Sorular

6.347

Cüz-i İhtiyarînin Somut Varlığı Olmaması Ne Demektir?

Cüz-i İhtiyarîSözlükte “iki şeyden birini diğerine tercih etmek, seçip ayırmak, üstün tutmak” gibi anlamlara gelir. Başta kelâm, felsefe ve ahlâk gibi ilim dalları olmak üzere İslâm kültüründe irade, kişinin bir fiile yönelmesini ve harekete geçme gücünü, ihtiyar ise birkaç şey arasından birini bilinçli olarak ve gönül rızâsıyla seçmesini ifade eder. Bunun için ihtiyarın, zaman zaman bilhassa Allah'a nisbet edildiği yerlerde kelâmcılar tarafından irade anlamında kullanıldığı görülse de genelde ihtiyar irade ve meşîetten daha dar ve özel bir anlama sahiptir. 1Cüz-i İhtiyarinin Vücudunun Olmamasıİnsanın “cüz'î ihtiyar” veya “cüz'î irade” denilen seçme gücünün dış dünyada yaratılmış, somut bir varlığı yoktur; yalnızca Allah'ın ilminde bulunur. Kader açısından bu durum şöyle açıklanır: İnsanın iradesi yaratılmış olsaydı, kişi bir şeyi seçtiği anda o şey kaçınılmaz olarak meydana gelirdi. Çünkü bir varlığın ortaya çıkması için “illet-i tamme”, yani eksiksiz sebep gerekir. Bu tam sebep, insanın iradesiyle birlikte Allah'ın ilim, kudret ve iradesinin de o şeye yönelmesidir. Allah'ın ilmi, iradesi ve kudreti bir şeye yöneldiğinde o şey derhâl vücuda gelir. Dolayısıyla irade yaratılmış olsaydı, insanın seçtiği her şey anında gerçekleşir, kişi kararından geri dönemezdi; bu da cebir (zorlama) olur, hür iradeyi ortadan kaldırırdı. Oysa irade yaratılmadığından insan istediğini seçebilir, sonra seçimini değiştirebilir. Bu serbestlik sebebiyle de sadece yaptıklarından sorumlu tutulur.Ayrıca BakınızKader ve Cüz-i İhtiyarCüz'-i ihtiyârî, kadere münâfî değildir; belki kader, ihtiyârı te'yîd eder.İnsan Kendi Kaderini Belirleyebilir mi?Kaynakçalarhttps://islamansiklopedisi.org.tr/ihtiyar

1.697

Peygamberlik ve Evliyalık Makamları Arasındaki Farklar

RİSALETSözlükte “göndermek, elçi kılmak, elçilik yapmak” anlamındaki "resâlet" masdarından gelen risâlet kelimesi isim olup “elçi, mektup, mesaj” gibi anlamlarının yanında masdar anlamında da kullanılabilmektedir. Fıkıh terimi olarak ise bir kimsenin irade beyanını tasarrufta dahli olmaksızın diğer bir kimseye tebliğ etmeyi ifade eder. Tebliğ eden kimseye resûl (elçi), elçiyi gönderen kimseye mürsil, elçinin gönderildiği kimseye "mürselün ileyh" denir. Resul, sadece işlem yapmak isteyen kişinin irade beyanını iletmekle görevlidir. 1 Allah, insanoğlunun yaratılışındaki amacı, hedefi, neticeyi; neyi emrettiğini ve neyi yasakladığını peygamberler aracılığıyla bildirmiştir. Peygamberler de Allah'tan aldıkları bu İlâhî emirleri gönderildikleri kavimlere eksiksiz bir surette iletmiştir. Öz itibariyle Risalet; “Allah'ın kulları arasından seçtiği, emirlerini, yasaklarını, insanların dünya ve âhiret saadetlerine vesile olacak şeyleri vahiy yoluyla kendisine bildirdiği ve bu vahiyleri insanlara ulaştırmakla görevlendirdiği elçi” anlamına gelmektedir.VELAYETVelâyet sözlükte “yakın olmak, yakınlık” anlamındaki "vely" kökünden türeyen velâyet “sevmek; yönelmek, yardım etmek; bir işin sorumluluğu kendi üstünde olmak” mânalarına da gelir. Tasavvufta velâyet; kulun nefsini aşıp Allah'a yaklaşma hâlidir. Bediüzzaman Hazretlerine göre velâyet, Allah'a yakınlık derecelerinde ilerlemektir. Kul, mânevî mertebeleri geçerek Cenâb-ı Hakk'ın yakınlığına ulaşır; bu süreç emek ve zamana ihtiyaç duyar. Bediüzzaman Hazretleri velâyetin peygamberliğin bir delili olduğunu belirtir; çünkü peygamberlerin getirdiği hakikatler, velîlerce kalp ve ruhla açıkça görülür. Velâyet, insanı olgunlaştıran, ruhu nurlandıran, terakkînin kaynağı ve feyzin menbaıdır. Bediüzzaman Hazretleri velâyetin kazanıma dayalı, uzun, zahmetli ve kerametleri çok bir yol olduğunu da ekler. 2Râgıb el-İsfahâni'ye göre velayet; Düzenli, devamlı, kararlı ve ihlâslı bir şekilde ibadet ve kulluk eden, başta peygamberler olmak üzere takvâ sahibi, Allah dostları sâlih müminler için kullanılır. Peygamberler, Cenab-ı Hakk'ın çok özel kulları ve evliyasıdır; onların vârisçileri, yardımcıları ve temsilcileri olan evliya da Allah'ın has kulları ve dostlarıdır. 3RİSALET VE VELAYET ARASINDAKİ FARKLAR1) Nübüvvetin ana vazifesi tebliğdir; velâyetin ana vazifesi kullukta kemâle ermedir.2) Nübüvvet vahiy ile beslenir; velâyet ise ilham ve keşfe dayanır. “Vahiy nübüvvetin esasıdır, ilham velâyetin esasıdır.”3) Peygamberler, yeni veya önceki şeriatı insanlığa duyururlar; Veliler ise, mevcut şeriata uyar ve onunla manen yükselirler.4) Peygamberler masumdur (günah ve hatadan korunmuştur); evliyâda masumiyet yoktur, ancak mahfuziyet (Allah'ın koruması) )olabilir.5) Peygamberlik, umumî rehberlik makamıdır; Evliyalık ise, şahsî terakki (yükselme) makamıdır.6) Peygamberlik, Allah'ın doğrudan lütfu ile verilir; Evliyalık ise, lütfa amel, ihlâs ve mücâhedeyle (manevi cihad ve gayretle) kazanılır.7) Peygamberlik Hz. Muhammed (sav) ile tamamlanmıştır; Evliyalık ise, kıyamete kadar devam edecektir. Ayrıca BakınızVelayet MertebeleriVelayet-i Kübra, Velayet-i Vusta ve Velayet-i SuğraKaynakçalarhttps://islamansiklopedisi.org.tr/risalet--fikihMuhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s. 198Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “vly” md., Yarın yay., İstanbul 2019, c.2, s. 547

10

Nikâh Esnasında Mehir Konuşulmadıysa Eş Rızasıyla Yeni Mehir Nasıl Belirlenir?

Eşimle evlenirken, nikâh esnasında imam “Mehir belirlediniz mi?” diye sordu. O sırada önceden konuşmadığımız için bir an ailemle birbirimize baktık. Ailemde iki ablam da 100 gr dediği için babam da o şekilde düşünmüş; ancak biz cevabı vermeden imam başka konuya geçti. Biz de konu havada kalmasın diye dönüşte arabada babam 100 gr diye teyit etti; ama eşimle sonradan konuştuğumuzda 100 gr'ı kabul etmiyor. Biz o gün kendi ailemle aramızda bu rakamı kararlaştırdık; ama eşim kabul etmiyor. Ne yapmak lazım?