Hz. Peygamber (s.a.v.) kullara ait borçların ödenmesinin önemi üzerinde durmuştur.1 Allah Resulü (s.a.v.) kişinin borçlu olarak Allah’ın karşısına çıkmasını günah olarak nitelemiş;2 ölen kişinin ruhunun, zimmetindeki borç ödeninceye kadar bağlı kalacağını bildirmiş;3 ölenin borçlarının mümkünse cenaze namazından önce, değilse daha sonra malından ödenmesini emretmiştir.4
Zira dinimizde kul haklarına riâyet edilmesi emredilmiş; hak ihlalinde bulunan kişinin, hak sahibi affetmedikçe hiç kimse tarafından affedilemeyeceği belirtilmiştir.
Dolayısıyla, üzerinde kullara ait borçlarla ölen kişinin, teçhiz ve tekfinden sonra bıraktığı maldan borçları ödenir. Kur’ân’da borçların vârislerin payına olan önceliği “Bu (paylaştırma ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır.” 5 âyetiyle belirtilmiştir. Tereke,6 borçların tamamını ödemeye yetmiyorsa, borçlar oranında alacaklılara bölüştürülür.7
Borçlu olarak vefat eden kişinin geride bıraktığı bir mal varlığı yoksa, bu durumda yapılacak bir işlem kalmamış demektir.
Zengin olsa dahi, borçlarını ödemek varisleri için hukuki veya dinî bir zorunluluk değildir. Kişinin oğlu bile olsa bu borcu üstlenmek zorunda bırakılamaz. Ancak varisler veya yakınları, kendi istekleriyle bu borcu ödeyebilirler. Bu durumda hem kendileri sevap kazanmış olur hem de vefat eden kişi borç yükünden kurtulmuş olur.
Nesâî, Büyûʽ, 98 [4684-4685]
Ebû Dâvûd, Büyûʽ, 9 [3341]
Tirmizî, Cenâiz, 76 [1078-1079]; İbn Mâce, Sadakât, 12 [2413]
Buhârî, Kefâlet, 5 [2298]; Müslim, Ferâiz, 14 [1619]; bk. Kâdî İyâz, İkmâlü’l-Mu‘lim, 5/339-341
Nisâ, 4/11
Ölen kimsenin geride bıraktığı malın tamamına (para, mücevher, menkul, gayrimenkul, mülk, arazi, araba ne varsa) tereke denir
Mevsılî, el-İhtiyâr, 5/85

