RİSALE-İ NUR

19.11.2024

717

Beşinci Reşha'nın Şerh ve İzahı / 19. Söz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Beşinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?

20.11.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şöyle açıklayalım:

Beşinci Reşha: Hem o nûr ile; kâinâttaki harekât, tenevvüât, tebeddülât, tegayyürât; ma‘nâsızlıktan ve abesiyetten ve tesâdüf oyuncaklığından çıkıp, birer mektûbât-ı Rabbâniye, birer sahîfe-i âyât-ı tekvîniye, birer merâyâ-yı esmâ-yı İlâhiye ve âlem dahi bir kitâb-ı hikmet-i samedâniye mertebesine çıktılar.

Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği Kur’ân nuru ile bakıldığında, kâinattaki hareketlerin, çeşitlenmelerin, değişimlerin ve başkalaşmaların manasız, başıboş ve tesadüf oyuncağı olmadığı görülür. Aksine bunların her biri, Rabbanî bir mektup, yaratılış delillerini gösteren bir sayfa ve Allah’ın güzel isimlerinin birer aynası hükmüne geçer. Kâinat ise Allah’ın Samediyetini gösteren, hikmetlerle dolu bir kitap mertebesine çıkar.

Kâinatta en küçük atomlardan en büyük cisimlere kadar bütün varlıklarda hareketler, çeşitlenmeler, başkalaşmalar, değişimler ve aslî hüviyetinden başka bir hâle geçmek suretiyle meydana gelen tagayyürler gibi daimî değişiklikler gerçekleşmektedir.

Kâinata inkâr nazarıyla bakan ve vahiyden beslenmeyen insanlar ise varlıklardaki bu değişim ve başkalaşmaları başıboş, faydasız, gayesiz ve tesadüf eseri olarak görürler. Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği Kur’ân ve Sünnet nuru ile bakıldığında ise kâinattaki varlıklar ve değişimler, manasızlıktan, gayesizlikten, başıboşluktan ve tesadüf oyuncağı olmaktan çıkarak hakikî manalarına kavuşurlar.

Peygamber Efendimiz’in (sav) nuru olan iman ve İslâmiyet nazarıyla varlıklara bakıldığında, onların yüksek makamı ve ehemmiyetli vazifeleri görülür. Böylece kâinattaki her bir varlık ve değişim, Allah’ın isim ve sıfatlarını göstermek ve tanıtmak için manidar ve kıymetli birer ilâhî mektup makamına çıkar; yani mektûbât-ı Rabbâniye hükmüne geçer.

Varlıklar ve onlarda meydana gelen değişimler; düzen ve ölçüleriyle, güzel suretleriyle, süslü hâlleriyle, kendilerine has mükemmel özellikleriyle ve sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Zât’ın eserleri olduklarını gösterirler. Bu mana ile her bir varlık ve değişim, Allah’ın varlığının delili olan kâinat kitabının birer sayfası hükmünde olup sahîfe-i âyât-ı tekvîniye makamına çıkar.

Her Bir Varlığın Merâyâ-yı Esmâ-yı İlâhiye Olması

O nur ile baktığımızda, her bir varlık ve değişimin Allah’ın isimlerine birer ayna olduğunu görürüz. Mesela ağaçlar ve yeryüzü ilkbaharda Muhyî ismini, sonbaharda Mümît ismini gösterir. Çiçekler, güzel manzaralar ve sair güzellikler Müzeyyin ve Musavvir gibi isimleri; gıdalandığımız yiyecek ve içecekler ise Mün‘im, Rezzak ve Rahman isimlerini gösterir. Böylece bütün bu varlıklar, Allah’ın isimlerinin nakışları ve aynaları hâline gelirler.

Âlemin Kitâb-ı Hikmet-i Samedâniye Mertebesine Çıkması

Yukarıdaki izahlar ışığında, kâinata ve kâinattaki değişimlere Peygamber Efendimiz’in (sav) nuru ile bakıldığında, âlem başıboş ve manasız olmaktan çıkar; hikmetlerle dolu bir kitap makamına yükselir. Kâinattaki her bir varlık ve her bir değişim, Allah’ın isim ve sıfatlarını gösteren, O’nun kudret ve hikmetini ilan eden manidar birer âyet hükmünde görünür.

Böylece Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği iman ve İslâmiyet nuru, kâinatı manasızlık ve başıboşluktan kurtarıp onun hakikî mahiyetini gösterir: Kâinat, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini gösteren, Samediyetini ilan eden ve ilâhî hikmetleri okutan büyük bir kitâb-ı hikmet-i Samedâniye hâline gelir.

Hem insanı bütün hayvânâtın mâdûnuna düşüren hadsiz zaaf ve aczi, fakr ve ihtiyâcâtı ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden, vâsıta-i nakl-i hüzün ve elem ve gam olan aklı, o nûr ile nûrlandığı vakit, insan bütün hayvânât ve bütün mahlûkāt üstüne çıkar. O nûrlanmış acz ve fakr ve akıl ile, niyâz ile nâzenîn bir sultan ve fîzâr ile nâzdâr bir halîfe-i zemîn olur.

Hem insanı bütün hayvanların aşağısına düşüren sınırsız aczi, kuvvetsizliği, fakirliği ve sonsuz ihtiyaçları, hem de onu birçok hayvandan daha bahtsız hâle getiren geçmişin elemlerini ve geleceğin endişelerini taşıyan aklı, Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği o nur ile nurlandığında insan, zelil, fakir ve aciz olmaktan sıyrılıp bütün hayvanların ve yaratılmışların üstüne çıkar. O nurlanmış aczi, fakirliği ve aklı; dua, niyaz, yalvarış ve yakarışla yeryüzünün nazlı bir sultanı ve halifesi hâline gelir.

İnsan, aciz, zayıf ve fakir olmasına karşılık ihtiyaçları sonsuz olan bir varlıktır. Sonu olmayan bu ihtiyaçlarının giderilmesi ve tatmin edilmesi için, acizliğinin ve fakrının farkında olmalı; aczini ve fakrını bir şefaatçi gibi vesile ederek, sermayesi ve iktidarı sonsuz olan, her şeye gücü yeten Allah’ın rahmetine ve kudretine iltica etmelidir.

İnsan, dua ve niyaz ile Allah’a dayandığında, mahlûkat içerisinde alçalmasına sebep olan zaafı, aczi ve fakirliği onun yükselmesine vesile olur. Böylece zaafını kuvvete, aczini kudrete, fakrını zenginliğe dönüştürür ve yaratılmışlar içerisinde yüksek bir kıymet kazanır.

Hem insan, akıl sahibi olması itibarıyla hayvanlardan farklıdır. Hayvanlar yalnızca içinde bulundukları anı bilirler. Ne geçmişte yaşadıkları sıkıntılar ne de geleceğe dair endişeler onları insan gibi uzun süre meşgul eder. İnsan ise geçmişin elemleriyle acı çektiği gibi geleceğin endişelerini de zihninde taşır.

Geçmişin elemlerini ve geleceğin endişelerini taşıyan insan aklı, Peygamber Efendimiz’in (sav) nuru ve iman ile nurlandığı vakit, acı ve endişelerin kaynağı olmaktan çıkar; hakikati anlamanın, Allah’ı tanımanın ve kulluğun bir vesilesi hâline gelir. Böylece aklın imandan kaynaklanan yüksekliği sayesinde insan, yeryüzünün halifesi ve sultanı olma makamına yükselir.

Demek ki insanın zayıflığı, aczi, fakirliği ve aklı, iman nuru ile bakıldığında onun için birer eksiklik olmaktan çıkar. Aksine insan, aczini dua ile kuvvete, fakrını Allah’ın rahmetine dayanan bir zenginliğe ve aklını imanla nurlanan bir rehbere dönüştürerek mahlûkat içerisinde yüksek bir makama ulaşır.

Demek o nûr olmazsa; kâinât da insan da, hatta her şey dahi hiçe iner. Evet, böyle bedî‘ bir kâinâtta, böyle bir zât lâzımdır. Yoksa kâinât ve eflâk olmamalıdır. 1

Anlamı koruyup ifadeyi daha akıcı, güçlü ve vurucu hâle şöyle getirebiliriz:

Demek ki Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği nur olmazsa, kâinat başıboş, ehemmiyetsiz ve hikmetsiz görünür. İnsanın, kâinatın ve içindeki bütün varlıkların kıymeti anlaşılmaz ve her şey manen değersiz bir hâle gelir.

Evet, böylesine eşsiz ve hikmetlerle dolu bir kâinatta, insanın ve varlıkların gerçek kıymetini ortaya koyacak; onların yaratılış gayelerini açıklayacak, insanlara en güzel şekilde yol gösterecek, rehberlik edecek ve onları doğru yöne sevk edecek Hz. Muhammed (sav) gibi yüce bir zata ihtiyaç vardır.

Çünkü Peygamber Efendimiz (sav), kâinatın manasını insanlara açıklayan, insanın niçin yaratıldığını öğreten ve bütün varlıkların Allah’ı tanıtan birer işaret olduğunu gösteren en büyük rehberdir. Onun getirdiği iman nuru sayesinde insan, kendisini ve kâinatı doğru okuyabilir; varlıkların hakikî kıymetini ve yaratılış gayesini anlayabilir.

Aksi hâlde kâinatın bu muhteşem nizamı ve güzelliği, insan için manasını kaybeder; varlıklar hikmetsiz ve gayesiz birer şey gibi görünür. İşte bu sebeple, kâinatın hakikî manasının anlaşılması ve insanın yaratılışındaki yüksek gayenin ortaya çıkması için Peygamber Efendimiz’in (sav) rehberliği vazgeçilmezdir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.322


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (1)

Allah razı olsun. Çok güzel açıklamassiniz. Medersemiz olarak çok guzel istifade ettik

22.11.2024

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız