Soru

İşaratül-İcaz Tefsiri "minhâ min semeratin"

İşaratül-İcaz eserinde Bakara Suresinin 25. ayetinin tefsirinde "'minhâ min semeratin' denilmektense, 'min semerâtihâ' denilse idi, daha muhtasar ve daha güzel olurdu." ifadesi geçiyor. Buna çok itiraz geliyor, izah edebilir misiniz?

Tarih: 2.11.2022 14:05:11

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri’nin ilgili paragrafı şöyledir;

مِنْهَا مِنْ ثَمَرَة denilmektense مِنْ ثَمَرَاتِهَا  denilse idi, daha muhtasar ve daha güzel olurdu. Fakat zikri geçen suallerden iki suale cevab olduğundan, مِنْهَا ayrı, مِنْ ثَمَرَةٍ   ayrı söylemek icap etmiştir.”[1]

Anlaşıldığı kadarıyla Bediüzzaman Hz.'leri gelmesi muhtemel bir soruyu zikretmektedir. Yani " مِنْهَا مِنْ ثَمَرَة denilmektense مِنْ ثَمَرَاتِهَا  denilse idi, daha muhtasar ve daha güzel olurdu.”[1]cümlesi Üstad'ın kendi cümlesi olmayıp, böyle bir sual gelirse şöyle cevap veririz demek istenilmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri bu metnin biraz öncesinde ilgili ayetin çok icazlı bir surette içerisinde bazı soruların cevaplarını tazammun ettiğini söylemektedir. Bediüzzaman Hazretleri metnin devamında ise “مِنْهَا مِنْ ثَمَرَة” terkibinin içerisinde iki sualin cevabının bulunduğunu dolayısıyla şuan ki haliyle olmasının icap ettiğini söylemektedir. Yani Bediüzzaman Hazretleri  “Bu ayetler icaz (az sözle çok mana ifade etmek cihetiyle) “مِنْ ثَمَرَاتِهَا”  şeklinde olsaydı daha kısa olup daha veciz olurdu. Fakat içerisinde iki suali tazammun ettiği için ” مِنْهَا مِنْ ثَمَرَة”  şeklinde gelmesi icap etmiştir. Eğer iki suale mucizevi bir surette cevap vermeseydi şu haliyle daha güzel olurdu. Fakat suallere cevap verildiği için ” مِنْهَا مِنْ ثَمَرَة"  şeklinde kullanılmış ve daha güzel olmuştur.” demektedir.

Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri Kur’an ayetlerinin az kelimelerle çok suallere cevap verdiğini ve çeşitli yönleri ile çok manidar işaretlerde bulunduğunu anlatarak onun mucizeliğini göstermektedir. Bu amaç ve gayretler doğrultusunda kaleme aldığı bir eserde soruda kastedildiği gibi hikmetsiz bir surette haşa “Bu ayet şu şekilde gelseydi daha iyi olurdu” demesi mümkün değildir. Nitekim dediğimiz gibi bu eserin amaçlarından biri de Kur’an’ın mucizeliğini ortaya koymaktır. Bilindiği gibi bir şeyin mükemmelliğini, mucizeliğini, harikalığını ispat etmek için onu yeren ifadeler kullanmak bir mantık hatasıdır.

Bununla beraber Hz. Üstad’a göre Kur’an’ın değil bir cümlesi, bir kelimesi belki bir harfinin bile mucizevi bir yönü vardır. Ona göreKur'ân'ın değil âyetleri, kelimeleri, belki nun-u نَعْبُدُ  (na’budu kelimesinin başındaki nun) gibi bazı harfleri dahi mühim hakikatlerin nurlu anahtarlarıdır.”[2]

Ayrıca şunu da ifade etmeliyiz ki başta Razi, Beyzavi, Zemahşeri, Beğavi tefsirleri olmak üzere birçok tefsirde;

  1. وحق المقام ان يقال كذا))“Makam gereği şu şekilde denilmesi gerekirdi
  2. (والجملة ليست في موضعها)Cümle yerine konulmamıştır”
  3. ((واُعترضت بالجملة وهنا ليس موضعها   Bu cümle istidradî (bir itiraz cümlesi) olarak buraya alındı, fakat yeri değildi” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu ifadelerin hemen arkasından neden o şekliyle kullanıldığı, Allah’ın ne hikmetlere binaen o kullanımı tercih ettiği, ne maslahata ve hangi yönü ile mücizeliğe işaret ettiği müfessirler tarafından izah edilmektedir.

 

 

 

[1] İşaratü’l İ’caz, 204

[2] Mektubat, 279


Yorum Yap

Yorumlar