Âyet-i kerimelerde Peygamber Efendimizin (sav) teşri, yani hüküm koyma salahiyetinin olduğu açık ifadelerle belirtilmiştir. İlgili âyetler şunlardır:
Allah ve Resulü bu işte hüküm verdiği zaman, artık mümin bir erkek ve kadının o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.1
Hayır, Rabbine yemin olsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.2
Bu yüzden Allah Resulünün emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine acı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar. 3
Peygamber size neyi verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan sakının. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın azabı çetindir. 4
Ayrıca Peygamber Efendimizin (sav) din hakkında söylediği hükümler şu âyet-i kerime ile güvence ve emniyet altına alınmıştır:
Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip onu savamazdınız.5
Bunlarla beraber namazın hangi vakitte, kaç rekât olacağı ve nasıl kılınacağı; namazı bozan ve bozmayan şeyler; hangi maldan zekâtın ne kadar verileceği; orucun miktarı, orucu bozan ve bozmayan şeyler; hacla ilgili bazı uygulamaların nasıl olacağı… ve daha pek çok konuyla ilgili hükümler Kur’ân’da açıklanmamıştır. Fakat bunlarla ilgili uygulamaları biz Sevgili Peygamberimizin (sav) hadislerinden ve sünnetinden öğreniyoruz.
Yukarıdaki âyetten de anlaşılacağı üzere Peygamber Efendimizin (sav) Kur’ân’da olmayıp ortaya koyduğu haramlar, helaller ve ibadetlerle ilgili hükümler, Sevgili Peygamberimizin (sav) teşri görevinin var olduğunu ispat eder. Sevgili Peygamberimiz (sav), Kur’ân’da olmadığı hâlde bu hükümleri beyan ettiği, fakat buna rağmen gücü ve kuvveti alınmayıp şah damarı kesilmediğine ve sağlık ve afiyet içinde bir ömür geçirdiğine göre, dinî meselelerde kendinden konuşmadığı, vahyin yönlendirmesiyle hareket ettiği anlaşılmaktadır. Aksi takdirde Sevgili Peygamberimizin (sav) hayatının devam etmesi mümkün olmaz ve hiç kimse de buna mâni olamazdı. Başka bir âyette şöyle buyrulmaktadır:
...Ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.6
Başka bir âyette de şöyle buyrulmaktadır:
O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak bildirilen bir vahiy iledir. 7
Demek Peygamber Efendimiz (sav), uygulamalarında vahye tabi olmuş ve Kur’ân’da tafsilatıyla bulunmayan bu gibi hükümleri, teşri (hüküm koyucu) vazifesini yine vahy-i gayr-ı metlüvün yönlendirmesiyle ortaya koymuştur.
DEĞERLENDİRME
Yukarıda izahlardan açıkça anlaşılıyor ki Peygamber Efendimizin (sav) dinde teşrî vazifesi vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah ve Resûlü'nün verdiği hüküm karşısında mü’minlerin başka bir tercih hakkı bulunmadığı, ihtilâflarda Resûlullah'ın hükmüne tam teslimiyet göstermenin îmânın bir gereği olduğu ve onun emrine muhalefetten sakınılması gerektiği açıkça bildirilmiştir. Ayrıca “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının” emri, Resûl-i Ekrem’in (sav) dinî hükümleri tebliğ ve beyan etmekle beraber, vahyin rehberliğinde bağlayıcı hükümler ortaya koyduğunu göstermektedir. Namazın rekâtları, zekât nisapları, orucun ve haccın birçok tafsilâtı Kur’ân’da ayrıntılı şekilde yer almamış; bunlar Sünnet-i Seniyye ile açıklanmıştır. Bu da Peygamber Efendimizin (sav) teşrî vazifesinin fiilî bir delilidir. Ancak bu hüküm koyma, hâşâ kendi hevâsından konuşması değil; vahye tâbi olmasıyladır. Nitekim Kur’ân’da, onun kendiliğinden konuşmadığı ve ancak vahiy ile hareket ettiği bildirilmiştir. Şu hâlde Resûlullah'ın (sav) helâl, haram ve ibadetlere dair beyanları, dinin aslî delillerindendir.
Ahzâb, 33/ 36.
Nisâ, 4/65.
Nisâ, 4/65.
Haşr, 59/7.
Hakka, 69/44-47.
Ahkaf, 46/9.
Necm, 53/3-4.

