Bir İnsanın Bir İnsana Ömründen Vermesi Dinen Mümkün Müdür?
Buna göre bir kimsenin kendi ömründen başka birine ömrüne bağışlaması, vermesi dinimizde var olan bir şeydir. Nice mübarek zatların başkası adına vefatı, hasta olması ya da ömründen vermesi vakıaları mevcuttur. Nitekim bu fedakarlığı ilk yapan kişi Hz. Âdem (a.s) ’dır. O ömründen 40 yıl Hz. Davud’a (a.s) vermiştir. İlgili kıssa şöyledir
Allah Teâlâ Hz. Âdemi yaratınca kıyamete kadar gelecek çocuklarını ona gösterdi.; Hz. Âdem (a.s.v) bunlar arasında nûrlu birini görünce; “Ey Rabbim bu benim evlâdımdan hangisidir?” dedi. Allahü Teâlâ buyurdu ki: “O senin oğlun Dâvûd’dur.” Âdem aleyhisselâm; “Onun ömrü ne kadardır?” dedi. Allahü teâlâ; “Altmış senedir” buyurdu. “Onun ömrünü ziyâdeleştir” deyince, Allahü teâlâ; “Hayır, ancak sen onun ömrünü artırırsan (kendi ömründen bağışlarsan) olur” buyurdu. Âdem aleyhisselâmın ömrü 1.000 sene idi. Ömründen 40 senesini Dâvûd aleyhisselâma bağışladı. Böylece bu bağışı yazıldı ve melekler de şâhid kılındı. Âdem aleyhisselâmın ömrü bitip eceli gelince, melekler rûhunu kabzetmeye geldiler. Âdem aleyhisselâm; “Daha ömrümden 40 sene var” dedi. Melekler; “Sen ömründen o 40 seneyi evlâdın Dâvûd için hibe etmiştin, bağışlamıştın.” dediler. Âdem aleyhisselâm (unuttuğu için); “Ben böyle bir bağış yapmadım” dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmın bağışladığının yazılı olduğu kitabı ona indirdi ve melekleri de şâhid olarak bulundurdu. Sonra Âdem aleyhisselâmın ömrünü 1.000 seneye Dâvûd aleyhisselâmın ömrünü de 100 seneye çıkardı.”1
Bir kişinin ömründen başka bir kimseye vermesi bilinen bir hadisedir. Büyük zatlar İslâmiyet'e hizmet gayesiyle bu gibi dualarda bulunmuşlardır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri ömrünün sekiz yılını kendisinden daha faydalı olacağına inanarak Ahmed Hüsrev Efendiye vermiştir. Bediüzzaman Hazretleri Hüsrev Efendi'nin ömründen kendine vermek istemesi üzerine şöyle buyurmuştur:
Risale-i Nur’un kahramanı Hüsrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samimi ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te’lif zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyade ve neşre faideli ise,;hayatın dahi Hizmet-i Nûriye’de benim bu azablı hayatımdan o derece faidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnuniyetle verirdim.2
Yine Hafız Ali Ağabey'in Üstad Bediüzzaman’ın yerine vefatından bahsettiği yerlerden birinde Üstad, bunun önceden beri yaşanan bir hadise olduğunu henüz ölmeden önce Hafız Ali Ağabey'e şöyle bildiriyor:
Belki sen bana yardım etmek için, eski zamanda birbirinin bedeline hasta olması ve ölmesi gibi hârika fedakârlık gösteren zâtlar gibi, benim bir parça rahatsızlığımı aldın.3
Ben merhum Hâfız Ali'yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazan böyle fedakâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti.4
Ecelin Değişmediği İle İlgili Ayet Ömürden Vermek Hakikati İle Nasıl Anlaşılır?
Öncelikle ecel ile alakalı İslam literatüründen iki kavramı izah edelim:
Eceli Muallak (Ecel-i Kaza): Bir kısım şart ve sebeplere bağlanmış henüz kesinleşmemiş ecel demektir. Ecel-i muallak, şart ve sebepleri bulunduğunda meydana gelir. Ecel-i muallakta değişme ihtimali vardır. Çünkü şart ve sebeplere bağlanmıştır. Bu değişme haşa Allah'ın (cc) ilminde olan bir değişme değildir. Meleklerde mevcut olan ilimdedir. Mahsul almak için tohum ekmenin şart olması gibidir. Hadis-i şeriflerde geçen sadaka vermenin, dua etmenin, ana-babaya iyilik etmenin, sıla-i rahimde bulunmanın ömrü uzatacağı ifade edilmiştir. Bu konu Kur'ân-ı Kerim'de şöyle ifade edilmektedir:
Allah, dilediğini siler (dilediğini de) sabit bırakır. 5
Ecel-i Mübrem (Ecel-i müsemma): Hakkında kesin olarak hüküm verilen geri dönülmez ecel demektir. Ecel-i mübremde her hangi bir değişiklik olmaz ve o, herhangi bir şart ve sebebe bağlı değildir.
Dolayısıyla bu gibi hadiseler Ecel-i Muallak kısmına girer. Ayette bahsedilen ecel ise, Ecel-i Mübrem'dir. Ecel-i Muallak ve Ecel-i Mübrem'in detaylı izahı için lütfen bakınız:
Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrâhîm es-Sa‘lebî en-Nîsâbûrî, el-Keşf ve’l-beyân ʿan tefsîri’l-Ḳurʾân (et-Tefsîrü’l-kebîr, Tefsîrü’s̱-S̱âleb, sf: 36; es-Sa‘lebî, ʿArâʾisü’l-mecâlis: Ḳıṣaṣü’l-enbiyâʾ, Kahire 1301, S.36; İbn Hanbel, no: 2708; Taberi, Tarih, 1/156; İbnu’l-esir, el-Kamil fi’t-tarih,1/47).Tirmizî, Kur'anı Tefsiri, Bab 8, Hadis no: 3076
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.1, s. 139.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 401.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 401.
Ra'd, 13/39

