Tayy-i Zaman, zamanın daralması veya dürülmesidir. Ashâb-ı Kehf’in yaşadığı hâl buna bir misaldir. Çünkü onlar mağarada üç yüz dokuz sene kaldıkları hâlde, bu uzun müddeti kısa bir uyku gibi hissetmiş ve bir gün kadar kaldıklarını zannetmişlerdir. Bu hakikat, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir:
İşte böyle uyuttuğumuz gibi onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar; içlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Diğerleri) “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler; ve eklediler, “Kaldığınız müddeti rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangisinin yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca çok dikkatli davransın da sakın varlığınızı kimseye sezdirmesin.1
Yine Kehf sûresinin 25. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
Onlar mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz sene daha ilave ettiler2
Bu iki âyet birlikte değerlendirildiğinde, Ashâb-ı Kehf uyandıklarında mağarada çok uzun zaman kaldıkları hâlde bunu sadece bir gün veya günün bir parçası kadar zannetmişlerdir. Halbuki Kur’ân’da onların mağarada üç yüz, hattâ buna ilâveten dokuz yıl daha kaldıkları bildirilmektedir. Bu hâdise, uzun bir zamanın çok kısa bir zaman gibi hissedilmesine misal olarak zikredilir. Bu da tayy-i zamana bir örnektir.
Tayy-i Mekân ise, kısa bir süre içinde uzun bir mesafenin kat edilmesidir. Üstad Bediüzzaman, denizlerde görülen med ve cezir gibi, evliya arasında da bast-ı zaman ve tayy-i mekân meselesinin şöhret bulduğunu ifade eder. Kitab-ı Yevâkıt’ın rivayetine göre, İmam-ı Şa‘rânî bir günde iki buçuk defa, büyük bir eser olan Fütûhât-ı Mekkiyye’yi mütalaa etmiştir. Bu gibi hâdiseler garip görülerek hemen inkâr edilmemelidir.
Yine tayy-i zamana dair nakledilen vakıaları anlamayı kolaylaştıracak birçok misal vardır. Meselâ rüyada bir saat içinde bir senelik zaman yaşanabilir ve pek çok iş görülebilir. Hattâ o vakitte Kur’ân okunmuş olsa birkaç hatim okunmuş olabilirdi. Sıradan insanlar için geçerli olan bu hâlin, evliya için uyanıkken de vuku bulabileceği ifade edilmektedir.
Tayy-i zamanda zaman genişler ve ruhun dairesine yaklaşır. Ruh ise zaman ile sınırlı değildir. Ruhu cismine galip olan evliyanın işleri ve fiilleri de ruh süratiyle cereyan eder. Bu sebeple bast-ı zamanın evliya arasında çok defa vuku bulduğu haber verilmiştir. Nitekim bazı evliyanın bir dakikada bir günlük işi gördüğü, bazılarının bir saatte bir senelik vazifesini yaptığı, bazılarının da bir dakikada bir hatme-i Kur’âniyeyi okuduğu rivayet edilmiştir. Bu gibi rivayetleri nakleden hak ve sıdk ehli zatların bilerek yalana tenezzül etmeyecekleri de ifade edilmektedir.
Özet olarak, Tayy-i Zaman zamanın kısa hissedilmesi, daralması veya genişlemesi hâlidir. Ashâb-ı Kehf misalinde olduğu gibi, uzun bir müddet geçmiş olduğu hâlde bu süre onlara bir gün yahut günün bir parçası gibi görünmüştür. Tayy-i Mekân ise, uzun bir mesafenin kısa bir zamanda kat edilmesidir. Kısaca ifade etmek gerekirse, tayy-i zamanda esas mesele zamanın dürülmesi veya genişlemesidir; tayy-i mekânda ise esas mesele mesafenin kısa sürede aşılmasıdır.
Kehf, 18/19
Kehf, 18/25

