RİSALE-İ NUR

27.01.2010

4728

"Hayat Her Şeyi Her Bir Zihayat Olan Şeye Mal Eder" Ne Demektir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

30.01.2010 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Hayat sahibi bir varlık, hayatı sebebiyle kâinatla alâka kurar, birçok şeyden istifade eder ve bir cihetle pek çok şeyi kendine aitmiş gibi görür. Hayat sahibi olan bir varlığın hayatı, o canlıya öyle geniş bir münasebet verir ki sanki pek çok şey onun hesabına çalışıyor, onun istifadesine medâr oluyor, onun dünyasına dâhil oluyor gibi bir vaziyet ortaya çıkar. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şu şekilde ifade eder:

Hayat her şeyi, her bir zîhayat olan şeye mal eder. Bir şeyi, bütün eşyâya mâlik hükmüne geçirir. Hayat ile bir şey-i zîhayat diyebilir ki, “Şu bütün eşyâ malımdır, dünya hânemdir, kâinât mâlikim tarafından verilmiş bir mülkümdür.” 1

Hayat sahibi bir varlık kâinatın gerçek sahibi olamaz. Hakikî mâlik yalnız Allah’tır. Fakat o varlık, yalnız kendi dar cismi kadar bir alanda da kalmaz. Hayatı sebebiyle güneşle, havayla, suyla, gıdayla, toprakla, mevsimlerle, kısacası diğer varlıklarla münasebet, ilişki kurar. Böylece küçücük bir canlı bile, hayatı sayesinde çok geniş bir âlemle irtibat sahibi olur.

Mesela insan, hayat sahibi olduğu için güneş onun için ışık verir; hava onun nefesine hizmet eder; su onun hayatını devam ettirir; toprak onun rızkını yetiştirir; ağaçlar meyve verir; hayvanlar onun istifadesine vesile olur; gece onun istirahatine, gündüz geçimine bakar. Böylece insan, kendi cismi küçük olduğu hâlde, hayatı sebebiyle bütün bu şeylerle alâkadar olur. Bir cihetle “dünya benim hanem” diyebilir. Çünkü hayatı olmayan bir taş için bunların hiçbirinin anlamı yoktur; fakat hayat sahibi insan için hepsi istifadeye medâr olur.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuyla ilgili 28. Söz adlı risalede şöyle bir açıklama yapar:

Bu dere bahçesi gibi, şu Barla bağ ve bahçelerinin her birinin ayrı ayrı mâliki bulunduğu halde, Barla’da gıdası i‘tibâriyle ancak bir avuç yeme mâlik olan her bir kuş, her bir serçe, her bir arı, “Bütün Barla’nın bağ ve bostanları benim nüzhetgâhım ve seyrângâhımdır” diyebilir. Barla’yı zabt edip dâire-i mülküne dâhil eder. Başkalarının iştirâki, onun bu hükmünü bozmaz. Hem insan olan bir insan diyebilir ki: “Benim Hâlikım, bu dünyayı bana hâne yapmış. Güneş benim bir lâmbamdır. Yıldızlar benim elektriklerimdir. Yeryüzü çiçekli miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir” der, Allah’a şükreder. Sâir mahlûkātın iştirâki, onun bu hükmünü nakzetmez. 2

Bir kuşun, bir serçenin veya bir arının hakikatte Barla bağlarının tapusuna sahip olması söz konusu değildir. Fakat hayatı sebebiyle o bağlarda gezer, oralardan istifade eder, onları seyreder ve oraları kendine gezinti ve rızık yeri yapar. Bu cihetle, bütün bu bağlar benimdir, diyebilir. Bu durumu mülkiyet mânâsında değil; istifade, münasebet ve fayda mânâsında kendine ait görür. Başkalarının da aynı yerlerden faydalanması, bu hükmü bozmaz. Çünkü buradaki hüküm, Barla bağlarına sahip olma değil; hayatın kazandırdığı geniş ilişkidir.

İnsan da, “Beni yaratan Allah bu dünyayı bana hâne yapmış, bu dünya benim hanemdir; güneş lâmbam, yıldızlar ışıklarım, yeryüzü beşiğimdir.” diyebilir. Çünkü insan, hayatı sayesinde güneşten, havadan, sudan, arzdan, bitkilerden ve pek çok şeyden faydalanır. Kâinat, onun yaşayışına hizmet eder bir vaziyet alır. Fakat bu sahiplik hakiki manada değil istifade manasındadır.

Demek ki hayat, küçücük bir varlığa büyük hakiki bir mülk kazandırmıyor; fakat pek büyük bir istifade kapısı açıyor. Böylece zîhayat, kendi cismi küçük olsa da hayatı sebebiyle geniş bir âlemle alâkadar oluyor.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 182.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 176.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız