İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Asıl musîbet, muzır musîbet, dine gelen musîbettir. Musîbet-i dîniyeden her vakit dergâh-ı İlâhî’ye ilticâ edip feryâd etmek gerektir.1
Yani insanın başına gelebilecek en büyük ve en tehlikeli musibetin dünya hayatına ait hastalık, fakirlik, sıkıntı veya başka bir bela değil, dinine zarar veren haller olduğu nazara verilmektedir. Çünkü dünyaya ait musibetler ne kadar ağır olursa olsun geçicidir. İnsanın sadece fani dünya hayatını etkiler ve ömrün sona ermesiyle nihayete erer. Fakat iman esaslarında şüpheye düşmek, namazı terk etmek, orucu terk etmek, büyük günahlara devam etmek, işlediği günahlardan tövbe etmeden rahatça yaşamak ve Allah’ın emirlerinden uzaklaşmak insanın ebedi hayatını doğrudan etkileyen çok daha büyük bir musibettir.
Bunun içine gıybet etmek, insanların kusurlarını arkalarından konuşmak, yalan söylemek, emanete hıyanet etmek, kul hakkına girmek, kibirlenmek, haset etmek, insanları küçümsemek, harama bakmak, faiz ve haksız kazanç gibi haramlara bulaşmak da girer. Bu günahlar insanın kalbini zamanla karartır, Allah’tan uzaklaştırır ve günahı sıradanlaştırarak tövbe etme ihtiyacını zayıflatır. Bu durum da insanın ebedi hayatının tehlikeye girmesine yol açar. Bu sebeple insan, başına gelen dünyevi musibetlerden ziyade imanını ve ahiretini tehlikeye atan günahlardan korkmalıdır.
Sonuç olarak bir mümin, dünya hayatındaki sıkıntılardan kurtulmayı istediği gibi, hatta ondan daha fazla, imanını ve ibadetlerini tehlikeye sokan musibetlerden kurtulmak için Allah’ın dergahına yönelmeli, tövbe ve dua ile O’na sığınmalıdır. Dünya musibetleri geçici olduğu halde, dine gelen musibetin neticesi ebedi hayatı ilgilendirdiği için asıl korkulması ve ondan korunmak için asıl feryat edilmesi gereken musibet budur.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 8.

