Bediüzzaman Hazretleri'nin nesebi, aslen Hazret-i Peygamber'e (sav) dayanmaktadır. Baba tarafından Hazret-i Hasan'a ve ana tarafından Hazret-i Hüseyin'e dayanan bir seyyiddir.
Fakat Osmanlı devrinde Kürdistan denilen doğu bölgesinde dünyaya gelmiş ve İstanbul'da yaşadığı dönem boyunca Said-i Kürdî ünvanını kullanmıştır. Kürdçe konuşan bir ailede dünyaya gelmesi sebebiyle ana dili de Kürtçedir. Geçmiş ecdadlarının pek çoklarının kürt olması da gayet mümkündür. Fakat babasının baba tarafı ile annesinin baba tarafları seyyid sülalesi olması hasebiyle neseben/soy bakımından seyyid sayılmaktadır.
Günümüzde, Hz. Üstad'ın ifadesiyle, nesiller çok karışmış olduğundan Bediüzzaman Hazretleri'nin neslinde Arablık ve Kürtlüğün karıştığını söylemek mümkündür. Hatta Türk neslinin dahi onun nesebinde bulunması gayet mümkündür. Çünkü kendileri, atalarının geçmişte Isparta vilayetinden Bitlis'e göçtüğünü bu sebeble nahiyelerinin adının İsparit olduğunu söyler. Zahiri nazarda, Kürdistan'da dünyaya gelmesi ve anadilinin Kürtçe olması sebebiyle Bediüzzaman Hazretleri Kürt milletine mensubdur. Bu cihetle kendisine Said-i Kürdî denilmiş ve kendisi Osmanlı devrinde imzasını bu isimle atmıştır. 31 Mart hadisesi sonrası 1909 yılında İstanbul'da Divan-ı Harb-ı Örfî'de yargılanırken yaptığı müdafaasında mahkemeye karşı, "Ben ki bir Kürdüm. Ulemaya farz-ı ayın olan bir vazifeyi omuzuma aldım..." tarzında kullandığı ifadesiyle de kendisini Kürt olarak nitelemektedir.
Nesebine bakıldığında, Hz. Peygamber’in (sav) mübarek neslinden gelen bir seyyid olan Bediüzzaman Hazretleri, Kürt kökenli olmasına rağmen ömrünün büyük bir kısmını Türklerin arasında geçirmiş ve eşsiz eserlerini Türkçe kaleme almış büyük bir İslam âlimidir. Türk milletine karşı duyduğu büyük muhabbeti her fırsatta dile getiren Bediüzzaman Hazretleri, hiçbir zaman ırkçı bir yaklaşım sergilememiş, aksine İslam kardeşliğini her türlü etnik âidiyetin üstünde tutmuştur. Bu İslamî bakışa sahib olan Bediüzzaman Hazretleri, başta Türkler olarak bu vatanın evlatlarına verdiği yüksek değerin sırf Müslüman olmalarından ve İslam'a yaptıkları hizmetten dolayı olduğu anlaşılmaktadır.

