Soru

Tulu Emel İnsanı Nasıl Riyaya Sevk Eder

"İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir."

Tul-u emel nasıl olur da insanı riyaya sevk eder. Tul-u emel ile riya arasında nasıl bir bağlantı var? Tul-u emel insanı dünyaya sevk eder de riyaya nasıl bulaştırır?

Tarih: 30.04.2020 07:11:48
Okunma: 363

Cevap

Burada tul-u emelin; ihlası zedelediği, riyaya ve dünyaya sevk ettiği ifade edilmiştir. İhlası zedelediği ve dünyaya sevk ettiğinin anlaşıldığını fakat riyaya nasıl sevk ettiğini sormuşsunuz.

Kısa cevap: Kendisini beğenen ve beğendirmek isteyen insanlar bu özelliklerini sergilemek ve sahnelemek için insanların takdirlerini ve alkışlarını arzu ederler. Bu halin hep devam etmesini ve bunun için de dünyada çok uzun seneler yaşamayı isterler. Böylelikle onların kalplerinde dünya sevgisi kök salarak ahirete karşı bir iştiyak uyanmaz. İşte  duygu kişiyi başta dünya sevgisi ve kibir gibi kötü yollara sevk edip onu kör ve sağır ederek Allah (c.c)ın yolunu ve onun rızasını kaybetmesine sebep olur.

Biraz genişçe bir cevap:

Riya lügat olarak gösteriş, iki yüzlülük saygınlık kazanma, çıkar sağlama gibi dünyevî amaçlarla kendisinde üstün özellikler bulunduğuna başkalarını inandıracak tarzda davranma ve de ihlâs ve sıdk kavramlarının zıttı ve karşıtı [1] olarak kullanılmıştır.

Şimdi riya ile “tul-u emel” arasında nasıl bir bağlantı olduğunu ve riyanın nasıl olup da insanı kandırıp uzun yaşama arzusuna sevk ettiğini inceleyelim.

Bilindiği gibi riyakâr davranışlarda Allah (c.c) ın rızası yoktur. Ama başkalarının beğenisini ve takdirini kazanma amacı vardır. Bu amacı taşıyan insanlar demek ki kendilerinde birçok güzellikler, üstün vasıflar ve yüksek hasletler görmektedirler. Böyle olmayan biri kendisini insanlara karşı beğendirmeye onların takdirini kazanmaya çalışamaz. İnsanlar kendilerindeki bu kabiliyetlerin bilinmesini görünmesini ve fark edilmesini istiyorlar. Bu da onlar için bir övünme gurur ve kibir olup yanlışa düşmelerine sebep oluyor. İşte kendisinde yüksek kabiliyetler gören bu insanlar bu kabiliyetlerinin sürekli devam etmesini arzu ediyor ve onları hiçbir zaman kaybetmek istemiyorlar. İşte riyakâr bir adam kendisini riyaya sevk eden vasıfları ile onların kendisinde hep var olmasını istiyor onların kaybolmasını arzu etmiyor gönlü buna razı olmuyor. Bu yeteneklerini insanlara her zaman arz ederek bunun fani ve zehirli zevkiyle zevklenmek istiyor. Ölmek ve elindekileri kaybetmekten adeta ödü patlıyor. Eğer ölürse o zaman bu yeteneklerini sahneleyecek, sergileyecek bir ortam bulamayacak takdir ve alkış da alamayacaktır. Bundan dolayı kendisini beğenen, beğendiren ve beğendirmekten lezzet alanlar hep insanların nazarına göre hareket edip onların övgü ve alkışlarına meftun olarak fani ücretlere razı olmaktadırlar. Bu toz pembe rüyanın da hiçbir zaman bitmesini ve sonlanmasını da istemiyorlar. Tüm bunlar onların şiddetle dünyaya bağlanmalarına ve onu arzu etmelerine sebep olmaktadır. İşte riyanın bu yönü insandaki tul-u emel duygusunu azdırıp onun gönlünde kök salarak Allah’ı (c.c) unutturup onun rızasına kavuşmayı arzu ettirmemektedir. Allah (c.c) rızasını elde etmek ve ona kavuşmak isteği kaybolup gitmektedir.

 



[1] TDV RİYA Md.


Yorum Yap

Yorumlar