Bağış Yap

Ahlak

06.12.2013

4192

Riya Korkusuyla Namaz Terk Edilir mi

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Çalıştığımız kurumda bir iki sene öncesine kadar namaz kılınması çok kötü karşılanırken, şimdi bazı değişiklikler sonucu namaz kılan insanların iyi makam ve mevkilerde görevlendirilmesi söz konusu. Bu sene namaza başlamayı planlayan arkadaşlarıma birtakım kötü niyetli kimseler, "Namaz kılarsanız insanların gözünde riyakar olursunuz." diyerek onları namaz kılmaktan alıkoyuyorlar. Arkadaşlarıma ne cevap vermeliyim?

09.12.2013 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İnsanların söylemlerine göre bir şeyi yapmak veya terk etmek riyadır. Fakat bir amelin riya oluşu, ancak kişinin kendi vicdanıyla tespit edilebilir. Rükünleri (kabul şartları) tam olan bir ibadet için "Batıldır, kabul olmaz." demek doğru değildir. Çünkü insanın kalbinden geçenleri ve yapılan bir ibadetin kabul olup olmayacağını ancak Allah bilir.

Sorunuzda, arkadaşlarınızı namazdan alıkoymaya çalışan kimselerin zaten kötü niyetli olduklarını vurgulamışsınız. Dolayısıyla arkadaşlarınıza, bu tarzdaki sözlere aldırış etmemelerini ve Allah'ın emri olan namazı her hâlükârda kılmaları gerektiğini söyleyebilirsiniz. Bir Müslüman ne yaparsa yapsın ve neyi terk ederse etsin; bu Allah için olmalıdır. Namaz da Allah emrettiği için kılınır. Karşılığında da Allah'ın rızası beklenir. Bundan dolayı, başkaları riyakar diyecek diye namaz terk edilmemelidir.

Bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

"Ey îmân edenler! Sizden kim dî­ninden dönerse (bilsin ki), Allah ileride (on­ların yerine) öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; ve (onlar da) O’nu se­ver­ler; (o bahtiyâr insanlar) mü’­min­lere karşı alçak gönüllü, kâfir­le­re karşı şiddetlidirler! Allah yolunda ci­hâd ederler ve hiçbir dil uza­tanın kınamasından korkmazlar!
İşte bu, Allah’ın bir ihsânıdır ki, onu (kendi lüt­fundan rızâsına yönelen kul­la­rın­dan) dilediğine verir. Çünki Allah, Vâsi‘ (ihsânı bol olan)dır, Alîm (hakkıyla bilen)dir."1

Bu ayetin bir tefsirinde müminlerin vasıfları şu şekilde anlatılmıştır:

Onlar kâfirlere karşı çetin, kendi ara­larında merhametlidirler. Mü'minin, mü'min kardeşlerine karşı yumuşak huylu ve alçak gönüllü olması; kâfir ve münafıklara karşı ise onurlu olması Allah'ın onu sevdiğinin alametidir. Bu mü'minler Allah'ın dinini yüceltmek için cihat ederler ve kendilerini kınayanların kınamasına aldırış etmezler. Çünkü onlar Allah'ın dini husu­sunda çetindirler, Allah uğrunda cihat ederken kimseden korkmazlar. İşte bu güzel vasıflarla vasıflanan kimse bilsin ki bun­lar ona Allah'ın lütfü ve yardımıdır. Allah'ın lütuf ve ihsanı bol­dur, buna kimin layık olduğunu bilir.2

İslamiyet'in ilk yıllarında, inandığı gibi yaşamaya çalışan sahabe efendilerimiz ayıplamalara ve kınamalara maruz kalmışlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de inançlarının gereğinden ötürü kimseden çekinmemeleri noktasında sahabelerini uyarmış ve onlardan söz almıştır. Yani yukarıda bahsi geçen cihat kavramı sadece kılıç ve silahla yapılan savaş hali değildir. Aynı zamanda nefis ve şeytan başta olmak üzere, müminin dinini yaşamasına engel olacak ne kadar durum varsa bunlarla da mücadele etmesidir. Bu da inanan kimseden beklenen manevi cihat halidir.

Bununla beraber meselemizle alakalı olarak, Risale-i Nur'dan da kısa bir metin paylaşmak yerinde olacaktır:

Amelinizde rızâ-yı İlâhî olmalı. Eğer o râzı olsa, bütün dünya küsse, ehemmiyeti yok. Eğer o kabûl etse, bütün halk reddetse, te’sîri yok. O râzı olduktan ve kabûl ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktizâ ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız hâlde, halklara da kabûl ettirir, onları da râzı eder.3

Yani insan bir işi yaparken “İnsanlar ne der, beni beğenirler mi, takdir ederler mi?” diye değil; “Bu iş Allah’ın rızasına uygun mu?” diye düşünmelidir. Çünkü insanların kabulü değişkendir; bugün beğenen, yarın tenkit edebilir. Fakat Allah’ın kabulü hakiki ve kafidir.

“Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse, ehemmiyeti yok” cümlesi, bütün yaratılanların memnuniyetsizliğine karşı Allah’ın rızasının yeterli olduğunu anlatır. “Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse, te’siri yok” ifadesi de insanların reddinin aslında belirleyici olmadığını gösterir.

Demek ki kulun vazifesi ihlasla amel etmektir; kabul ettirmek ve tesir yaratmak Allah’a aittir. Cenab-ı Hak dilerse, kul istemese bile insanlara da o yapılan işi sevdirir ve kabul ettirir.

Kaynakçalar
  1. Mâide, 5/54

  2. Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar neşriyat: 2/115-116

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.167

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (1)

Allah razi olsun

10.12.2013

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız