RİSALE-İ NUR

18.04.2026

12

Zaaf, Hasmı Teşcî‘ Eder; Allâh Abdini Tecrübe Eder; Abd, Allâh’ı Tecrübe Edemez / Lemaat

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

24.05.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

Zaaf, hasmı teşcî‘ eder;

İrade zayıflığından, kararsızlıktan kaynaklanan güçsüzlük, düşmanı yüreklendirir, cesaret verir.

Allâh abdini tecrübe eder; abd, Allâh’ı tecrübe edemez.

Allah, kulunu imtihanlarla tecrübe eder. Onun kabiliyetlerinin ve manevi makamının artması, kulluk vazifesini yerine getirmesi için onu imtihan eder. Bazen nimetlerle, bazen de musibetlerle kulunu sınar. Fakat kul, Allah'ı imtihan edemez. Kul, Allah'ın kendisinden istediği vazifeleri yerine getirmelidir. Gerisini ise Cenab-ı Hakk'a bırakmalıdır. "Acaba ben şöyle yapsam, bakalım Allah ne yapacak?" gibi bir tavra girmemelidir. Yahut Cenab-ı Hak, din düşmanlarıyla mücadele etmeyi emretmişken, kul onlara karşı zaaf göstererek veya korkarak dine hizmet gayesi güdemez.

Ey hâif ve hem zayıf! Havf ve zaafın beyhûde, hem senin aleyhinde te’sîrât-ı hârici teşcî‘ eder, celb eder.

Ey korkak ve zayıf olan insan! Korkman ve zayıflık göstermen boştur. Sana bir getirisi yoktur. Aksine bu korku ve zaafın, sana düşman olanları gözünde büyütmene sebep olur. O düşmanlarını da hem cesaretlendirir. Hem de onları daha fazla üzerine çeker. Siperinde kalıp düşmana karşılık veren askerlere karşı düşmanın hücuma kalkması zordur. Fakat siperini terk edip kaçmaya başlayan bir orduya karşı en aciz düşman bile kendinde bir cesaret bularak hücuma geçer. Bu yüzden savaşta en fazla zarar görenler, siperini terk edip kaçmaya çalışanlar olmuştur.

Düşmana karşı acziyet göstermesen, düşman senden çekinir. "Bir dayanağı var galiba. Temkinli olalım da bize zarar vermesin." diye düşünür. Saldıramaz. Ama korkaklığını veya acziyetini düşmana sezdirirsen, bu sefer düşman, senin güçsüz olduğunu tam olarak anlar. "Şimdi saldırsam hiçbir şey yapamaz." diye düşünür. Tam bir cesaret ve güçle saldırıya geçer. Zaten sen de korkaklığın yüzünden inancını yitirmiş ve ona karşı duracak kuvvetin varsa da o kuvveti kullanamaz bir hâlde düşmanına yakalanırsın.

Ey vesveseli vehhâm! Muhakkak bir maslahat, mazarrat-ı mevhûme için fedâ edilmez.

Ey vesveseli ve çok kuruntulu insan! Korku insanî iken, kuruntu insanî değildir. Korku, hayatı korumak için verilmişken, kuruntu ise ıstırap verir. Korku, gereken tedbirleri aldırırken, kuruntu ise insana lüzumsuz tedbirler aldırır. İnsan şunu iyi bilmelidir: Elde edilmesi kesin olan bir fayda, sırf kuruntu sebebiyle başına gelmesinden korktuğun bir tehlikeden dolayı terk edilmez. Bir işin yapılmasında elde edilecek muhakkak bir fayda varsa, yapılmalıdır. Kuruntu ile olacak sanılan tehlikeden dolayı o iş terk edilmemelidir. Mesela insan, yemek boğazına takılacak kuruntusuyla yemek yemese, aç kalacağı ve perişan olacağı muhakkaktır. Yemeğin insanın boğazına takılacak olması bir ihtimaldir. Fakat yemediğinde aç ve perişan olacağı muhakkaktır. Dolayısıyla insan, boğazımda yemek kalır kuruntusuyla yemek yemeyi terk edemez.

Sana lâzım hareke, netice Allah’ındır. İşine karışılmaz.

İnsanın vazifesi; üzerine düşeni tam olarak yerine getirmektir. Emek vermektir. Terlemektir. İşi usulüne uygun işlemektir. Çalışmaktır. Kararlılıkla işin üzerine gitmektir. Emeğinin neticesini vermek ise Allah’a aittir. Allah’ın (cc) işine karışılmaz. Çünkü O’nun işine karışmak beyhudedir. Hayatı acılaştırır. Hayat yükünü ağırlaştırır. Çünkü hiçbir kulun gücü, emeğinin neticelerini vermeye yetmez. Bir ekmek için dünyayı güneşin etrafında döndürmeye kimin gücü yetebilir ki? Bulutlardan suyu sıkmaya hangi kulun kudreti yetişir? Kimin iradesi mahlûkatı el ele, omuz omuza verdirip çalıştırabilir ki o ekmeği yedirebilsin? Kısacası kul, kendi işine bakmalıdır.

Allâh çeker abdini meydân-ı imtihâna. Böyle yaparsan eğer, böyle yaparım ben, der. Abd ise hiç yapamaz Allah’ını tecrübe. Rabbim muvaffak etsin, ben de bunu işlerim dese, tecâvüz eder. Îsâ’ya demiş şeytan: Mâdem her şeyi o yapar, kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at, o da sana ne yapar. Îsâ dedi: Ey mel‘ûn! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihân.1

Allah (cc), abdini (kulunu) imtihan meydanına çeker. İmtihana tabi tutar. Çünkü O, Allah’tır (cc). Her şeyin sahibidir. Mülk O’nundur. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Cenab-ı Hak, kullarına hesap sorar fakat hiç kimse O’na hesap soramaz. O’nu yaptıklarından sorumlu tutamaz. Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir:

لَا يُسْأَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ
“(O,) yapmakta olduğundan sual olunmaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir.” 2

Yüce Allah (cc), kuluna: “Ey kulum! Böyle yaparsan eğer, böyle yaparım ben.” der. Fakat kul, Allah'ı imtihan edemez, tecrübe edemez.

Kul, "Rabbim muvaffak edeceğini göstersin de ben de ona göre hareket edeyim." dese, haddini aşmış olur. İnsan; çalışmak, terlemek, emek vermek, kazanmak için Allah’ın (cc) vereceği başarıyı şart olarak ileri süremez. Sürmemelidir. Çünkü insanın vazifesi çalışmaktır. Bu konuyu aydınlatan güzel bir örnek "Edebü’d-Dünya ve’d-Dîn" isimli kitapta şöyle anlatılmaktadır:
Şeytan, Hz. İsa’ya (as) şöyle demiş: “Madem her şeyi O yapar, ecel birdir, kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at, O da sana ne yapar?” Yani, “Ya Rabbi! Madem kaderime şu an ölmeyi yazmadın. Hadi ben atlayayım da görelim bakalım, sen beni hayatta tutabilecek misin?” manasına gelen vesveseyi vermek istemiş şeytan. Hâlbuki bu surette bir düşünce ve tavır, edebe yakışmaz. Kulluğun manasına zıttır. Hz. İsa (as), kulun Rabbini imtihan edemeyeceğini bildiği için şeytanı susturmuş. Bunun, Allah'a karşı edepsizlik olduğunu ifade etmiş.

İnsan, kendi üzerine düşeni yapmalıdır. Mesela cihat etmekle vazifeli bir komutan, ordusunu en iyi surette hazırlamakla, mümkün olan silahların en iyisiyle donatmakla vazifelidir. Fakat en iyi orduların dahi hem sayı açısından hem de teçhizat açısından geride olan ordulara yenildiği de vâkidir. Bu yüzden "Biz zafer ile değil, sefer ile mükellefiz." denilmiştir. Üzerimize düşeni en güzel surette yapmaya çalışırız. Neticesini Allah’tan bekleriz. Haşa! "Neticeyi vereceksen ona göre hareket edelim." diyemeyiz.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 343.

  2. Enbiya, 21/23


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız