RİSALE-İ NUR

27.07.2026

Cebir ve İtizalde Birer Dane-i hakikat Bulunur / Lemaat

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

03.08.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

[Cebir ve i‘tizâlde birer dâne-i hakîkat bulunur]

Fırkaların içinde hak olanlar bulunduğu gibi batıl/bidat fırkalar da mevcuttur. Hangisinin hak, hangisinin batıl olduğu ise bir kısım prensiplerle tespit edilmektedir. Bediüzzaman Hazretlerine göre bunların hak veya batıl oluşunu gösteren iki önemli ölçü vardır. Birincisi: Fırkaların hayatı ve ruhu hükmünde olan hakikatin, onların eserlerine ve yaptıkları işlere hükmetmesidir. İkincisi: Fırkanın olumlu (müsbet) yönlerinin, olumsuz yönlerinden fazla olmasıdır. Bu iki ölçü, bir fırkanın hak olduğunun göstergesidir. Eğer o fırkanın içindeki hak ve hakikat neticelerine hükmedemiyor ve olumsuz yönleri olumlu taraflarından fazla ise o meslek batıldır. Bu batıl fırkalardan ikisi: Cebriye ve Mutezile'dir.

Cebriye, insanlarda hür bir irade ve kudretin olmadığını iddia eden ve insanın rüzgarın önünde bir yaprak gibi olup her şeyi yapmaya mecbur ve mahkum olduğunu ileri süren, insanın fiillerinde insan iradesinin hiçbir rolü olmadığını düşünen fırkaya denir.

Mutezile ise insanın hür iradesini kabul eden, fakat insanın kendi fiillerini kendisinde bulunan bir kudretle meydana getirdiğini/yarattığını ileri süren fırkadır.

İşte bu iki fırka her ne kadar bozuk da olsa içlerinde bir hakikat barındırır. Çünkü meslekler, mezhepler ve fırkalar ne kadar batıl da olsalar, merkezlerinde onların hayatı veya ruhu hükmünde olan bir hak ve bir hakikat bulunur. İnsanların bu fırkalara yönelmesinin nedeni de bu hakikattir.

Ey tâlib-i hakîkat! Mâzîye hem musîbet; müstakbel ve ma‘siyet ayrı görür şerîat.

Ey olay ve nesnelere baktığında hak ve hakikati bulmak için çaba gösteren! Şeriat, geçmişi ve musibetleri ayrı değerlendirir. Bu noktada Cebriyenin bir yönüyle hak verilebilecek tarafını ele alır. Şeriat, geleceği, isyan ve itaatsizlikleri de ayrı değerlendirir. Bu noktada da Mutezile mezhebinin belli şartlar altında hak verilebilecek yönünü ele alır. Bu sayede şeriat, geçmişe ve geleceğe, musibetlere ve günahlara farklı hükümler vererek içlerindeki hakikati ortaya çıkarır.

Mâzîye, mesâibe nazar olur kadere, söz olur cebriye.

İlmi ve manevi olarak kendini geliştirmemiş halk, geçmişte yaşanmış olanlara ve insanın karşı karşıya kaldığı musibetlere kader tarafından bakar. Değerlendirir. “Kaderdir.” der. Teselli bulur. Bu teselli, onun ümitsizliğinin ilacıdır. Sıkıntısı hafifler. Yükü azalır. Kadere havale ederek kederini azaltır. Onun bu hareketi, Cebriye mezhebinin fiilleri kadere havale etmesi düşüncesine benzer. Cebriyenin bu düşüncesi, halk arasında geçmiş olaylar ve musibetlerde bu şekliyle kullanılmaktadır. Bu düşünce ise halkı ümitsizlikten kurtarmakta ve kederlerini azaltmaktadır. Çünkü geçmişte yaşanmış her şey olup bitmiştir. İlahi iradenin tecellisi gerçekleşmiştir. Halk, İlahi iradenin onayı açısından bakar. İnsan, geçmişte kendi hatalı irade beyanlarından ders almalıdır. Aynı hatalara düşmemelidir. Fakat pratikte halk, geçmişe yalnızca İlahi iradenin tecellisi noktasından bakar ve değerlendirir. Bu şekilde ümidini muhafaza eder.

Müstakbel ve meâsî, nazar olur teklîfe, söz olur i‘tizâle.

İnsan, gelecek ve günahlar konusunda elbette sorumludur. Çünkü yüce Allah, hür irade sahibi insana sorumluluklar yüklemiştir. Eğer insanın hür iradesi kabul edilmeyecek olursa yüce Allah’ın teklifi olan emir ve yasaklar, haram ve helaller, ibadetler, cennet ve cehennem anlamsız olur. İşte bu hakikatin kabulüyle insanların hür iradesinin kabul edilmesi, Mutezile mezhebinin hür iradeyi kabul etme düşüncesine bir yönüyle benzer. Bu sayede insanlar sorumluluklarını kabul ederler. İsyan ve günahlara girmemeye dikkat ederler.

İ‘tizâl ile Cebir şurada barışırlar. Şu bâtıl mezheblerde birer dâne-i hakîkat mevcûd, mündericdir, mahsûs mahalli vardır. Bâtıl olan ta‘mîmdir.1

İşte bu batıl mezhepler her ne kadar birbirlerinden ayrı olsalar da "bir hakikat barındırmaları yönüyle" benzerdirler. Hak olan Ehl-i sünnet mezhebi ise bu iki fırkanın düşüncelerini, bahsi geçen şartlara mahsus olarak bir yönüyle tatbik edebilir. Fakat her iki fırkanın uygulamalarını her yerde geçerli görmek ve genelleştirmek, batıl bir inanışa sebep verir. İnsanı dalalete atar.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 334


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız