RİSALE-İ NUR

27.07.2026

Yalan, Bir Lafz-ı Kafirdir / Lemaat

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

02.08.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

[Yalan, bir lafz-ı kâfirdir ]

Yalan söylemek, küfre ait bir sıfattır ve küfrün temelidir. Çünkü yalan da küfür gibi temelsizdir; adem yani yokluk üzerine bina edilmiştir. Hem küfür yani inkâr, yalan üzerine bina edilmiştir. Zira yalanlayanlar, kâfirlerdir. Allah'ı, ahiret gününü, kitapları ve diğer iman esaslarını yalanlayarak kabul etmeyenler, kâfirlerdir.

Bir dane sıdk, yakar milyonla yalanı. Bir dâne-i hakîkat, yıkar kasr-ı hayâli.

Bir tane doğru söz, milyonlarca yalanı yıkar. Bir tane gerçek, hayali bir sarayı yıkar, bitirir. Hakikat, sayı çokluğundan kuvvet almaz. Sayı karşısında yıkılmaz. Gücü elinde tutan binlerce papaz dünya düz dese, bir Birûnî çıkar, Dünya'nın yuvarlaklığını ispat eder. Hakikat ortaya çıktıktan sonra, ortaya atılan yalanların, hurafelerin çok olmasının bir anlamı kalmaz. Ateş karşısında bir odun çöpü gibi olurlar. Bir parça hakikat ateşi, binlerce hurafeyi, yalanı yakar, bitirir.

Sıdk büyük esastır, bir cevher-i ziyâlı.

İslamiyet ve akla göre sıdk, her yerde, her zaman ve her şeyde büyük bir esastır. O, parlak bir cevherdir. Evet, İslamiyet’in esası doğruluktur. İmanın özelliği doğruluktur. İnsanı, maddi manevi bütün kemalata ulaştıran doğruluktur. Güzel ahlakın hayatı doğruluktur. İlerlemenin ve gelişmenin zembereği doğruluktur. İslam dünyasının nizamı doğruluktur. İnsanlığın cevherini ortaya çıkararak insanları gerçek insanlık mertebesine ulaştıran doğruluktur. Sahabeleri, peygamberlerden sonra insanların en üstün konumuna getiren doğruluktur. Muhammed-i Hâşimî aleyhissalâtü vesselamı tüm insanların en üstün makamına taşıyan doğruluktur.

Yeri verir sükûta, eğer çıksa zararlı. Yalana yer hiç yoktur, çendân olsa fâideli. Her sözün doğru olsun, her hükmün hak olmalı. Lâkin hakkın olamaz her doğruyu söz etmek. Bunu iyi bilmeli.

İnsan, doğru konuşması halinde, bu konuşmasının faydadan çok zarar vereceğini düşündüğünde, artık konuşmak yerine suskunluğu seçmelidir. İnsan konuştuğunda ya doğru konuşmalı yahut susmalıdır. Asla yalana müsaade yoktur. Öyle ki yalan, faydalı dahi olsa, söylemeye izin yoktur. İnsanların faydasını gözeterek dahi olsa yalan söylenemez. İnsanın her sözü doğru olmalı, her kararı hak üzere bina edilmeli. Lakin bilmeliyiz ki her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. Konunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek verelim: Ağır hastalığı olan birine gidip "Benim akrabalarımdan birisi de bu hastalığa yakalandı. Kurtulamadı ve sonunda da öldü." demek büyük bir hatadır. Akrabalarından birisi aynı hastalıktan ölmüş olabilir. Bu doğrudur. Fakat hastaya ümit vermek yerine moralini bozacak ve kötüye gitmesine sebep olacak şeyler söylemek doğru değildir. Yine kalabalık bir ortamda, kıyafetini beğenmediğiniz birine, "Bu nasıl kıyafet... Hiç beğenmedim." demek doğru değildir. Kıyafeti gerçekten çok kötü olsa da doğru değildir.

[خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرَ] kendine düstûr etmeli.

خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرَ yani insan, Cenab-ı Hakk'ın koymuş olduğu ölçüler çerçevesinde, bir şeyin iyisini, temizini ve doğrusunu almalı. İnsanı maksadına götürmeyen ve keder veren şeylere başvurmamalıdır. İnsan doğruya müşteri olmalı ve yalandan kaçmalıdır. İşte insan, kendine bunu düstur etmelidir.

Güzel gör, hem güzel bak, tâ güzel düşünmeli. Güzel bil, hem güzel düşün, tâ lezîz hayatı bulmalı.

Evet, insan, güzel görmek ve güzel bakmak için imanın güzelliğinden istifade etmeli. Zira iman, Allah namına, ilahi hikmet yönünden bakmayı öğretir. Bilmediği, hikmetini anlayamadığı işlerde de "Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler" demeyi öğrenir insan. Yüreğindeki iman kemale erdikçe insan güzel düşünmeye başlar. Güzel düşünen insan, hayatından lezzet alır. Allah’tan gaflet ederek etrafına bakan insan ise birçok güzelliği göremez. Gördüğü olumsuzlukların hikmetini bilemez. Hayatı da keder içinde devam eder. Sürekli şikayet eder. Yararsız eleştiriden başka bir söz etmez olur. Geçmişte hiç iyi bir şey olmamış gibi konuşurken, geleceğe de tamamen karamsar olarak bakar. Geçmişte ve gelecekte olumsuzluktan başka bir şey göremeyen böyle bir insanın elbette hayatından lezzet alması söz konusu olamaz.

Hayat içinde hayattır hüsn-ü zan da emeli, sû’-i zanla yeistir saâdet muharribi, hem de hayâtın kātili.1

Evet, her şeyde güzel tarafı görmek, musibetleri dahi hayra yormak, olaylara teslim olmayarak her daim ümit sahibi olmak hayatın hayatıdır. Gerçek hayatın ta kendisidir. Sürekli olumsuzlukları görüp şevkini kırmak, ümidini yitirmek, çalışma azmini kaybetmek ise geleceğe tamamen karamsar olarak bakmamıza yol açar. Dolayısıyla bu zan ile hayatına devam eden kişinin hayatı, iyi, güzel, hayır yönüyle ölüdür. Öyle ki hayat ona bir yüktür ve Dünya'ya elem ve ızdırap çekmek için gelmiştir.

Saadeti yıkıp mahveden, onun yerine keder, acı, gözyaşı döktüren iki illettir. Birincisi: her şeyi kötüye yormaktır. Her şeyin kötü tarafını görmektir. Yalnız olumsuz yönlerine bakmaktır. Kötü düşünmektir. İkincisi: ümidini yitirmektir. İleriye baktığında umutsuzluğa düşmektir. Bu iki illet, hayatın katilidir. Mutluluğun düşmanıdır. Evet, insan Allah’tan gaflet ederse, imanın prensipleriyle etrafına bakmazsa, olayları başıboş ve tesadüf eseri zannederse, her şeyi kötüye yorar. Umudunu kaybeder. Her yolu çıkmaz sokak görür.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.335.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız