[Şöhret zâlimedir]
Şöhret bir müstebiddir, sâhibine mal eder başkasının malını.
Şöhret bir despottur, bir zorbadır. Hükmü altındakilere baskı uygular. İnsanın malı olmayan şeyi de kendisine mâl eder. Çünkü insanın tabiatında garip ve değerli olanı asil göstermek arzusu vardır. Bunun için de onu meşhur olan bir şeyle veya şöhreti olan biriyle irtibatlandırır. Ona ait olduğunu gösterir. Ta ki malına müşteri olanlar çoğalsın, sözleri değer bulsun, gelecek eleştirilerin önü tıkansın.
İnsanlar şöhret sebebiyle tarihî birikimlerini, emeklerini veya milletin kazanımlarını bir şahsa mal ederler. Hakikatte o meşhur insan, kendisine aitmiş gibi gösterilen her şeyi reddetmelidir. Kabul etmemelidir. Üzerine almamalıdır. “Benim eserimdir.” dememelidir. Aksi halde insanların zihninde garip bir hal alacaktır. Çünkü insanın her işi mükemmel yapabilmesi için her özelliği mükemmel olmalıdır. Lakin bu da bir insan için mümkün değildir.
Meşhûr Hoca Nasreddin letâifi içinde, zekâtı asıl malı.
Eğer isterseniz Meşhur Hoca ve Molla Nasreddin Efendiye sorunuz:
- Sana ait olduğu söylenen, işittiğimiz bu garip sözlerin hepsi senin midir?
Elbette şöyle cevap verecektir:
- Şu sözler ciltleri dolduruyor. Epeyce ömür ister. Zira bütün konuşmalarım ibretlik, harika sözlerden değildir. Ben hocayım. Onların zekatını da bana verseniz razıyım ve bana yeter. Fazlasını istemem. Zira zarafetimi tabiilikten çıkarıp yapmacık hale getiriyor.
İşte koca Nasreddin Hoca'nın nükteli sözleri içinde, ona aitmiş gibi gösterilen sözlerin zekatı, yani kırk tanesinden bir tanesi, onun asıl malıdır. Diğerleri, şöhretinden dolayı ona nispet edilmiş sözlerdir.
Rüstem-i Sistani, onun hayâl-i şânı, gāret etti bir asır mefâhir-i İrânı. Gasb ve gāretle şişti o nâmdâr-ı hayâlî, hurâfâta karıştı. Attı nev‘-i insanî.1
Mesela İranlıların hayal dünyasındaki Rüstem-i Sistânî isimli adama baksan: Cesaretteki şöhretinden dolayı onun hayallerdeki şanı ve şerefi, İranlıların gururlanacağı her ne varsa yağmalayıp gasp etmiş, kendine mal etmiş. İranlıların cesaret konusundaki bütün övünülecek şeyleri, şöhreti sayesinde ona dayandırmalarıyla Rüstem’i o kadar şişirmişler ki, hayalî bir kahraman haline gelmiş. Bir kısım gerçek olamayacak hurafeler de ona hayalen yaptırılmış. Sonunda âdeta insan olamayacak derecede olağanüstü bir varlık şekline sokulmuş.
Hakikati arayanlar için şöhret konusu son derece önem arz etmektedir. Çünkü hurafeler düşünce dünyasına, toplumsal hafızaya, örf ve âdetlere şöhret kapısıyla girmektedir. Araştırmanın, tahkik etmenin, incelemenin, derinlemesine değerlendirmenin ve eleştirmenin önündeki en büyük engel şöhrettir. Gerçekte hak ve hakikat zengindir. Asilzade gösterilmeye muhtaç değildir.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 342

