Sorudaki ilgili kısım Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
Nebiyy-i Zîşân Aleyhissalâtü Vesselâm’a verilen Makam-ı Mahmûd, İlâhî bir mâide ve Rabbânî bir sofra hükmündedir. Evet, tevzî‘ edilen lütuflar, feyizler, ni‘metler o sofradan akıyor. Resûl-ü Zîşân Aleyhissalâtü Vesselâm’a okunan salavât-ı şerîfeler, o sofraya edilen da‘vete icâbettir. Ve kezâ, salavât-ı şerîfeyi getiren adam, Zât-ı Peygamberî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı bir sıfatla tavsîf ettiği zaman, o sıfatın nereye taalluk ettiğini düşünsün ki, tekrar tekrar salavât getirmeye şevki olsun.1
Yani Makam-ı Mahmud, sadece Peygamberimize (s.a.v) ait yüksek bir derece değil, aynı zamanda Cenab-ı Hak tarafından kurulmuş ilahi bir sofradır. Allah’ın kullarına ihsan ettiği bütün manevi lütuflar, feyizler ve nimetler bu sofradan dağıtılmaktadır. Bizim Peygamber Efendimize (asm) salavat getirmemiz, aslında o bereketli sofraya yapılan daveti kabul etmek manasına gelir. Biz salavat getirdiğimizde, o ilahi sofranın başına çağrılmış oluruz. Salavat getiren kişi, o sofradan nasiplenmek üzere davete katılan bir misafir hükmündedir. Sorunuzdaki kısmı şu şekilde izah edebiliriz:
Salavat-ı şerife getiren kimse, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) salat ve selam ederken O’nu bazı sıfatlarla zikir eder. Bu sıfatları söylerken, onların neyi ifade ettiğini ve kime ait olduğunu tefekkür etmesi gerekir. Yani bu övgülerin ve vasıfların sıradan bir insana değil; Allah’ın elçisi olan, O’nun tarafından seçilmiş ve vazifelendirilmiş bir zata ait olduğunu düşünmelidir.
Bu şekilde düşünüldüğünde, salavat sadece dil ile söylenen bir söz olmaktan çıkar ve şuurlu bir ibadet haline gelir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sahip olduğu bu sıfatların büyüklüğü ve kıymeti idrak edildikçe, insanın ona karşı muhabbeti ve hürmeti artar. Bu muhabbet ve hürmet arttıkça da kişi salavatı tekrar tekrar getirmekten lezzet alır ve buna daha fazla istek duyar.
Mesela salavat getirirken “Seyyidina Muhammed” dediğimizde, “seyyid” kelimesinin efendi, rehber manasına geldiğini düşünmeliyiz. Bu hitabın, bütün insanlığa rehber olarak gönderilmiş, ahlakı, merhameti ve adaletiyle örnek olan Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) ait olduğunu tefekkür edersek, ona olan hürmetimiz artar ve salavatı daha şevkle getiririz.
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.81

