Bağış Yap

Sorular

"Acaba şu zaman ve dehrin şikayetinden, Sani'-i Zülcelal'in san'at-ı bediine i'tiraz çıkmaz mı?" Devamıyla Beraber İzah Eder Misiniz?

İlgili metin Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:S: Acaba şu zaman ve dehrin şikayetinden, Sani'-i Zülcelal'in san'at-ı bediine i'tiraz çıkmaz mı?C: Hayır, asla. Belki ma'nası şudur: Güya şikayetçi der ki:İstediğim emir ve arzu ettiğim şey ve teşehhi ettiğim hal ise, hikmet-i ezeliyenin düsturuyla tanzim olunan alemin mahiyeti müsteid; ve inayet-i ezeliyenin pergeliyle nakşolunan feleğin kanunu müsaid ve meşiet-i ezeliyenin matbaasında tab' olunan zamanın tabiatı muvafık ve mesalih-i umumiyeyi te'sis eden hikmet-i İlahiye razı değillerdir ki, şu alem-i imkan, Feyyaz-ı Mutlak'ın yed-i kudretinden şu ukūlümüzün hendesesiyle ve tehevvüsümüzün iştihasıyla istediğimiz semeratı koparsın. Verse de tutamaz, düşse de kaldıramaz.Evet, bir şahsın tehevvüsü için büyük bir daire-i muhita, hareket-i mühimmesinden durdurulmaz.1Sualdeki "şu zaman ve dehrin şikayeti" ile kastedilen mana; insanların saadet nuru kendilerini aydınlattığında efendilerini övmeleri, onlara karanlık çöktüğü zaman ise zamanı kötülemeleridir. Yani iyiliği reislerinden, kötülüğü yaşadıkları zamandan bilmeleridir.Sual kısmında, insanların zamandan şikayetçi olmaları Allah'ın eşsiz sanat eserlerine bir itiraz anlamına gelmez mi, diye soruluyor.Cevaben, "zamandan şikayetçi olmak Allah'ın sanat eserlerine yönelik bir itiraz içermez" deniyor. Bununla beraber, şikayetçinin demek istedikleri şöyle sıralanıyor:İnsanın bu dünyada elde etmek istediği sonuçlar, yalnız aklının ölçüsü ve hevesiyle gerçekleşmez; yaratılmış alemin düzeni buna her zaman uygun değildir. Çünkü alemin yapısı ezeli hikmetle, göklerin düzeni ezeli inayetle, zamanın akışı da ezeli iradeyle belirlenmiştir. Bu ilahi düzen, genel fayda ve maslahatları gözeten İlahi hikmete göre işler.Bu sebeple, içinde yaşadığımız bu alem, insanın istediği meyveleri her zaman kudret hazinesinden koparıp veremez. Verse bile insan onu koruyamaz; adeta önüne düşse bile kaldıramaz; çünkü bir kişinin hevesi uğruna bu büyük düzen durdurulamaz. Kısaca, Allah'ın dilemesi esastır. Kulun isteği, arzusu Allah'ın hikmetine tabidir.Hem zamanla ortaya çıkan ve insanın hevesine bağlı olan bir kısım kötülükler (içki, kumar vb.) Allah'ın razı olduğu haller değildir ki Allah'ın yarattığı "zaman" bundan sorumlu tutulsun. Halbuki hayırlar Allah'a, şerler ise nefse nispet edilir. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:Sana isabet eden her iyilik Allah'tandır; sana isabet eden her kötülük ise nefsindendir.2Şerler ve günahlar tahribat nev'indendir. Her ne kadar şer olan fiiller de Allah tarafından yaratılıyor ise de bu yaratma, insanın isteğine bağlı olduğu için mesuliyet de insana aittir. Bu yönüyle, şer olan bir şeyi yaratmak şer değil; şerri kesbetmek şerdir, şerri işlemek şerdir.Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN “ZAMAN BOZULDU, ESKİSİ DAHA İYİYDİ” SÖZLERİNE BAKIŞIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 235.Nisa, 4/79.

6.923

Kimlere Şefaat Hakkı Verilmiştir?

Burada ilk önce şefaate delil olacak ayetleri zikredelim:1. O gün, Rahman'ın katında söz ve izin alandan başkası şefaat edemeyecektir. Meryem: 872. O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Taha: 1093. Allah'ın huzurunda O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez. Sebe: 234. “İzni olmadan O'nun huzurunda kim şefaat edebilir?” Bakara: 2555. O'nun izni olmadan hiçbir kimse şefaat edemez. Yunus: 36. O'ndan başka taptıkları ilahlar (kimseye) şefaat edemezler; ancak (Allah'ı) bilerek şahitlik edenler müstesna. Zuhruf: 86 (Burada istisna edilenler İsa ve Üzeyr as ile meleklerdir.)7. Göklerde nice melekler vardır ki Allah, dilediği ve razı olduğu kimse için (şefaate) izin vermedikçe, onların şefaatleri hiçbir fayda vermez. Necm: 268. Onlar (melekler) O'nun razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler ve O'nun heybetinden korkarlar. Enbiya: 28Buraya kadar sıraladığımız ayetlerde, “şefaat olmayacak” denilmiyor. Ancak “Allah'ın izin verdiği, razı olduğu kimseler şefaat edecek” deniliyor.Peygamberimiz ve şefaat:Nisâ suresinin 64. ayetinde şöyle buyrulur:“Eğer onlar (günah işleyerek) nefislerine zulmettikleri zaman sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamber de onlar için mağfiret dileseydi, Allah'ı tevvâb ve rahîm (tevbeleri çok kabul edici ve merhamet sahibi) bulurlardı.”Muhammed suresinin 19. ayetinde de şöyle buyrulur: “(Ey Muhammed!) Hem kendi günahın için hem de mümin erkek ve mümin kadınlar için Allah'tan mağfiret dile.”Peygamberimize “mağfiret dile” diyerek yapılan emir, onun duasının kabul edileceğine işarettir. Çünkü Allah hem “mağfiret dile” deyip hem de kabul etmezlik yapmaz. Bu mağfiret isteği dünyada veya ahirette olsa fark etmez. Bunu “yalnızca dünyadaki duadır” demek de delilsiz bir iddiadır ve yanlıştır.Peygamberlerin mahşerde şefaatlerinden kasıt, onların ümmetlerinin affı için aracı olmaları, dua etmeleridir. Zaten şefaat kelimesinin dua ve aracı olmak manalarına geldiğini yukarıda zikretmiştik. “Peygamberler, mahşer yerinde dua edemezler.” demek delilsiz bir iddiadır. Üstelik ayet ve hadislere de muhalif olduğundan tehlikelidir.Maide suresinin sonunda İsa as'ın mahşerde şöyle diyeceği zikredilir: “Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onlara mağfiret edersen, şüphe yok ki azîz ve hakîm olan ancak sensin.” (Maide: 118). Bu ifadeler bir duadır. İsa as dua ediyorsa, âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed as'ın da ondan daha geniş ve şümullü, ümmetinin affı için dua etmesi ve bu duanın kabulü de inkâr edilmemelidir.Zaten “Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a (övülecek bir makama) ulaştırır.” (İsrâ: 79) ayetini âlimler şefaat olarak tefsir etmişlerdir. İmam Suyuti “Ed-Dürrü'l Mensur” adlı tefsirinde “Makam-ı Mahmud”un şefaat-i uzmâ olduğuna dair yirmi hadis-i şerif zikretmiştir. (c. 5, s. 324)Şefaat hakkındaki hadisler:Peygamberimizin kıyamet günü şefaat edeceğine dair hadisleri Buhari, Müslim başta olmak üzere pek çok hadis âlimi rivayet etmiştir. İslam âleminde en geniş hadis koleksiyonu olarak kabul edilen Kenzü'l Ummal'in 14. cildinin 390-415 ve 628-640 sayfaları arası, şefaate dair hadislerle doludur. Ve hadislerin toplamı 86 adettir. Bu 86 hadisin toplamı, kalbinde iman ve insaf olan herkese bir kanaat verecek mahiyettedir.Kettani, mütevatir hadisleri topladığı “Nazmü'l Mütenasir fi'l Ehadisi'l Mütevatir” adlı kitabında, Peygamberimiz asv'ın “Her peygamberin Allah katında makbul bir duası vardır. Her peygamber duasını dünyada yaptı. Ben ise duamı kıyamette ümmetime şefaat için sakladım.” hadisinin “Ebu Hureyre, Enes, Cabir, Abdullah b. Amr, Ubade b. Samit, Ebu Said el-Hudri, Abdurrahman b. Ebi Ukayl” tarafından sahih olarak rivayet edildiğini ve bu hadisin mütevatir olduğunu söyler.Ayrıca mahşer yerinin dehşetinde, insanların peygamberlere müracaatı ve sonunda peygamberimize gelip şefaat dileğinde bulunmalarıyla ilgili meşhur hadis 12 sahabeden nakledilmiş, mütevatir bir hadistir. Bu mevzuda tafsilat için Kettani'nin mezkûr kitabına müracaat edilebilir.Kur'ân'ı tefsir ederken Kur'ân'ı Kur'ân'la, daha sonra hadisle, daha sonra sahabe sözüyle tefsir etmek, bütün âlimlerin kabul ettiği bir usuldür. Kur'ân ayetlerini, sahih hadislere müracaat etmeden veya onlara muhalefet ederek tefsir etmek dalalettir.Hülasa; buraya kadar zikrettiğimiz ayetler ve hadisler, Allah'ın razı olduğu ve izin verdiği peygamberler ve şehidler gibi kimselerin mahşer yerinde şefaat edeceklerini apaçık bir şekilde ortaya koyuyor.