İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:
Gayr-i meşrû‘ tarîk, zıdd-ı maksûda gider
Yanlış metotlar, yollar ve yöntemler insanı amacına ve hedefine ulaştırmaz. Aksine bu yanlış metotlar, maksat ve hedefin tam tersine götürür.
اَلْقَاتِلُ لَا یَرِثُ: bir düstûr-u azîmdir. Gayr-i meşrû‘ tarîk ile bir maksada giden zât, gāliben maksûdunun zıddıyla görür mücâzât.
اَلْقَاتِلُ لَا يَرِثُ “Katil varis olamaz”1 hadisi ana kaidelerdendir. İslam dininde miras helaldir. Varislerin hakkıdır. Fakat katil, meşru olmayan bir yol ile, yani öldürmekle mirası elde etmek istemiştir. Bu yol ise haramdır. Yanlıştır. Zarardır. İslam dini de meşru olmayan bir yol ile maksadına ulaşmak isteyen bir ferdi gayesinden mahrum bırakmaktadır. Bundan dolayı katile miras yoktur.
Bu hadis-i şerif, insanlara hayatî öneme sahip bir prensip göstermektedir. O da insanın gayesine, hedefine, menziline yanlış yollarla ulaşamayacağını, mahrum kalacağını göstermektir. Doğru usuller insanı menziline ulaştırır. Meşru yollar insanı amacına götürür. Doğru yöntemler sayesinde yollar kısalır. Menzile varılır. Evet, insanın davası hak olduğu kadar usulleri, yöntemleri de doğru olmalıdır. Bundan dolayı meşru olmayan yollar insanı amacına ulaştırmaz. Aksine amacından alıkoyar. İnsanın gayesi hak olmalıdır ve bu gayeye doğru yollardan yürümelidir.
Avrupa muhabbeti gayr-i meşrû‘ muhabbet, hem taklîd ve hem ülfet, âkıbeti mükâfât, mahbûbun gaddârâne adâveti, cinâyât. Fâsık-ı mahrûm bulmaz ne lezzet ve ne necât.2
Avrupa’nın, hayatın zorluklarını kolaylaştıran, dünya ve ahiret saadetine vesile olan, emniyet ve huzuru temin eden, ilerlemeye, yenilenmeye, kendini geliştirmeye yönelik yönlerini almalıyız. Bunu “İlim Çin’de de olsa alınız3” diyerek dinimiz de teşvik etmektedir. Fakat dine, akla, örfe zıt olan hevesi, tutkuyu, hırsı, şehveti, ahiretten gafleti, yalnız eğlenceyi, nefsi okşamayı doğuran Avrupa muhabbeti, gayr-i meşru‘ bir muhabbettir. Bu muhabbet aklın ve medeniyetin gereği değildir. Gelişmekten, ilerlemekten, yenilenmekten, toplumu geleceğe taşıma kaygısından kaynaklanmamaktadır.
Dolayısıyla bu şekildeki Avrupa muhabbeti hem körü körüne taklide hem de bu yanlış yaşam tarzını kanıksamaya sebep olur. Bu muhabbetin kazandıracağı mükafat(!) ise, sevmiş oldukları Avrupa’nın kendilerine karşı gaddarane düşmanlığıdır, adavetidir. Avrupa’yı bu yönüyle sevenler, Avrupa’dan dünya-ahiret cinayetlerine maruz kalırlar. Günahları işlemekten sıkılmaz ve doğru yoldan saparlar. Fâsık-ı mahrûm olarak ne lezzet ne kurtuluş bulabilirler. Bulsalar da başlarına bela bulurlar.4
Ebu Davud, Diyetler - Diyat, h.no: 4564; Tirmizî, Ferâiz, 17, h.no: 2109; İbn Mace, Feraiz, 8, h.no: 2735.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 334.
İmam Münavi, Feyzu'l-Kadir, Lübnan-Beyrut 1972, hadis no: 1110, c. 1, s. 542.
Muhlis Körpe, Beşer, Huzur Ve Güven Ortamında..., İrfan Mektebi, Şubat 2017, Yıl: 11, Sayı: 123.

