RİSALE-İ NUR

18.04.2026

Cehil, Mecazı Eline Alsa, Hakikat Yapar / Lemaat

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

28.07.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

[Cehil, mecazı eline alsa, hakîkat yapar]
İlmin elinden eğer cehlin eline düşse mecaz, eder inkılâb hakîkate. Hem açar hurâfâta kapılar.

Mecaz, bir kelime veya ifadenin bir münasebetle gerçek anlamından başka bir manada kullanılması demektir. İlim sahibi olmayan bir cahil kişi, mecazî bir ifade duyduğunda onu hakikat yapabilir. Mecazî olarak değil, gerçek bir ifade olarak anlar. Halbuki mecaz, bütün şeffafiyeti ile hakikati göstermek için kullanılmaktadır. Yoksa hakikati gizleyen veya hakikat zannedilecek kalın bir perde değildir. Mecaz, hemen her dilde vardır. Hatta mecaz, Arapların övüncüdür. Maalesef mecazın hakikat zannedilmesi de fıtrî bir kanun gibi yaygındır.
Bediüzzaman Hazretleri dildeki mecazın öne­mini, varlığını, kullanım sebeplerini, mecazı inkâr etmenin sebeplerini ve sonuçlarını konu alan bir bölümü Zülfikar isimli eserinde açıklamaktadır. O, mecaz için şöyle bir örnek vermektedir:

Meselâ〚 اَلرّحْمٰنُ عَلَی الْعَرْشِ اسْتَوٰی1 bir temsîl ile, rubûbiyet-i İlâhiyeyi saltanat misâlinde; ve âlemin tedbîrinde mertebe-i rubûbiyetini, bir sultânın taht-ı saltanatında durup icrâ-yı hükûmet ettiği gibi bir misâlde gösteriyor.2

Yani yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, dildeki mecazı kabul etmeyen bir kısım insanlar, Allah’ı arşa oturan, eli, yüzü gibi uzuvları bulunan bir cisme benzetmek zorunda kalmışlardır.

Mecazı hakikat kabul etmek, birçok batıl ve muhal sonucu ortaya çıkarır. Her şeyi olduğu gibi kabul ederek mecazı inkâr eden adam tefrite düşüp zahiriyun3 mesleğine girer. İslam düşünce tarihine bakıldığında, mecazı inkâr etmenin sonucunda birçok batıl fırkanın meydana geldiği görülecektir. Dildeki mecazı inkâr edip her şeyi hakikat kabul eden fırkalar olduğu gibi, her şeyi mecaz olarak görüp hakikati inkâr ederek batıni4 mesleğine girenler de bulunmaktadır. Mecazı inkâr etmek tefrit ise her şeyi mecaz kabul etmek de ifrattır.
İlim ehlinin kaleminden çıkan mecaz, bir kısım hikmetler içindir. Alimler mecazı bilerek kullanmışlardır. Çünkü onlara göre bilinmesi zor olan hakikatleri anlatmak ve kabul edilmesini sağlamak için mecaz, harikulade bir vasıtadır. Mecaz, eğer ilim sahibi olmayanların eline düşse, cehaletten, uzun zamanın geçmesinden ve üstünkörü değerlendirmek gibi farklı sebeplerden dolayı insanların zihninde gerçek gibi zannedilir. Bilmeyen ve mecazı hakikatten ayıramayan insan, o zaman mecazı hakikat kabul eder. Hiçbir aslı olmayan bozuk fikirler ortaya atılır. Bu hurafelere düşmemek için belagat ilminden yardım alınmalıdır.

Küçüklüğümde gördüm ki hasf olmuştu kamer. Sordum ben vâlidemden. Dedi: Yılan yutmuştur. Dedim: Neden görünür? Dedi: Orada yılanlar böyle nîm-şeffâf olur.

Küçüklüğümde gördüm ki ay tutulmuş. Anneme sordum: "Anne, niçin ay tutuldu? Neden ay tamamen görünmüyor?" O da bana dedi: “Ay’ı yılan yutmuştur.” Ben de ona dedim ki: “Peki Ay neden hala görünür?” O da cevap olarak dedi ki: “Orada gökyüzünde bulunan yılanlar böyle yarı şeffaf olur. Onun için Ay böyle görünür. Tamamen kaybolmaz.”

İşte böyle bir mecaz, hakîkat zannedilmiş. Medâr-ı şems ve kamer tekātu‘ noktaları olan re’s ve zenebde arzın haylûletiyle bir emr-i İlâhî ile münhasif olur kamer. İki kavs-i mevhûme tinnîneyn yâd edilmiş. Hayâlî bir teşbîh ile isim, müsemmâ olmuş. Tinnîn ise yılandır. 5

İşte Ay tutulması gök bilimciler tarafından mecazi olarak yılan benzetmesiyle anlatılınca, halk o mecazi ifadeleri hakikat zannetmiştir. "Güneş ve Ay’ın yörüngelerinin kesiştiği noktalar olan baş ve kuyruğun arasına dünyanın girmesiyle ay tutulur ve sönük kalır." Yani Ay, Dünya'nın etrafında dönerken bazen Dünya'nın gölgesinde kalır. Gölgede kaldığı bu zamanlarda Ay, Güneş'ten gelmekte olan ışınları alamaz. Dünya'nın gölgesi Ay'ın üstüne düşer. Böylece Ay karanlıkta kalır ve ay tutulması gerçekleşmiş olur. Ay karanlıkta kalmasına rağmen tamamen görünmez değildir. Ayın üzerinde kırmızıya yakın bir tonda dünyanın gölgesi görülür.

Ay tutulmasını anlatmak için çizilen iki hayali çizgi, yani iki yılan anlamında bir benzetme ile yani ‘tinnîneyn’le yâd edilmiştir. Hayâlî bir benzetme ile verilen isim, o olayın adı gibi olmuş. Mecazi olarak kullanılan Tinnîn ise hakikatte bir yılan varmış gibi anlaşılmış. Halbuki gök bilimciler bu tür benzetmeleri sürekli kullanmaktadırlar. Mesela burçlar da bu tarz benzetmelerle isimlendirilerek anlatılmaktadır.
Sonuç olarak denilebilir ki cehalet, mecazın üzerinden uzun zamanın geçmesi ve üstünkörü değerlendirmeler, mecazın hakikat zannedilmesini doğurmaktadır. Bunun sonucunda oluşan batıl fırkalara, yanlış düşüncelere düşmemek için kişinin belagat ilminden yardım alması gerekmektedir.

Kaynakçalar
  1. Taha Suresi 20/5

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 101

  3. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin zâhir yani görünen manalarından başka hiçbir delil ve kıyası kabul etmeyen, mezhepleri reddeden, fakat kendi görüşlerini nass gibi, yani ayet ve hadis gibi göstermeye çalışan, Herkese ictihad yapmayı emredip "Başkasına uymak haramdır" fikrini savunan bozuk bir mezheptir. Günümüzde müntesibi bulunmamaktadır.

  4. Kur'an ayetlerinin görünen anlamlarının dışında gizli ve içsel manaları olduğunu savunan ve bu mananın ancak masum bir imam aracılığıyla öğrenileceğini öne süren bozuk bir mezheptir.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 342


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız