Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

19.11.2024

561

Altıncı Reşha'nın Şerh ve İzahı / 19. Söz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Altıncı Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?

20.11.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

19. Söz'ün 6. Reşhasını cümle cümle kısaca izah edelim. Şöyle ki:

Altıncı Reşha: İşte o zat (asm), bir saadet-i ebediyenin muhbiri, müjdecisi;

İşte o zat, Peygamberimiz (sav), bu fani dünya hayatından sonra ebedi bir saadet yurdu olan cennetin var olduğunu haber vermiş; iman edip Allah’ın rızası dairesinde yaşayanların, ebedi saadet yurdu olan cennet ile ödüllendirileceklerini müjdelemiştir.

Ve rahmet-i bi-nihayenin kaşifi ve i‘lancısı;

Yine Peygamberimiz (sav), Cenab-ı Hakk'ın rahmetinin nihayetsiz olup sonu olmadığını, her şeyi içine almış ve kaplamış çok geniş bir rahmeti olduğunu keşfetmiş ve ilan etmiştir. Bununla beraber, Rabbimizin rahmetine ulaşabilmenin vesilelerini de göstermiştir. Bütün anaların evladına olan şefkatlerinin ve küçük, zayıf yavrularının kolayca elde ettikleri rızıkların, Allah’ın rahmet deryasından bir damla olduğunu bildirmiştir. Ve cennette ehl-i iman için Allah’ın rahmetinin tamamının tecelli edeceğini müjdelemiştir.

Ve saltanat-ı Rububiyetin mehasininin dellalı ve seyircisi;

Resul-i Ekrem (sav), bütün varlık alemini kuşatan Allah'ın egemenliğini, yaratıcılığını, idare ve terbiye saltanatının güzelliklerini seyretmiş ve ilan etmiştir.

Akılları, iradeleri ve dilleri olmayan varlıkların şaşırılmadan, unutulmadan, karıştırılmadan terbiye ve idare edilmeleri, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın rububiyetiyle idare ve terbiye edildiklerini göstermiştir.

Dağlar, taşlar, denizler, madenler, işe yarar tarafları hariç bir anlam ifade etmezken, Peygamberimizin (sav) getirdiği hakikat ile onlar manasızlıktan, abesiyetten ve sahipsizlikten kurtularak hakiki varlıkları ve manaları okunmuş oldu. Kur’an-ı Kerim bu olaya şöyle işaret etmektedir:

Görmedin mi, şübhesiz Allah (O Rabbinizdir ki), göklerde olan ve yerde bulunan herkes, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, (yeryüzünde) hareketli olan (bütün) canlılar ile insanlardan birçoğu O’na secde eder.1

Ve künuz-u esma-yı İlahiyenin keşşafı ve göstericisi olduğundan;

Resul-i Ekrem (sav), hem insanların üzerinde hem de mevcudatta gizli olan İlahi isimlerin definelerinin cevherlerini ve hazinelerini açmış, keşfetmiş ve göstermiştir.

Allah’ın isimlerini gözümüzle göremeyiz. Fakat isimlerin tecellilerini görebiliriz. Mesela Rezzak ismini rızıklar alemini müşahede etmekle, Şafi ismini hastalıklardan kurtulup şifa bulmakla, Halık ismini yaratılanları görmekle, Müzeyyin-Musavvir isimlerini güzel manzaraları seyretmekle görürüz. İşte bu misaller gibi akıl gözüyle bakıp eserden eseri yapana, yaratılanlardan Allah’ın isimlerine ve isimlerinin hazinelerine ulaştıran; o nazarla bakmayı öğreten Peygamberimizdir (sav).

Böyle baksan yani ubudiyeti cihetiyle onu, bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nurani bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin.

Kelime-i şehadette ifade edildiği gibi Hazret-i Peygamber (sav), Allah’ın hem kulu hem resulüdür. Peygamber Efendimize (sav) Allah’a kulluğu noktasından bakılsa; onu bir muhabbet örneği, rahmetin numunesi, insanlığın şerefi, yaratılış ağacının en nurlu meyvesi olarak görürüz. Bu tabirleri de kısaca izah etmeye çalışalım.

Onu, bir misal-i muhabbet olarak görmek: Allah’ın kulları arasında Allah’ı en çok seven Peygamberimizdir (sav). Yüce Allah’ın en çok sevdiği kul da Peygamberimizdir (sav). Yaratılmışlara en fazla muhabbet ve merhamet gösteren yine Peygamberimizdir (sav). İnsanlığın ve hatta kâinatın muhabbetini en çok kazanan zat yine Peygamberimizdir (sav). Bu minval üzere baktığımızda Habibullahı (sav), bir misal-i muhabbet yani sevgi örneği olarak görmekteyiz.

Bir timsal-i rahmet: Peygamberimiz (sav), rahmetin, şefkatin yeryüzünde cisimleşmiş halidir. Kur’an-ı Kerim'de buyurulduğu üzere Peygamberimiz (sav) alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. 2

Başka bir ayette Peygamberimizin (sav) ümmetine karşı çok şefkatli, merhametli olması dolayısıyla Kur’an-ı Kerim'de ‘Rauf’un rahim’ olarak tabir edilmiştir. İlgili ayet şu şekildedir:

Şanım hakkı için, size kendinizden öyle (izzetli) bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; size düşkündür, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.3

Sahih bir hadiste vardır ki; Mahşerin dehşetinden herkes, hatta peygamberler dahi ‘nefsi, nefsi!’ dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam ‘ümmeti, ümmeti!’ (ümmetim, ümmetim!) diye merhamet ve şefkatini göstereceği gibi, 4 dünyaya geldiği zaman annesi, onun duasında ‘ümmeti, ümmeti!’ dediğini işitmiş.

Bir şeref-i insaniyet: Peygamberimiz (sav), cinlerden ve meleklerden üstün olmasıyla, Miraç mucizesi gibi kimseye nasip olmamış ve olmayacak bir makama çıkmasıyla, insanların melekler dahil diğer varlıklardan daha üstün olabileceğini göstermiş; insanlığın şerefi olmuştur.

En nurani bir semere-i şecere-i hilkat: Kâinatı bir ağaç olarak değerlendirecek olsak, o ağacın meyvesi insan, en nurlu meyvesi ise Peygamberimiz (sav) olur.

Şöyle baksan, yani risaleti cihetiyle bir burhan-ı Hak, bir sirac-ı hakikat, bir şems-i hidayet, bir vesile-i saadet göreceksin.

Peygamber Efendimize (sav) peygamberlik vazifesi yönüyle bakılsa; O (sav), Allah’ın varlığının delili, hakikati gösteren nur, insanlara doğru yolu gösteren, iman etmeye vesile olan bir hidayet güneşi ve saadet vesilesi olarak görülür. Dünya ve ahiret saadetini isteyen, saadet vesilesi olan Peygamberimizin (sav) sünnetine tabi olmalıdır.

İşte bak! Nasıl berk-i hatıf gibi onun nuru, şark ile garbı tuttu ve nısf-ı arz ve hums-u beşer, o zatın hediye-i hidayetini kabul edip, hırz-ı can etti. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki; böyle bir zatın bütün da‘valarının esası olan لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهْ ’ı, bütün meratibiyle beraber kabul etmesin?

İşte bak! O’nun nuru, göz kamaştıran şimşek gibi dünyanın doğusundan batısına her yeri aydınlattı. Yeryüzünün yarısı ve insanların beşte biri, O’nun hediye olarak getirdiği hidayeti, imanı, İslam'ı ve doğruluğu can u gönülden kabul edip dünya ve ahiret sıkıntılarından canlarını kurtardılar. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki; böyle bir zatın bütün davalarının esası olan لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهْ ’ı, Allah’tan başka ilah yoktur, davasını bütün mertebeleriyle beraber kabul etmesin?

لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهْ ’ı, bütün mertebeleriyle beraber kabul etmek; Allah’tan başka ilah olmadığını kabul etmekle beraber, Allah’tan başka rızık veren olmadığını, Allah’tan başka yaratan olmadığını, Allah’tan başka ibadete layık kimse olmadığını, Allah’tan başka merhamet eden olmadığını kabul ve idrak etmekle olur.

Kaynakçalar
  1. Hacc, 22/18.

  2. Enbiya, 21/107

  3. Tevbe, 9/128

  4. Buhari, Tevhid 36, 19, 37; Müslim, İman 322

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız