İlgili kısmı cümle cümle kısaca izah edelim. Şöyle ki:
İşte bak: Ne kadar merak-aver, ne kadar cazibedar, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakāiki gösterir ve mesaili isbat eder.
İşte bak! Ne kadar merak uyandıran, ne kadar ilgi çekici, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakikatleri gösterir ve meseleleri ispat eder.
Peygamber Efendimiz'in (sav) getirdiği hakikatlere baktığımızda, gerçekten çok merak uyandırıcı olduklarını görüyoruz. Öyle meselelerden bahsediyor ki, her merak sahibi insan bunları bilmek ister. Mesela insanoğlunun dünyaya nasıl gönderildiği, öldükten sonra nereye gideceği ve kâinatın nasıl var olduğu gibi çok merak cezbeden meseleleri haber vermiştir.
Hem bahsettiği meseleler bir o kadar da lüzumlu ve gereklidir. Çünkü insan, bu bilgiler sayesinde hem dünya hayatını hem de sonsuz hayatını düzenler ve kurtarır.
Hem o hakikatler gayet dehşetlidir. Kıyamet ve cehennem gibi dehşetli meselelerden haber verir ve bu meselelerin gerçekten yaşanacağını ispat eder.
Bilirsin ki, en ziyade insanı tahrik eden meraktır.
Cenab-ı Hak, biz insanoğluna dünya ve ahiret hayatında ihtiyaç duyduğu şeyleri temin etmesi için çeşitli duygular vermiştir. Bu duygulardan birisi de meraktır. İnsanoğlu yaratılışı gereği öğrenmeye muhtaçtır. İnsanı öğrenmeye iten en önemli vasıtalardan biri meraktır. Bunun için Bediüzzaman Hazretleri “merak ilmin hocasıdır.” demiştir. Zira insan hem şahsi olarak hem de afaki olarak pek çok şeyi merak eder. Kendi yaratılışını ve geleceğini merak ettiği gibi, kâinatın yaratılışını ve geleceğini de merak edip bilmek ister.
Hatta eğer sana denilse: “Yarı ömrünü, yarı malını versen; kamerden ve müşteriden biri gelir, kamerde ve müşteride ne var ne yok, ahvalini sana haber verecek. Hem doğru olarak senin istikbalini ve başına ne geleceğini haber verecek!” Merakın varsa vereceksin.
Hatta eğer sana denilse: “Yarı ömrünü, yarı malını versen; Ay'dan ve Jüpiter'den biri gelir, Ay'da ve Jüpiter'de ne var ne yok, hallerini sana haber verecek. Hem doğru olarak senin geleceğini ve başına ne geleceğini haber verecek!” Merakın varsa vereceksin.
Bu merak duygusu o dereceye ulaşır ki insan, malını ve ömrünü bile feda edebilir. Ay'dan ve Jüpiter'den biri gelip oradaki durumları haber verse ve geleceğimiz hakkında bilgi verecek olsa, elbette ömrümüzün ve malımızın yarısını verebiliriz.
Buradaki ömrünün ve malının yarısını verme meselesi abartı değildir. Bu konuyu daha iyi anlamak için bir örnek verelim.
Gece yatağımızda yatıp sabah bir uçakta gözümüzü açtığımızı farz edelim. Nereden geldiğimizi hatırlamıyoruz. Nereye gittiğimizi de bilmiyoruz. Bizimle beraber yolcular var. Onlar da hiçbir şey bilmiyorlar. Merak ve telaştan dolayı neredeyse çıldırmak üzereyiz. Uçağın penceresinden baktığımızda, bizim uçağımızla beraber binlerce uçağın aynı anda uçtuğunu görüyoruz. Bu durumda iken birisi bize gelse ve dese ki:
“Elinizdeki bütün paranızı ve değerli eşyalarınızı verirseniz, sizi bu uçağa kimin getirdiğini, bu uçağın nereye gittiğini ve sizin sonunuzun ne olacağını haber vereceğim!”
Elbette hiç tereddüt etmeden isteğini yerine getiririz.
Aynen bu durum gibi, cennetten birinin geldiğini varsayalım. Bize orada olanları söyleyecek ve geleceğimiz hakkında bilgi verecek. Elbette ömrümüzün yarısını ve malımızı dahi veririz. Hatta bazı meraklı insanlar, sırf merakı yüzünden kumar gibi basit bir meselede bile ömrünü ve malını telef ediyor. İşte merak, insanı bu kadar harekete geçiren kuvvetli bir duygudur.
Halbuki şu zat, öyle bir Sultan’ın ahbarını söylüyor ki: Memleketinde kamer bir sinek gibi bir pervane etrafında döner.
Peygamber Efendimiz (sav), sadece Ay ve Jüpiter'den değil, kâinatın sahibinden haber getiriyor. O, kâinatın Sultanı olan Allah (cc) öyle büyük ve yücedir ki, Ay O'nun mülkünde sinek gibi küçücük kalıyor ve pervane gibi olan Dünya'nın etrafında belli bir yörüngede Allah'ın emriyle dönüyor.
O arz olan pervane ise, bir lamba etrafında pervaz eder.
O Dünya olan pervane (ışığa koşan küçük kelebek) ise, bir lamba etrafında döner.
Kozmografya ve coğrafya bilgilerimizle biliyoruz ki Dünya, kendi etrafında ortalama 1670 km hızla, lambamız olan Güneş'in etrafında ise ortalama 108.000 km hızla dönüyor. Peygamberimiz (sav) öyle bir sultandan haber getiriyor ki Dünyayı adeta küçük bir kelebek gibi Güneş'in etrafında döndürüyor. O'nun kudretine ağır gelmiyor.
O güneş olan lamba ise, O Sultan’ın binler menzillerinden bir misafirhanesinde, binler misbahlar içinde bir lambasıdır.
Dünyamızdan yaklaşık bir milyon üç yüz bin (1.300.000) kat daha büyük olan ve bize göre devasa bir yıldız olan Güneş ise Allah'ın mülkünde trilyonlarca lambadan sadece bir tanesidir. Bugünkü bilimin ifadesine göre yıldız sayısı, dünyadaki kumsallarda bulunan kumlardan 2.5 kat daha fazladır. Güneş de bunlardan sadece birisidir.
Rabbimiz, nurlu Güneş'i şu dünya misafirhanesini kıyamete kadar ışıklandırması ve ısıtması için bir lamba ve bir soba olarak semanın yüzüne bir göz gibi takıp vazifelendirmiştir.
Hem öyle acaib bir alemden hakiki olarak bahsediyor.
Peygamber Efendimiz (sav), bilmediğimiz, hayalimizin bile ulaşamadığı alemlerden bahsediyor ve bize oralardan haberler veriyor. Cennet gibi bütün arzularımızın gerçekleşeceği, cehennem gibi bütün suçluların cezasını göreceği ve bunlar gibi çok acayip alemlerden bahsediyor. Bu alemlerin, tıpkı bu yaşadığımız alem gibi hak ve gerçek olduğunu ispat ediyor.
Öyle bir inkılabdan haber veriyor ki, binler küre-i arz bomba olsa patlasalar, o kadar acib olmaz. Bak! O zatın lisanında اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ٭ اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ - اَلْقَارِعَةُ gibi sureleri işit.
İnsanoğlu her türlü olayı merak eder. Hadiselerin büyüklüğü arttıkça merak seviyesi de artar. Mesela insanlığın kaderini ilgilendiren bir savaşı merakla takip eder. Depremler ve yangınlar gibi hadiseler de insanın ilgi ve merakını çeker. Peygamber Efendimiz (sav) öyle olaylardan bahsediyor ki, değil dünyanın bir bölgesindeki deprem, belki binlerce dünya bomba olup patlasa o kadar dehşetli olamaz.
Peygamber Efendimiz (sav), sonsuz bir gelecekten ve ebedi bir ahiret hayatından detaylı olarak haber veriyor. Hem de verdiği bütün haberler kesin olarak doğrudur. O sonsuz ahiret hayatına karşı şu dünya hayatı denizden bir damla gibidir. Bir Hadis-i Şerif'te Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
Ahirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi parmağının ne kadarcık bir su ile döndüğüne baksın.1
Hem öyle bir saadetten pek ciddi olarak haber veriyor ki: Bütün saadet-i dünyeviye, ona nisbeten bir berk-i zailin bir şems-i sermede nisbeti gibidir. 2
Dünyada birisi bize ömür boyu rahat edeceğimiz ve her istediğimizi elde edeceğimiz bir hayatı teklif etse ne kadar mutlu oluruz. O insana ne kadar teşekkür ederiz. Halbuki Peygamber Efendimiz (sav) öyle bir hayattan ve akıbetten haber veriyor ki, dünyadaki bütün lezzetler oraya kıyasla, bir saniye yanıp sönen bir şimşeğin sonsuza kadar yanan güneşe kıyası gibidir.
Müslim, Cennet, 55
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.325

