Hüsrev Efendi’nin Namazı
Allahu Teala Kur’an’da mü’minlerin sıfatlarını sayarken mü’minlerin namazları hususunda şöyle buyurmaktadır:
Onlar ki namazlarında huşu içindedirler.1
Resul-i Ekrem (asm) da ihsan makamını şöyle tarif buyurmaktadır:
Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor.2
Bediüzzaman Hazretleri, namaz esnasında mü’minlerin taşıması gereken halet-i ruhiyeyi şöyle izah eder:
(Allah’ın) nihayetsiz rahmetinin iltifatına iltica edip (sığınıp), hesapsız nimetlerine
karşı şükür ve hamd ederek, izzet-i rububiyetine karşı (Rabliğinin yüksek makamı
karşısında) zelilane (alçalarak) rükua gidip, sermediyet-i uluhiyetine (İlahlığının
devamlılığına) karşı mahviyetkarane (tevazuyla) secde ederek, hakiki bir teselli-i kalb,
bir rahat-ı ruh bulup huzur-u kibriyasında (büyüklüğünün huzurunda) kemerbeste-i
ubudiyet olmak (kulluğa el bağlamak)3
Hayatı boyunca arkasında namaz kılan pek çoklarının şehadetiyle Bediüzzaman Hazretleri, burada tarif ettiği gibi ulvi, hazin ve mahviyetkarane duygular içerisinde namaz kılardı. Namaza başlarken aldığı tekbirin manevi azametiyle, bulundukları odanın titrediğine pek çokları şahid olmuşlardır. Bediüzzaman Hazretleri, kendisine Cenab-ı Hakk’ın mahza bir lütfu olarak gördüğü bu kulluk halini Mektubat Mecmuası’nda tahdis-i nimet sadedinde şöyle izah eder:
Ubudiyet (ibadet) vaktinde dergah-ı ilahiyeye müteveccih olduğum vakit, Cenab-ı
Hakk’ın ihsanıyla bir şahsiyet veriliyor ki, o şahsiyet bazı asarı (halleri) gösteriyor. O asar,
mana-yı ubudiyetin esası olan: ‘Kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile dergah-ı ilahiyeye iltica etmek’ noktalarından geliyor ki; o şahsiyetle, kendimi herkesten ziyade bedbaht, aciz, fakir ve kusurlu görüyorum. Bütün dünya beni medh ü sena etse, beni inandıramaz ki ben iyiyim ve sahib-i kemalim.
Risale-i Nur’un ders verdiği ve Bediüzzaman Hazretleri’nin bizzat tatbik ettiği; Allah’ın huzurunda huşu ve huzu ile namaz kılma hali, başta saff-ı evvel talebeler olmak üzere Hafız Ali, Hulusi Yahyagil ve Tahiri Mutlu Efendiler ve emsali Nur Talebeleri’nde de müşahede olunmaktaydı.
Bu nevden olarak Bediüzzaman Hazretleri’nin “Risale-i Nur’un kahramanı” unvanını verdiği Hüsrev Efendi de namazlarını huşu içerisinde ve tam bir huzur haliyle kılardı. Arkasında namaz kılan bütün talebeleri buna daima şahid olmuşlardır. Hüsrev Efendi’nin arkasında namaz kılarken aldıkları feyzi başka hiçbir yerden almadıklarını söylemektedirler. Tekbir almadan önce huzur arardı. Huzur bulmadan namaza durmazdı. Bazen birkaç dakika huzur buluncaya kadar “Estağfirullah, estağfirullah” diye istiğfara devam ederdi, sonra tekbir alırdı. Aynen kendi talebeleri gibi, ziyaretine gelen bazı kimseler dahi onun fevkalade feyizle kıldığı namazlara şahid olup nakletmişlerdir. Bunlardan birkaçı şöyledir:
Mustafa Sungur anlatıyor:
Hüsrev Ağabeyin namaz kılması muhteşemdi. Kılarken iki büklüm oluyor, Fatiha’yı ve diğer sureleri tane tane ve yürekten okuyordu. Bir keresinde namaz kılarken dışarıdan gelen gürültüler huşuunu engellemişti. Birkaç kez namaza durdu, tekrar bozdu. En sonunda gaz ocağını yaktı ve onun çıkardığı ses, dışarıdan gelen gürültüyü bastırdığı için huzurla namazını kıldı.4
Ali Tunç anlatıyor:
Üstad’ın vefatından sonra dedemle beraber Hüsrev Ağabey’in ziyaretine gitmiştik. Öğle,
ikindi ve akşam namazlarını arkasında kıldım. O güne kadar pek çok alimler, veliler görmüş, arkasında namaz kılmıştım. Hatta pek çok Nur Talebesi ağabeyin arkasında da namaz kıldım. Fakat Hüsrev Ağabey’in arkasında kıldığım namazda okuduğu Fatiha, zamm-ı sure ve o namazdan aldığım heybet ve lezzeti hiçbirinden almadım.5
Sıddık Dursun anlatıyor:
Gerçekten birinci safta yer alan, Üstad’ın “benim yerimde” deyip iltifatına mazhar olan bir zatla (Hüsrev Efendi’yle) görüşmenin kolay olmayacağı şuuru içerisinde kapıyı çaldım. Kapıyı açtıklarında büyük bir muhabbet ve şefkatle karşılandım. Kalabalık bir cemaat vardı ve dizleri üzerinde oturuyorlardı. Kemal-i tazimle ellerini öptüm ve kendimi takdim ettim. Memnuniyetini izhar ettiler ve sohbetlerine devam ettiler. Çok uzun sohbet ettiler. Şunu itiraf edeyim ki, o sohbet ederken gerçekten ben başka bir dünyaya gittiğimi zannettim. Farklı bir alemde seyahat ediyordum. O halet-i ruhiyeyi burada anlatmak mümkün değil. Çünkü o alem yaşanır, anlatılmaz. Aradan saatler geçmişti. İkindi namazı gelmişti. İkindi namazını kılmak için saf tuttuğumuzda, imamlığa geçtiğinde hayatımda o kadar huzurlu namaz kılmak nasip olmamıştı. Büyük bir huzur ile “Allahu Ekber” deyince ayakları sabitti ve fakat vücudu hareketliydi. İkindi namazı kılıyorduk. Derinden bir ses edasıyla okuduğu Fatiha duyuluyordu. Namaz bittikten sonra o huzuru bir daha bulmadım, diyebilirim. Beş saate yakın sohbetimiz devam etti.6
Mü’minun Suresi, 23/2
Buhari, İman, 37
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.27
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1240
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1241
Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1241

