Kader

13.09.2011

9759

Şeyh Geylâninin (ks) Duasıyla Ecelin Değişmesi

"Abdulkâdir-i Geylani (ks), birisinin ecel-i mübremi hususunda meşiet-i İlâhiyeden (Allah’ın iradesinden) istimdat ve niyaz etmesiyle teehhürüne (ertelenmesine) vesile olduğunu ehli keşif haber vermişler..."

Ecel-i mübrem değişmez ecel değil midir? Ama bu cümleye göre sanki değiştirilebiliyormuş gibi zikredilmiş. Bu ifadeyi izah eder misiniz? Ve Gavs-ı Geylani'nin bu hadisesini de anlatır mısınız?

18.12.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Ecel-i mübremi, Allah'ın ilmindeki ecel diye anlamak doğru değildir. Çünkü Allah'ın ilminin değişmesi imkansızdır. Bununla kastedilen, Levh-i Mahfuzda yazılı olan eceldir. Bu ise, ecel-i muallak denilen, şartlara bağlı eceldir. Mesela sadaka, sıla-ı rahim (akraba ziyareti) ve benzeri amellerle ömrün uzaması gibi. Diğeri; ecel-i mübrem denen ve şartlara göre değişmeyen ecel, insanın asıl ecel vaktidir. Ecel denilince asıl kastedilen de budur.

Ancak Levh-i Mahfuzda yazılı, kesin ecel vaktinin, Gavs-ı Geylani Hazretlerinin duası bereketiyle bir zât hakkında değiştiği de sağlam bir surette rivayet edilmektedir. Bediüzzaman Hazretlerinin bahsettiği rivayet de hulasa olarak budur. Allah, herkesin ecelini Levh-i Mahfuz'da kat'i olarak yazdığı halde bazıları için değişmek üzere yazmıştır ve vakti gelince de değişmiştir. Bunun hikmeti ise, Allah'ın iradesinin Levh-i Mahfuz'un da üzerinde olduğunu göstermektedir. Yani Allahu Teala Hazretleri, Levh-i Mahfuz'a bağlı olarak hareket etmediğini, bu gibi, şâz denilen istisna hadiselerle göstermektedir. Hem insanı her halukârda duaya sarılmaya teşvik edip ümitsizliğe düşmemesini temin etmektir.

Sorunuzun ikinci kısmına gelince: İmam-ı Rabbanî (kuddise sirruhu) kendisinin duasıyla da olması muhakkak, yani mübrem bir belanın değiştiğini anlatır. Her iki ecelin farkını anlattığı 217 numaralı mektubun ilgili kısmı şöyledir:

Kazâ, yani Allahu Teâlâ'nın yaratacağı şeyler, iki kısmdır: (Kazâ-i mu’allak), (Kazâ-i mübrem). Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demekdir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veyâ hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir sûretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde meâlen, (Sözümüz değiştirilmez.) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, kazâ-i mübremi bildirmektedir.

Kazâ-i mu’allak için de, Ra’d sûresinde, (Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar) meâlindeki, yirmidokuzuncu âyet-i kerîme vardır.

Hocam, Muhammed Bâkî-billah “kuddise sirruh” buyurdu ki: "Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh), ba’zı kitâplarında buyurmuş ki, (Kazâ-i mübremi kimse değiştiremez. Fakat ben, istersem, onu da değiştirebilirim.) Bu söze şaşar ve olacak şey değildir, derdi. Hocamın bu sözü, uzun zamandan beri, zihnimi kurcalamıştı. Nihâyet Allahu Teâlâ, bu fakîri de bu ni’meti ihsân etmekle şereflendirdi. Bir gün, sevdiklerimden birine, bir belâ geleceği ilhâm olundu. Bu belânın geri döndürülmesi için, Cenâb-ı Hakka çok yalvardım. Bütün varlığım ile, O'na sığındım. Korkarak, sızlayarak, çok uğraştım. Bu belânın, Levh-i Mahfûzda kazâ-i mu’allak olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümîdim kırıldı.

Abdülkâdir-i Geylânî'nin (ks) sözü hâtırıma geldi. İkinci def’a olarak, tekrar sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zavallılığımı göstererek niyâz ettim. Lutf ve ihsân ederek kazâ-i mu’allakın iki türlü olduğunu bildirdiler: Birisinin, şarta bağlı olduğu, levh-i mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmiştir. İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız Allahu Teâlâ bilir. Levh-i mahfûzda, kazâ-i mübrem gibi görülmektedir ki, bu da, birincisi gibi değiştirilebilir.

Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânî'nin (ks) sözündeki, kazâ-i mübremin, bu ikinci kısım kazâ-i mu’allak olduğunu ve kazâ-i mübrem şeklinde görüldüğünü, yoksa, hakîkî kazâ-i mübremi değiştiririm demediğini anladım. Böyle kazâ-i mu’allakı, pek az kimseye tanıtmışlardır. Ya, bunu değiştirebilecek kim bulunabilir?

O sevdiğim kimseye, gelmekte olan belânın, bu son kısım kazâdan olduğunu anladım ve Hakk sübhânehu ve teâlânın bu belâyı geri çevirdiği ma’lûm oldu. Allahu Teâlâya, bunun için çok şükür olsun! O'na sevdiği ve beğendiği gibi şükürler olsun.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız