin içindeki meyvelerden daha çok tercih sebebi olmalıdır. Bundan dolayı ahirete aid mübarek meyveler burada yenilmemelidir. Eğer istenilmediği halde verilseler ona şükredilmeli, mükâfat olarak değil, belki teşvik için Allah’ın verdiği bir ihsan olarak anlaşılmalıdır.

Bu telvih için aşağıdaki linke de bakabilirsiniz:

https://risale.online/soru-cevap/dunya-ve-ahiret-meyvelerini-istemek

 


[1] Bunun için bkz: Sözler, 163-170.


Yorum Yap

Yorumlar