Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

23.01.2026

529

Sekizinci Reşha'nın Şerh ve İzahı / 19. Söz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Sekizinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?

23.01.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:

Sekizinci Reşha: Bilirsin ki: Sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde büyük bir hâkim, büyük bir himmetle ancak dâimî kaldırabilir.

Burada “küçük bir adet” ifadesini kullanması yanıltıcı olmamalıdır. Buradaki “küçüklük”, sigaranın mahiyetine göre değil; cahiliye devrinde kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek gibi dehşetli zulümlerin hüküm sürdüğü bir toplumdaki bozuk âdetlere nispetle söylenmiştir. Yoksa bugün, içinde pek çok zararlı maddenin bulunduğu ilmen ortaya konmuş, haram olduğuna dair fetvalar verilmiş, ferde, aileye, cemiyete ve iktisada ciddi zararlar veren sigara ve benzeri alışkanlıklar, basit ve önemsiz bir âdet olarak görülemez.

Tarih de bunu göstermektedir. 4. Murad devrinde tütün kullanımı Osmanlı ülkesinde oldukça yayılmış; kahvehanelerde, meclislerde ve şehir hayatının çeşitli alanlarında kuvvetli bir yer edinmişti. Bunun üzerine 4. Murad, devlet nizamını korumak ve gördüğü içtimai bozulmaları önlemek maksadıyla tütüne karşı son derece sert yasaklar koydu. Kahvehaneler kapatıldı, kullananlara ağır cezalar verildi ve yasaklar sıkı bir şekilde takip edildi. Ancak bu uygulamalar, daha ziyade kuvvetli idarenin baskısıyla bir dereceye kadar tesir gösterebildi. 4. Murad’ın vefatından sonra bu sert takip zayıflayınca tütün kullanımı yeniden yaygınlaştı. Böylece, cemiyete kök salmış bir alışkanlığın yalnız dış baskı ile tamamen ve kalıcı biçimde ortadan kaldırılamayacağı açıkça görüldü.

Bugün de benzer bir durum yaşanmaktadır. Devlet tarafından sigara ve benzeri zararlı alışkanlıkları önlemek için pek çok tedbir alınmış; bazı mekanlarda yasaklar getirilmiş, vergiler artırılarak pahalı hale getirilmiş, hatta paketlerin üzerine “Sigara içmek öldürür” uyarısı yazılmıştır. Buna rağmen sigara alışkanlığı toplumdan bütünüyle sökülüp atılamamıştır. Bu da göstermektedir ki, kökleşmiş zararlı âdetlerin izalesi yalnız kanun, ceza ve dış tedbirlerle değil; ancak insanın kalbini, aklını ve iradesini ikna eden bir terbiye ve manevi tahkim ile mümkündür.

Halbuki bak! Bu zât, büyük ve çok âdetleri; hem inâdcı, mutaassıb büyük kavimlerden, zâhirî küçük bir kuvvetle, küçük bir himmetle, az bir zamanda ref‘ edip, yerlerine öyle secâyâ-yı âliyeyi ki; dem ve damarlarına karışmış bir sûrette, sâbit olarak vaz’ ve tesbît ediyor. Bunun gibi daha pek çok hârika icrââtı yapıyor.

Sevgili Peygamberimiz (sav), kökleşmiş ve toplumun adeta karakteri haline gelmiş, tüm hücrelerine işlemiş kötü âdetleri, zahiren küçük görünen bir kuvvetle ve 23 yıl gibi kısa sayılacak bir zaman içinde ortadan kaldırmıştır. Üstelik bunu yalnız bazı yanlışları yasaklayarak değil, onların yerine insanların kalbine ve ruhuna yerleşen yüksek ahlakı koyarak başarmıştır. Asıl dikkat çekici olan da budur.

“İnadcı, mutaassıb büyük kavimler” ifadesi, atalarından gördüğü hayat tarzını kolay kolay terk etmeyen, yanlış da olsa alıştığı şeyleri savunan toplulukları anlatır. Böyle toplumlarda bozuk âdetleri değiştirmek son derece zordur. Çünkü mesele yalnız bir davranış meselesi değildir. O âdetler insanların düşüncesine, aile yapısına, kabile anlayışına ve günlük yaşayışına kadar işlemiştir. Buna rağmen Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, insanların hayatına yerleşmiş bu yanlışları söküp atmış; şirk yerine tevhidi, zulüm yerine adaleti, vahşet yerine merhameti getirmiştir.

Burada “zahiri küçük bir kuvvetle” denilmesi de çok mühimdir. Çünkü Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, bu büyük değişimi dünya ölçülerine göre güçlü ordularla, geniş maddi imkanlarla veya büyük bir siyasi hakimiyetle başlatmamıştır. Peygamberliğinin ilk yıllarında yanında çok az insan vardı. Karşısında ise sayıca kalabalık, geleneklerine bağlı ve dirençli bir toplum bulunuyordu. Fakat o, insanları zorlayarak değil; hakikati anlatarak, kalbleri ikna ederek ve vahyin terbiyesiyle değiştirdi. Bu sebeple meydana gelen dönüşüm yüzeysel kalmadı; insanların iç dünyasına kadar indi.

Paragraftaki “secaya-yı aliye” ifadesi özellikle dikkatle anlaşılmalıdır. Bu tabir, yüksek ahlak, ulvi seciyeler ve insanı yücelten güzel huylar demektir. Yani Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, sadece kötü alışkanlıkları kaldırmamış; onların yerini boş da bırakmamıştır. O boşluğu, insanı olgunlaştıran ve toplumu yükselten güzel hasletlerle doldurmuştur. Yalanın yerine doğruluğu, hıyanetin yerine emniyeti, kibrin yerine tevazuu, öfke ve taşkınlığın yerine sabrı ve merhameti, düşmanlığın yerine kardeşliği yerleştirmiştir. İşte “secaya-yı aliye” budur.

Metinde bu güzel ahlakın “dem ve damarlarına karışmış bir surette” yerleştirildiği ifade edilir. Bunun manası şudur: Bu değişim geçici, yüzeysel veya gösteriş için yapılan bir değişim değildir. Güzel ahlak onların kanına işlemiş, karakterlerinin bir parçası haline gelmiştir. Daha önce kız çocuklarını diri diri gömebilen, en küçük sebeple yıllarca savaşabilen, güçsüzü ezmeyi tabii gören insanlar; İslam’ın terbiyesiyle şefkatli, adaletli, emin ve fedakar kimseler haline gelmiştir. İşte böyle köklü bir değişim, yalnız dıştan gelen baskıyla değil, kalbin ve ruhun imanla değişmesiyle mümkündür.

Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın bunu 23 yıl gibi kısa bir zamanda başarmış olması, meselenin en hayret verici tarafıdır. Çünkü asırlardır devam eden batıl inançları, bozuk sosyal yapıyı ve yerleşmiş kötü alışkanlıkları değiştirmek normal şartlarda çok uzun zaman ister. Hatta çoğu zaman nesiller boyu süren çalışmalarla bile tam netice alınamaz. Fakat Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, 23 yıllık risalet hayatında bir toplumu baştan sona değiştirmiş; cahiliye devrinden Asr-ı Saadet’i çıkarmıştır. Bu, onun nübüvvetinin/peygamberliğinin en parlak delillerinden biridir.

Mesela kabilecilik duygusunun yerine ümmet kardeşliğini, zulmün yerine hukuku, menfaatçiliğin yerine ihlası, taş kalpliliğin yerine şefkati yerleştirmiştir. Kadınların hor görüldüğü bir toplumda onların haklarını korumuş; yetimlerin ezildiği bir düzende onların hakkını muhafaza etmiştir. Faiz, kumar, içki ve ahlaksızlık gibi toplum hayatını çürüten alışkanlıkların yerine helal kazancı, iffetli yaşamayı, yardımlaşmayı ve ibadeti getirmiştir. Bütün bunlar “secaya-yı aliye”nin fert ve cemiyet hayatındaki açık tezahürleridir. Bu konuda Peygamberimiz (sav) meşhur veda hutbesinde şöyle buyurmaktadır:

Ey insanlar! şunu iyi biliniz ki Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arabın başka ırka, başka ırkın Araba, beyazın siyaha, siyahın beyaza, dindarlık ve ahlâk üstünlüğü dışında bir üstünlüğü yoktur. Dinleyin! Bu ilahî gerçeği size tebliğ ettim mi, bildirdim mi?” Kendisini dinleyenler hep birden “evet” dediler. 1

İşte şu asr-ı saadeti görmeyenlere, Cezîretü’l-Arab’ı gözlerine sokuyoruz. Haydi, yüzler feylesofları alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar. O zâtın, o zamana nisbeten bir senede yaptığının yüzde birisini acaba yapabilirler mi? 2

Peygamberimiz (sav) o zamanda yaptığı harika icraatlerle, cahillik ve vahşilikle yoğrulmuş, korku dolu Arap yarım adasını en üst medeniyet seviyesine çıkarmıştır. Sigara gibi küçük bir âdeti tiryakisi olanlara terk ettirmek çok zahmetliyken, yüzlerce kötü âdetlere sarılmış, öfkeli bir toplumun âdetlerini çok kısa bir sürede kaldırıp yerlerine yüksek ve nezih ahlaklarla ve âdetlerle doldurmuş, saadet asrına çevirmiştir. Peygamberimizin oluşturduğu saadet asrını görmek istemeyenler yüzler bilim adamlarını, filozoflarını alsınlar Arap yarımadasına gitsinler, yüz yıl çalışsınlar. Peygamberimiz'in (sav) o zamana kıyasla bir yılda yaptığı harika inkılabların yüzde birisini acaba yapabilirler mi? Elbette yapamazlar.

Kaynakçalar
  1. Müsned, V/411

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.323

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız