Risale Online — Kur'ân-ı Kerîm, Cevşen, Risale-i Nur, Makaleler ve Soru-Cevap

Son Cevaplanan Sorular

3

Bilim İnancı Gereksiz Kılar mı?

Öncelikle bilimin alanı maddeyi incelemektir. Bu sebeple bilimsel çalışmalar, doğrudan inancın konusu değildir ki inancı/inancları gereksiz kılsın. Bilim gözlemlenebilen, ölçülebilen ve deneyle test edilebilen şeyleri araştırır. Yani maddenin nasıl işlediğini, doğa olaylarının hangi kurallara bağlı olduğunu ortaya koyar. Ancak "niçin varız?", "evrenin anlamı nedir?" gibi sorular bilimin sınırlarının dışındadır yani -şu anki- bilim maddenin arkasındaki kudreti görmemek üzerine kurulmuştur.Ayrıca maddede zaten var olan düzeni ve kanunları keşfetmek, onların arkasındaki hikmeti ve kudreti ortadan kaldırmaz. Aksine, bu düzenin ne kadar hassas ve mükemmel olduğunu gösterir. Bu yüzden bilimsel araştırmalar, dinlerin ve inançların gereksiz olduğu sonucuna bizi götürmez. Çünkü bilim "nasıl" sorusuna cevap verirken, inanç "niçin" sorusuna cevap arar. Bu iki alan birbirine zıt değil, farklı yönleri ele alan iki ayrı alandır.Fakat günümüzdeki materyalist (maddeci) bilim maddenin nasıl yapıldığını bularak "niçin veya kim yaptı?" sorularına da cevap vermeye çalışmaktadır. Bu durum ise bilimin kendi sınırlarını aşması anlamına gelmektedir. Çünkü deney ve gözleme dayanan bir yöntemle, gözlemlenemeyen ve metafizik olan konular hakkında kesin hüküm vermek mümkün değildir. Bu yaklaşım ise bilimin verilerini yorumlarken tarafsız kalmak yerine, materyalizmi (inancızlığı) bilim gibi sunmaktadır. Oysa bilimsel bulgular, hiçbir zaman "yaratıcı yoktur" gibi bir sonuca bizi götürmez. Aksine kâinattaki düzenin ve yaratılışın delili olarak görülebilir.Bu bağlamda bilim aslında Allah'ın sıfatlarının bir yansıması olarak da düşünülebilir. Nasıl bir yazarı, bir ressamı veya bir mühendisi ortaya koyduğu eserlerden tanıyoruz. Kâinatın yaratıcısı olan Allah da sanatını tüm evrende göstermiştir. Doğadaki düzen, canlıların yapısı, evrendeki denge ve uyum bu sanatın örnekleridir. İnsan bunları inceleyerek sadece bilgi sahibi olmakla kalmaz, aynı zamanda bu düzenin sahibini de düşünmeye başlar.Bu yüzden bilimsel keşifler, buluşlar ve araştırmalar insanı inançtan uzaklaştırmak zorunda değildir. Aksine, doğru bakıldığında insanı daha çok hayranlığa ve inanca yönlendirmektedir.Ayrıca BakınızKUR'AN İLE BİLİM ARASINDA GÖRÜNEN ÇELİŞKİLER NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?KUR'AN-I KERİM'İN BİLİMSEL MUCİZELERİ NELERDİR?RİSALE-İ NUR BİLİMSEL TEFSİR MİDİR?

4

Bediüzzaman Hazretleri İle Talat Paşa Arasında Bir Münasebet Var mıydı?

Talat Paşa, 1 Eylül 1874 tarihinde Edirne'de dünyaya gelmiştir. Eğitimini tamamladıktan sonra Edirne Posta ve Telgraf İdaresi'nde memuriyete başlamıştır. Jön Türk hareketlerine duyduğu ilgiyle siyasete adım atan Talat Paşa, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer almıştır. Ardından İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin en önemli liderlerinden biri haline gelen Talat Paşa, 1908 İhtilali sonrasında Osmanlı siyasetinde belirleyici bir figür olmuştur. Talat Paşa, mebusluk/milletvekilliği ve çeşitli nazırlık/bakanlık görevlerinin ardından 1917 yılında sadrazamlığa/başbakanlığa kadar siyasette ilerlemiştir. I. Dünya Savaşı'nın zorlu süreçlerinde devletin iç ve dış siyasetini yöneten isimlerin başında gelen Talat Paşa, mütareke döneminin ardından 1918'de Almanya'ya gitmiştir. Siyasal faaliyetlerini yurt dışında da sürdürdüğü sırada, 15 Mart 1921 tarihinde Berlin'de bir Ermeni suikastçı tarafından öldürülmüştür. Naaşı, ölümünden yirmi iki yıl sonra, 1943 yılında Türkiye'ye getirilerek İstanbul'daki Hürriyet-i Ebediyye Tepesi'ne defnedilmiştir.Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, telif ettiği eserlerinde Talat Paşa ismini doğrudan zikrederek ona özel bir atıfta bulunmamıştır. Fakat Talat Paşa'nın Bediüzzaman Hazretleri hakkında kayıtlara geçen şöyle bir hatırası vardır: Hz. Üstad Rus esaretinden dönüp 1918'de İstanbul'a geldiğinde, ilim çevreleri ve devlet erkânı tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Bu sırada, onun harp yıllarındaki fedakârlık ve kahramanlığını takdir eden Enver Paşa, Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'de vazifelendirilmesi için Sadrazam Talat Paşa'ya teklifte bulunmuştur. Talat Paşa da bu teklifi değerlendirirken Hz. Üstad hakkında şu ifadeleri kullanmıştır:Bediüzzaman büyük bir vatanperver ve kahraman bir fedaidir. Millet ve memleket uğruna fisebilillah hayatını vakfetmiştir. Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'ye namzeddir.Bu müspet kanaatin neticesinde Hz. Üstad, 4 Ağustos 1918 tarihinde irâde-i seniyye ile Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzâlığına tayin edilmiştir.1KaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 187.