İlgili kısım Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
Madem fâni dünya hayatı, küçücük ve menfî milliyetin muvakkat menfaati ve selâmeti için bu harika fedakârlığı yapan Ermeni fedaileri karşımızda görünürler.1
Burada geçen “menfî milliyetin muvakkat menfaati”, ırkçılık ve tarafgirlik üzerine kurulu milliyet anlayışının insana sağladığı dünyaya ait, geçici ve aslında küçük faydalar demektir.
Bu faydalar; birbirini tutmak, birbirine destek olmak, bir grubun kendi mensuplarını koruyup kayırması, makam, nüfuz, emniyet ve dünyalık kazanç elde etmek gibi kısa süreli menfaatlerdir. Bunlar kalıcı ve hakikî menfaatler değil, daha çok dünya hayatına bakan geçici kazanımlardır.
Metindeki “selâmeti” ifadesi de, o topluluğun kendi varlığını, güvenliğini ve menfaatini koruma düşüncesini anlatır.
Ayrıca menfî milliyette, insanın bazı duygularını okşayan bir taraf da vardır. Kişi, kendi grubuna bağlılık hissetmekten bir kuvvet, bir aidiyet ve bir haz duyabilir. Nitekim Hz. Üstad bu hususa şöyle işaret eder:
Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsanî var, gafletkârâne bir lezzet var, şeâmetli bir kuvvet var.2
Yani burada anlatılmak istenen şudur: Bazı insanlar, gerçekte küçük ve geçici olan kavmî menfaatler uğrunda bile büyük fedakârlıklara girişebilmektedir. Bu da milliyet hissinin insanı ne kadar kuvvetle etkileyebildiğini göstermektedir.
Kısacası bu ifade, menfî milliyetin akla ve hakka dayanan sağlam bir esas olmadığını; daha çok tarafgirlik veren, nefsi okşayan ve insanı peşinden sürükleyen bir his taşıdığını anlatır.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 549.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 149.

