RİSALE-İ NUR

27.07.2026

Bazılara Bir An Bir Senedir / Lemaat

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

03.08.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

[Bazılara bir an bir senedir]
Fıtratların bir kısmı birdenbire parlıyor. Bir kısmı tedrîcîdir, şey’en şey’en kalkıyor.

Bir kısım varlıklar, yaratılışları gereği olaylar karşısında birdenbire gelişiyor ve parlıyor. Cevheri ortaya çıkıyor. Bu fıtrata sahip olan varlıkların istidat ve kabiliyetleri adeta kibritin yanması gibi bir anda gelişim gösteriyor. Buradan anlaşılıyor ki kendisine uygun zaman ve zemini bulan tabiatlar bir anda ilerleme kaydediyor. Diğer tabiatların bir kısmı ise zaman içinde gelişiyor. Yani tedricidir; yavaş yavaş bu kısım tabiatlar kalkıyor ve uyanıyor. Bunlar için zamana ihtiyaç oluyor. Sabır gösterenler muvaffak oluyor.

Tabîat-ı insanî ikisine de benziyor. Şerâite bakıyor. Ona göre değişir, bazen tedrîcî gider, bazen dahi oluyor barut gibi zulmânî, birdenbire fışkırıyor, nûrânî bir nar olur. Bazı olur bir nazar, fahmı elmas ediyor. Bazı olur bir temas, taşı iksîr ediyor.

Tabiat-ı insani ise hem birdenbire hem de zaman içinde gelişim gösteren fıtratların ikisine de benziyor. İnsanın ruhunda bulunan bir kısım kabiliyetler bir anda gelişim gösterirken, diğer bir kısmı da süreç içinde gelişiyor. İnsan tabiatının gelişimi bir kısım şartlara bakıyor. Ona göre değişiyor, bazen zamana ihtiyaç duyuyor. Şartlar önem arz ediyor. Zemin etkili oluyor. Mekanın katkısı oluyor. Bazen de insandaki kabiliyetlerin bir kısmı kendisine uygun zaman, zemin ve mecrayı bulduğu takdirde bir anda gelişiyor. Bu kabiliyetler, barut gibi bir anda ateş alıyor.
İnsan ruhunun derinliklerinde bulunan veya gaflet karanlıklarında gizlenen bir kısım "zulmani" kabiliyetler, birdenbire fışkırıyor, etrafını aydınlatan nurani bir nar olur. Hz. Muhammed’den (sav) önce cehalet karanlıklarında kalan insanların paslanmış ve kirlenmiş tabiatları, İslamiyet sayesinde birdenbire parladı. Yeryüzüne nur saçtı. Nurlanmış bu tabiatlar insanlık dünyasının birer rehberi oldu. İnsanların hayat yolunu aydınlatan birer kandil oldu. İnsanlara hayat yolunda birer kılavuz oldu. Kötü ortam ve şartların örttüğü kabiliyetler, İslamiyet sayesinde insanlığın ışığı oldu. Bazı zaman olur ki bir bakış, bir görüş, bir iltifat, bir dokunuş, bir nazar; kömürü elmas ediyor, taşı iksire çeviriyor. Çünkü sohbette muhataplar birbirinin duygularından etkileniyor. Bedenlerin yakınlığı, gönüllerin yakınlığını netice veriyor. Sözdeki samimiyet birbirini etkiliyor. Muhataplar, muhatap olduklarının haliyle boyalanıyor, ona benziyor.

Bir nazar-ı peygamber, birdenbire kalb eder bir bedevî câhil, bir ârif-i münevver. Eğer mîzân istersen, İslâm’dan evvel Ömer, İslâm’dan sonra Ömer.

Hz. Peygamber'in (sav) bir bakışı, kaba, merhametsiz ve mutaassıp bir bedevi cahili; bir anda medeni, kültürlü, adil, merhametli ve fazilet sahibi bir insana çevirir. Çünkü Hz. Peygamber (sav), peygamberlik sıfatıyla, Allah namına insanlara bakar, değer verir, onları muhatap alır. Peygamberlik makamından ders verir. Paslanmış tabiatları yüce Allah’tan aldığı ilahi cila ile parlatır. Eğer bir ölçüyle bu nurlanmayı anlamak istersen: İslam’dan evvel Ömer’in durumuyla, Müslüman olduktan sonra Hz. Ömer’e bakmak yeterlidir. Cehalet karanlıklarında olan Ömer, İslamiyet sayesinde adaletin en büyük timsali olup Hz. Ömer oldu.

Birbiriyle kıyâsı bir çekirdek, bir şecer. Def‘aten verdi semer, o nazar-ı Ahmedî, o himmet-i Peygamber.

İnsanların İslam öncesi ve sonrası bu iki durumu birbiriyle kıyaslandığında, bir çekirdekle bir ağacın kıyaslanmasına benzemektedir. Çekirdek gibi olan insanların tabiatları, bir anda büyük bir ağaca dönüşerek meyve verir hale geldi. İnsanlık tarihinde bir mucize olarak görülen bu değişim, Hz. Peygamber’in (sav) ilahi vahyin prensipleriyle olan bakışı ve onun (sav) gayreti sayesinde gerçekleşti.

Cezîretü’l-Arab’da, fahmolmuş fıtratları kalb etti elmaslara, birdenbire serâser. Barut gibi ahlâkı parlattırdı, oldular birer nûr-u münevver.1

Hz. Peygamber (sav), Arap Yarımadası’nda cehalet ile kömürleşmiş fıtratları değiştirdi. O kirlenmiş ve kömürleşmiş olan tabiatları, İslamiyet sayesinde birdenbire elmaslara döndürdü. Bu inkılabı gerçekleştirirken de herhangi bir zor kullanmadı. Haşa, korkutarak veya hile kullanarak yapmadı. Herhangi bir güce dayanarak gerçekleştirmedi. O, insanların akıllarına hitap etti. Davasını delilleriyle ispat etti. Kuru bir iddia ile ortaya çıkmadı. Bunun karşısında insanlar da Hz. Peygamberi (sav) akıllarının muallimi, gönüllerinin rehberi ve ruhlarının sevgilisi olarak en güzel bir surette kabul etti. Bunun sonucunda insanlar hem fikir hem de yaşantı olarak baştan başa değişti. Diri diri kız çocuklarını gömerken yürekleri sızlamayan o bedeviler, Müslüman olduktan sonra karıncayı incitmez hale geldi. Zayıf olan birinin elinden zorbalıkla ekmeğini alan o insanlar, İslamiyet’ten sonra komşusu aç iken yatamaz duruma geldi. Barutun küçük bir ateşle parlaması gibi Arap Yarımadası’nın insanları da ahlakını Hz. Muhammed’in (sav) ahlakıyla parlattı. Bu manevi ciladan sonra o insanların her biri güneş gibi oldular. Kendilerinden sonra gelen ümmete, hatta insanlık alemine nur saçtılar. Yollarını şaşırdıklarında onlara yol gösteren birer yıldız haline geldiler. İnsanlığın yüz akı oldular. İslamiyet’in temelini oluşturdular.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 334


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız