Soru

Allah'ın Yaratmasında Şer ve Çirkinlik Yoktur

İcad-ı ilahide şer ve çirkinlik yoktur ne demektir?

Tarih: 11.11.2021 15:10:45
Okunma: 302

Cevap

Allah (c.c) şu kâinatı bir kitap gibi yaratmıştır. Birer harf hükmündeki en ufak parçasına ibret alacak insanlar için nice faydalar yüklemiştir. Düşünen her bir insan, her tarafı kuşatan; bu hikmetten, israfsız yaratılıştan, mükemmel düzenden, sonsuz rahmetten, ince ve hassas adaletten kâinatta en ufak bir çirkinliğin olmadığını anlar. Bu alemde en ufak bir çirkinliğin olmadığını anlayan insan başına gelen belâ ve musibetlerde de en ufak bir adaletsizliğin, zulmün ve haksızlığın olmadığını idrak etmelidir. Kâinatta bu kadar şefkat ve merhametle hükmeden Allah (c.c), elbette en çok değer verdiği ve mahlukatın en şereflisi olarak yarattığı insana zulmetmez. 

Kâinatı Kuşatan Umumi Hikmet Çirkinliğin Olmadığını Gösterir

Yüce Rabbimiz yarattığı her şeyi pek çok fayda verecek şekilde yaratır. Her şeyde birçok fayda ve hikmetin olması çirkinliğin ve abesiyetin olmadığını gösterir. Çünkü hikmetsizlik ve abesiyet bir çirkinliktir. Ağaçların onlarca belki yüzlerce faydalarından bahsedilebilir. Örneğin ağaçlar, havayı temizlemeye, oksijen üretmeye, toprağın verimliliğini artırmaya, meyve vermeye, su tasarrufu yapmaya, ısınmaya vesile olur. Ayrıca ağaçlar ultraviyole ışınlarının zararlarından korumaya, iklim değişikliği, enerji kaybı, toprak erozyonu gibi şeyleri engellemeye yardımcı olur. Hastaların iyileşmesine vesile olur. Kereste sağlayarak pek çok ahşap malzeme yapımına kaynaklık teşkil eder. Kâğıda dönüştürülerek kitap ve defter yapımında kullanılır… Ağaçların daha pek çok faydaları sıralanabilir. Bunun gibi Kâinatta yaratılan her bir şeyin bilinen veya keşfedilmeyi bekleyen pek çok hikmetleri vardır. Bilim ilerledikçe bu faydalar da gün yüzüne çıkmaktadır.

Kâinattaki İsrafsızlık Çirkinliğin Olmadığını Gösterir

Toprak gibi basit bir maddeden tadı, kokusu, rengi birbirinden farklı olan meyvelerin; her biri harika görüntü ve desenlere sahip olan bitkilerin; hem çürümüş, kokuşmuş atıklardan hayat sahibi, duyuları ve farklı kabiliyetleri olan sinek, böcek, solucan ve kurtçuk gibi sanat harikası olan canlıların; hem “atılan bir sudan insanların yaratılması”[1] israfın ve çirkinliğin olmadığını gösterir. İşte bu basit ve değersiz maddelerden gayet mükemmel sanat harikası olan varlıkların yaratılması, yaratılışta israfın olmadığının delilidir.

Kâinattaki Mükemmel Ölçü ve Düzen Çirkinliğin Olmadığını Gösterir

Yer altından yer üstüne, karalardan denizlere, insanın vücudundaki hücrelerden en büyük yıldızlara kadar evrenin her yerinde mükemmel bir düzenin ve ölçünün hâkim olduğunu görüyoruz. “Göğü yükseltti, ölçüyü koydu.”[2] “Gerçekten Biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık”[3] gibi Kur’an ayetleri de bizi kâinattaki bu ölçü ve düzeni düşünmeye davet etmektedir.

Bilim dünyası evrendeki bu düzeni “İnsani İlke” (Anthropic Principle)[4] ifadesiyle ortaya koymaktadır. Bu ilkeye göre evren amaçsız bir şekilde tesadüfen oluşamayacak kadar mükemmel özelliklere sahiptir. 

Evrendeki düzenin ne kadar mükemmel olduğuna birkaç örnek verelim.

1) Kâinatı yaratılmasındaki ilk patlama biraz daha şiddetli olsaydı, kâinattaki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanırdı. Her iki durumda da ne galaksiler ne yıldızlar ne Dünya’mız ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı, havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.[5]

2) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir ölçüde olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar (büyük yıldızların şiddetle patlaması) tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.[6]

3) Hayat için gerekli atomlardan en önemlilerden ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu. O zaman da hayat olmazdı.[7]

4) Süpernova patlamalarının (enerjisi biten büyük yıldızların şiddetle patlaması) uzaklığı, yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı, oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.[8]

5) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişecekti. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.[9]

6) Dünya, Güneş’e yörüngenin eliptik olması nedeniyle yıl içinde yakınlaşıp uzaklaşarak düzenli bir değişim gösterir. Kış yaşandığı dönemlerde Güneş’e uzaklığımız 147,5 milyon kilometre iken, yaz başlarken 152,5 milyon kilometre uzakta yer alırız. Dünya, her yıl yaklaşık olarak 15 cm kadar Güneş’ten uzaklaşır. Yani, yukarıda verdiğimiz ortalama uzaklık değeri her yıl 15 cm artar. Bu bilgilerden hareketle Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin periyodik olarak değişmesi ve her yıl belirli bir oranda uzaklaşması söz konusudur. Lakin düzenli bir döngü içerisinde bulunan bu mesafe takibinde anormal bir artış veya düşüş olsaydı, yani Dünya’nın yörüngesinde bir değişiklik olmuş ve bu nedenle Güneş’ten daha uzak olsaydı, yaşamaya imkân tanımayan soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Benzer şekilde, eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.[10]

7) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.[11]

8) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar dolayısıyla yaşamın oluşması mümkün olmazdı.[12]

9) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.[13]

10) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir hem de canlılığı yok ederdi.[14]

11) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkânsız olurdu.[15]

12) Atmosferdeki karbondioksit yaşamı mümkün kılacak bir orandadır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.[16]

13) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi hem de yaşamı yok edecek şekilde zararlı ultraviyole ışınları artardı.[17]

14) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkânsız olmasına sebep olurdu.[18]

15) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden ne de diğer canlılardan söz edebilirdik. [19]

Yunus Emre’nin şu dizeleri evrendeki bu düzeni ne güzel ifade eder.

“Yerden göğe küp dizseler.

 Birbirine bend etseler.

Aradan birin çekseler.

Seyreyle sen gümbürtüyü.”

Elbette düzenin ve ölçünün hâkim olduğu böyle bir evrende çirkinlikten bahsetmek mümkün değildir. Evrendeki her bir varlık adeta Kur’an’daki “O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı.”[20] O ki, yedi göğü tabaka tabaka (birbiriyle ahenkli) olarak yarattı. Rahman (olan Allah (c.c))’ın yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi, gözü(nü) çevir(de) bir bak, hiçbir çatlak görecek misin? Sonra gözü(nü) tekrar tekrar çevir (ve yine bak); o göz (aradığı kusuru bulamadan) zelil ve bitkin halde sana geri dönecektir.”[21] ayetlerini okumaktadır.

Kâinattaki Umumi Rahmet Çirkinliğin Olmadığını Gösterir

Kâinata baktığımızda her tarafta umumi bir rahmetin hâkim olduğunu görmekteyiz. Evreni, (Güneş’i, Ay’ı, Dünya’yı ve içindeki bütün bitkileri, ağaçları, hayvanları ve madenleri vb.) bize hizmetkâr yapan Allah’ın (c.c) rahmeti değil midir? En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün canlıların yiyeceğini, giyeceğini ve hayatına lazım olan her ihtiyacını en güzel bir şekilde, ihtiyaç hissettiği anda, tam da ona uygun olarak veren Allah’ın (c.c) rahmeti değil midir? O rahmettir ki; her bahar mevsiminde bütün ağaçları ve meyveli bitkileri cennet hurileri gibi giydirip, süsleyip, ellerine her çeşit meyveleri verip bizlere uzatıyor. Adeta haydi alınız yiyiniz diyor. Zehirli bir sinek olan arının eliyle bizlere şifalı, tatlı balı yediriyor. Elsiz bir böcek olan ipek böceğinin eliyle en yumuşak ipeği bizlere giydiriyor. Nokta kadar küçücük çekirdeklerde, tohumlarda tonlarca meyve ve sebzeleri bizim için ihtiyat erzakı olarak saklıyor.[22] Elbette her yeri kuşatan böyle rahmet sahibi bir Allah’ın (c.c) yaratmasında, fiillerinde herhangi bir çirkinliğin olması mümkün değildir. Demek ki O’nun yarattığı her şeyde ve yaptığı her icraatta bilelim veya bilmeyelim nice güzellikler vardır.

Kâinatta Her Yeri Kuşatan Umumi Adalet Çirkinliğin Olmadığını Gösterir

Allah’ın (c.c) kullarına zulmetmeyeceğini gösteren bir diğer husus da Allah’ın (c.c) kâinatı kaplamış olan adaletidir. Adalet; hak ve hukuka uyma, herkesin hakkını gözetme anlamına gelmektedir. Bir şeyi yerli yerince ve olması gerektiği miktarda yapmak da adalet kapsamındadır. İnsanlar ve hayvanlar arasında adalet olduğu gibi eşyanın yaratılışında da adalet söz konusudur. Yaratılan bütün varlıkların gerektiği ölçüde ve miktarda büyümesi ve yayılması da adalettir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, bütün evrende her şeyin yerli yerince ve ihtiyaç nispetinde yaratılması adaletin varlığını gösterir. Örneğin haşhaş kozalağının veya incir meyvesinin içinde yüzlerce tohum vardır. Bu tohumların her biri yeşerip meyve verebilecek ve her tarafı kaplayacak bir kabiliyete sahiptir. O tohumlar bu kabiliyet ve istidatlarıyla bir nevi dua ederler. “Ya Rabbi bize fırsat ver ki yeşerip meyve vererek yeryüzünün her yerinde Senin varlığını, isim ve sıfatlarını ilan edelim” derler. Bu tohumların her birinin istidadıyla yaptığı bu duayı Allah (c.c) kabul edecek olsa diğer bitki ve ağaçların yeşermesine yer kalmayacaktı. Fakat Allah (c.c) adaleti gereği diğer ağaç ve bitkilerin; tohumların ve çekirdeklerin hukukunu muhafaza eder. Her birinin gerektiği ölçüde ve miktarda yeşermesine müsaade eder.

Yine mesela insan uzuvları arasındaki uyum; bir ağacın gövde, dal ve yaprakları arasındaki ölçü; her bir eşyayı meydana getiren parçaları arasındaki harika oran ve orantı da adaletin gözetildiğini gösterir. “Her şeye hassas ve ona özel ölçülerle vücut vermek, suret giydirmek, yerli yerine koymak; nihayetsiz bir adalet ve ölçüyle iş görüldüğünün delilidir. Hem her hak sahibine kabiliyeti nispetinde hakkını vermek, yani vücudunun bütün gereklerini, varlığının devamı için gerekli olan bütün cihazlarını en münasip bir tarzda vermek; sonsuz bir adaletin varlığını ispat eder.”[23]

Elbette her şeyi kuşatmış böyle bir rahmet, şefkat ve adalet bu kadar değer verdiği insana zulmetmez. İnsanın başına gelen belâ ve musibetlerde Allah (c.c)’ın zulmettiğini düşünmek kâinatı kaplamış olan o rahmeti, şefkati ve adaleti inkâr etmek anlamına gelir. Nitekim bir ayet-i kerimede Rabbimiz, “Şüphesiz ki Allah (c.c), insanlara hiçbir şekilde zulmetmez.”[24] buyurmaktadır. Atomlardan güneşlere kadar her yerde adaletini, merhametini, hikmetini gösteren Allah (c.c) kulların başlarına gelen olaylarda adaletsizlik yapması elbette mümkün değildir.

Kâinatta hiçbir çirkinliğin olmadığını, her şeyin yerli yerince olduğunu İmam-ı Gazali hazretleri şöyle anlatır: “Allah (c.c) bütün insanları en akıllı ve en bilgili olarak yaratsaydı. Onlara kaldırabilecekleri genişlikte bilgiler verseydi, üzerlerine anlatılamayacak bollukta hikmetler yağdırsaydı, sonra onlardan her birine hepsinin sahip olduğu bilgi, hikmet ve aklı da verseydi, ayrıca onlara varlık ve olayların iç yüzünü apaçık bildirse ve görünmeyen âlemin sırlarından hepsini haberdar kılsaydı, Allah’tan (c.c) gelen iyiliklerin derin anlamlarını, cezaların gizli sebeplerini öğretip bu sayede hayır ve şerrin, fayda ve zararın ne olduğunu kavramalarını sağlasaydı, sonra da onlardan bir araya gelip bütün bu bilgi ve hikmetler yardımıyla dünyaya ve gayb âlemine yeniden düzen vermelerini isteseydi, Allah’ın (c.c) dünyaya ve ahirete verdiği düzene ne en küçük bir şey ilâve edebilir ne de eksiltebilirlerdi. Bir kimsenin yakalandığı bir hastalık, kusur, ayıp, yoksulluk ve zarar asla ortadan kalkmazdı. Sonuç itibariyle Allah’ın (c.c) bu dünyada hayır ve şer; nimet ve sıkıntı şeklinde kulları arasında taksim ettiği her şey tamamen adalete uygun olup haksızlık söz konusu değildir. Allah’ın (c.c) âleme verdiği düzenden daha güzeli, daha tamı ve daha mükemmeli yoktur.”[25]

 

[1] Târık, 86/6.

[2] Rahmân, 55/ 7.

[3] Kamer, 54/ 49.

[4] Fatih Özgökman, “Anthropic Princip”, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1/1 (2012), 89.

[6] Hugh Ross, “Cosmoc and the creator”, (1993), 112.

[7] İsmail Kocaçalışkan, “Oksijen Dengesi”, Zafer Dergisi, Sayı: 421 (Ocak 2012),

[8] NASA. “2012: Fear No Supernova”. Aug 7, 2017

[9] Michael S. Turner, “Dark Matter and Dark Energy in the Universe”. Particle Physics and the Universe, pp. (2001), 210-220.

[10] Yusuf Cem Durakcan, “Dünya'nın Yörüngesi Değişirse Ne Olur?”, Bilim Fili, (Mart 2016), ; Howell, Elizabeth, "How Mighty Jupiter Could Have Changed Earth's Habitability." Astrobiology Magazine. (April 2014), 10.

[11] Şahin, Hüseyin, “Anthropic Principle and Fine Tuning Argument of Modern Evidences about the Existence of God”, Artuklu Akademi, 2/1 (2014), 57-81.

[12] Zehra Deniz Yakıncı, “Elektromanyetik Alanın İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri”, İnönü Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dergisi, 4/2 (2016), 44-54.

[13] İsmail Kocaçalışkan, “Risale-i Nur’un Yaklaşımı ile Çevresel Farkındalık”, Katre Uluslararası İnsan Araştırmaları Dergisi, Sayı: 3 (2017), 113-125.

[14] Rebecca Boyle. “Why Earth’s Cracked Crust May Be Essential for Life”, Quanta Magazine. June 7, 2018

[15] Dev Lunawat. “What If We Had Twice The Amount Of Oxygen We Have Now?”, ScienceABC, January 2020.

[16] Tkemaladze, G.Sh.; Makhashvili, K.A. “Climate Changes and Photosynthesis”, Annals of Agrarian Science 14/2 (May 2016), 119-126.

 

[17] Ross, H. 1995, The Creator and the Cosmos. NavPress, Colorado Springs, CO, chapters 14 and 15.

[18] Arbuthnot, John. “An essay concerning the effects of air on human bodies: By John Arbuthnot”, London: printed for J. Tonson, 1733, 1667-1735.

[19] du Noüy, Pierre Lecomte,  "An Interfacial Tensiometer for Universal Use", The Journal of General Physiology, 7/5 (1925),  625–633.

[20]Secde, 32/7.

[21] Mülk, 67/3-4.

[22]Bediüzzaman (Said Nursi), Şualar-1, (İstanbul: Altınbaşak Neşriyat Osmanlıca Nüsha, 2008), 206.

[23] Bediüzzaman (Said Nursi), Zülfikar, (İstanbul: Atınbaşak Neşriyat Osmanlıca Nüsha, 2011), 25.

[24] Yunus, 10/44.

[25] Mustafa Çağrıcı, "Felsefe ve Ahlak", Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2010), 38: 542-544.


Yorum Yap

Yorumlar