Kader

08.10.2009

12885

Kader Değişir mi? Kader, Kaza ve Ata Nedir?

Risalelerde Ata kazayı bozar, kaza da kaderi bozar ibareleri geçiyor. Burada bozmak tabiri değişmek manasında anlaşılıyor. Ama kader defteri olan Levh-i Mahfuz değişmez diyoruz. Bu nasıl olur?

19.10.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sorunuzun cevabına öncelikle kader, kaza ve atâ kelimelerinin tanımlarıyla başlayalım:
Kader: Allah’ın bütün nesne ve olayları ezelî ilmiyle bilip belirlemesidir.
Kaza: Kaderde yazılı olan olay ve hadiselerin zamanı gelince gerçekleşmesidir.

Atâ: Bir şey hakkında verilen kararın iptali ve hükmün tam olarak gerçekleşmeden affedilmesidir. Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemiştir:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenab-ı Hakkın ata, kaza ve kader namında üç kanunu vardır. Ata, kaza kanununu; kaza da, kaderi bozar. Mesela: Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın iptaliyle hükmü kazadan affetmek, ata demektir. Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, ata da kaza kanununun kat’iyetini deler. Kaza da ok gibi kader kararlarını deler. Demek, atanın kazaya nisbeti, kazanın kadere nisbeti gibidir.1

Burada anlatılan, kaderin değişmezliği kanununun asıl olmakla birlikte bazen onun da değişerek bu kanunun istisnalarının olabildiğini nazara vermektir. Allah Teâlâ Hazretleri, iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu göstermek için bazı nadir hadiselerle de olsa Levh-i Mahfuz’da yazılı olan kaderin dışında icraatlarda bulunur. Yani O’nun iradesini Levh-i Mahfuz dahi bağlayamaz. Yapacağı her şeyin orada yazılmış olması, bunları iradesiz olarak yapıyor olması manasına gelmez. Hiçbir şey Cenâb-ı Hakk’ın iradesine sınır koyamaz, icraatına engel olamaz.
Atâ kanununa örnek verecek olursak; Hz. Ali’den nakledilen bir rivayete göre, otuz yaşında iken kendisine vahiy gelen Hz. Yûnus (as) kavmine otuz üç yıl peygamberlik yapmış, fakat kendisine sadece iki kişi iman etmiştir. Yûnus (as) kavminden ümit kesince onlara beddua eder; ancak kendisine bu hususta acele davrandığı bildirilir. Kırk gün daha tebliğde bulunması emredilir, iman etmedikleri takdirde kendilerine azap ineceği haber verilir. Bunun üzerine Yûnus (as) tekrar tebliğe başlar. Otuz yedinci günde kavmine üç gün sonra azabın geleceğini, bunun alâmeti olarak da renklerinin değişeceğini söyler. Kırkıncı gün Yûnus (as) kavminden ayrılır; ancak kavmi üzerlerine azap bulutları çökünce tövbe edip iman eder, Allah da onları bağışlar. Burada Yûnus (as) peygamberin kavmine azabın gelecek olması kader, kavminin üzerine azap bulutlarının çökmesi kaza, kavminin tövbe etmesi sonucu affedilmesi ise atâ kanununa örnektir.

Başka bir örnek verecek olursak; bir insanın bir suç neticesinde yirmi yıl hapis yatacağının bilinmesi kaderdir. Suçu işleyip hapse girmesi kazadır. Mahkûmluğunun onuncu yılında af çıkıp tahliye edilmesi ise atâ kanununa örnektir. Bediüzzaman Hazretlerinin kaderin değişmesi konusundaki görüşünü ilave etmek de faydalı olacaktır. Şöyle ki:

Nasıl ki hadîs-i sahîhte vârid olmuş ki, (bazen belâ nâzil olur. Karşısına sadaka gibi bir hasene-i mühimme çıkar. Mukābele eder. Belâ ref‘ olur. O kader dahi tahavvül eder.) Hatta ecel-i mübremden ayrı olan ecel-i muallak geldiği halde, bir vesîle ile teehhur edildiğini, bir kısım ehl-i tahkîk hükmetmişler. Hatta Gavs-ı Geylânî (ks) birisinin ecel-i mübremi hususunda meşîet-i İlâhiyeden istimdâd ve niyâz etmesiyle teehhuruna vesîle olduğunu, ehl-i keşif haber vermişler.2

Paragrafta geçen "Ecel-i Mübrem" ile kastedilen, Levh-i Mahfuz’da yazılı olan eceldir. Ecel-i mübrem değişmez. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şu ayetle bildirilmiştir.

Sözümüz değiştirilmez. 3

Diğeri ise "Ecel-i Muallak" denilen, şartlara bağlı eceldir. Mesela sadaka, sıla-i rahim (akraba ziyareti) ve benzeri amellerle ömrün uzaması gibi. Bir diğeri de "ecel-i mübrem" denen ve şartlara göre değişmeyen eceldir; bu, insanın asıl ecel vaktidir. "Ecel" denilince asıl kastedilen de budur. Ancak Levh-i Mahfuz’da yazılı kesin ecel vaktinin, Gavs-ı Geylânî Hazretleri’nin duası bereketiyle bir zât hakkında değiştiği de sağlam bir surette rivayet edilmektedir. Bediüzzaman Hazretleri’nin bahsettiği rivayet de hülasa olarak budur. Allah, herkesin ecelini Levh-i Mahfuz’da kat’î olarak yazdığı hâlde bazıları için değişmek üzere yazmıştır ve vakti gelince de değiştirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu hususta şu ayet geçmektedir.

Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar. 4

Yukarıdaki ayet, "ecel-i muallak" denilen; Allahü Teâlâ’nın yaratılmasını şarta bağlı olarak takdir ettiği ve şart meydana gelince yarattığı durumları ifade eder. Bunun hikmeti ise Allah’ın iradesinin Levh-i Mahfuz’un da üzerinde olduğunu göstermektedir. Yani Allahü Teâlâ Hazretleri, Levh-i Mahfuz’a bağlı olarak hareket etmediğini, bu gibi "şâz" denilen istisna hadiselerle göstermektedir. Hem insanı her hâlükârda duaya sarılmaya teşvik edip ümitsizliğe düşmemesini temin etmektir.
Özetle anlatılan şudur: "Ecel-i mübrem", Allah’ın ilminde kesinleşmiş ve değişmez niteliktedir. "Ecel-i muallak" ise bir şarta, sebebe bağlıdır; insanların amellerine göre değişiklik gösterebilir. Allah’ın dilemesi her şeyin üstündedir. Faraza kaderde yazıyor bile olsa Allah değiştirebilir. Öyle ise O’na yalvarıp dua etmenin önünde hiçbir engel olamaz. Yalnız burada, kader defterinin değişmesi ile Allah’ın ilminin değişmezliğini karıştırmamak gerekir. Allah’ın ilmi hiçbir şekilde değişmez. O, zatı ve sıfatları ile değişmekten münezzehtir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s197

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.202

  3. Kaf 50/29

  4. Ra'd 13/39


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (3)

Ata kazayı, kaza da kaderi bozduğuna göre Cenab-ı Hak kaderde olmayan yazılmayan bir şekilde kaderi değiştiriyor. İrade ve dilemesinin herşeyin üstünde olduğunu gösteriyor. Ve bize hiçbir zaman ümit kesmememizi ve Kadir-i Mutlak olduğunu ve hiçbir kaydın kendinı bağlayamadığını ve herşeyin dizgini kendi elinde olduğunu bize bildiriyor.

22.12.2011

Levh-i Mahfuz'daki yazıların değişmesi çok çok istisna bir haldir. Bu istisnanın hikmeti yukarıda da zikredildiği gibi, Allah'ın iradesini kader defterinin dahi bağlayamayacağını ve herkesin Allah'a ümidle yalvarmasını temin etmektir. Belki bir faydası da Allah'ın veli kullarının Allah katında ne kadar büyük bir değere sahib olduğunu göstermektir. İşte bu mühim hikmetlere binaen, kader levhasında o bilgiler ilmi İlahî'de olandan farklı yazılarak bahsi geçen mühim hikmetlerin anlaşılmasına vesile olmuşlardır. Demek ki Levh-i Mahfuz'da yazılan kainat programının bazı müstesna maddeleri, başlangıçta ilm-i ezelide olandan farklı iken, vakti gelince (Mesela Şeyh Geylanî'nin duasıyla) silinip düzeltilmekte ve ilmi ilâhide olan asıl şekline gelmektedir.

06.05.2010

Kader zamanın tümünde ne varsa bilinerek yazılıyor. Gavs-ı Geylani'nin [ks] birisinin ecel-i mübremini erteletmesi de Kaderde vardı. "Şu adam şu vakitte ölecek, fakat Gavs[ks] şu vakitte onun öleceğini anlayıp ecelinin tehiri için niyaz edecek. Allah(C.C.) da kabul edip tehir edecek" gibi bir şey yazıyor olabilir. Hz. Gavs[ks]'ın ne dua edeceği de Kader'de var. Değişen bir şey olmaması lazım değil mi? Belki de Kaderin mahiyetini nereye nasıl yazıldığını tam bilmediğimiz için değişen şeyi kavrayamıyoruz.

04.05.2010

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız