İlgili bölümü cümle cümle şu şekilde açıklayalım:
[Gāye-i hayâl olmazsa, enâniyet kuvvetleşir]
Bir gāye-i hayâli olmazsa, yâhûd nisyân basarsa, ya tenâsî edilse, elbette zihinler enelere dönerler. Etrafında gezerler.
Bir insanın gaye-i hayali demek olan din ve mukaddesata, ümmet ve millet, memlekete ve vatana hizmet davası ve sevdası olmazsa insan içine kapanır. Kendinde boğulur veya kendinde takılır. Yahut o insanı hayallerinden uzaklaştıracak şekilde gaflet basarsa elbette insanların zihinleri, düşünceleri kendi nefislerine döner. İnsanlar hevaları için hareket etmeye başlar. Bu insanlar, bütün çalışmalarında yalnız kendi çıkarlarını artırmayı amaçlarlar. İşte o zaman insanlar yalnız kendilerini görür ve kendisi için yaşar. Adeta bedenleri bir arada fakat ruhları ve kalpleri birbirine yabancı bir toplum ortaya çıkar. Fiziki olarak birlikte, düşünce olarak ayrı insan grubu görülür. Halbuki gerçek birlik, fikirlerin, düşüncelerin uyumudur. Aksi halde insanlar kendi çıkarları etrafında dönerek, hevalarını merkeze alarak hareket ederler.
Ene kuvvetleşiyor, bazen sinirleniyor. Delinmez nahnü olsun. Enesini sevenler, başkaları sevmezler.1
Bu durum insanların bencilliğini artırıyor. Gittikçe o insanlarda bu durum huy haline geliyor. Çıkarına uygun bulmadığı en küçük şey onu kolayca sinirlendiriyor. Bu insanların kendini görme, kendini düşünme, yalnız kendisiyle ve dünyasıyla uğraşma düşüncesi değişmiyor. Bu insanlar yalnız kendilerini düşünür, başkasını ise asla görmezler ki düşünceleri "ben"den "biz"e dönsün. Artık bu tür insanların dünyasında ben vardır. Biz yoktur. Enelerini, yani yalnız kendilerini sevenler, başkalarını sevmezler. Sevemezler. Biz olamazlar. Arkadaşlıkları yalnız çıkarları devam ettiği sürece devam eder. Çıkarlarına hizmet ettiği sürece prensip sahibi olurlar. Böyleleri her ne kadar toplum içinde yaşasalar da yalnız kalmaya mahkumdurlar.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 333.

