Son Cevaplanan Sorular

6.892

Namazları Cem Etmenin (Birleştirmenin) Hükümleri

NAMAZLARDA CEMHanefiler dışındaki cumhura göre seferde, yağmurlu günlerde, hacda Arafat ve Müzdelife'de cem yapılabilir. Hanbelilere göre bu meselede biraz daha genişlik vardır.Öğle ile ikindiyi birinci namazın vaktinde (cem-i takdim tarzında) birleştirmek; yahut öğleyi ikindiye tehir ederek (cem-i tehir tarzında) ikinci namazın vaktinde kılmak caizdir. Öne alınarak kılma konusunda Cuma namazı öğle namazı gibidir. Yine bunun gibi, akşam namazı ile yatsı namazlarını seferde, hem yatsıyı öne alarak birinci namazın vaktinde, hem de tehir ederek akşamı ikinci namazın vaktinde kılmak caizdir.Hanefilere göre; Arefe günü sadece hacılar için öğle ile ikindi namazını cem-i takdim tarzında tek ezan ve iki kametle kılmak caizdir.Müzdelife gecesinde akşam ile yatsı namazı bir ezan ve bir kametle cem-i tehir suretinde birleştirerek kılınır.Cumhurdan Şafiilere Göre Cem-i Takdimin Altı Şartı Vardır:1. Namazları birleştirmeye niyet etmek. Bu niyet birinci namaza başlarken yapılır.2. Tertibe riayet etmek. Yani önce birinci namazı kılmak.3. İki namazı peşpeşe kılmak, aralarında iki rekat namaz kılacak kadar uzun bir ara vermemek.4. İkinci namaz için iftitah tekbiri alıncaya kadar seferiliğin devam etmesi şarttır.5. İkinci namaza başlayıncaya kadar birinci namazın vaktinin kesin olarak devam etmesi, çıkmamış olması da şarttır.6. Birinci namazın sahih olduğuna inanmak. Cuma namazının sahihliği konusunda şüpheye düşse Cuma ile ikindiyi cem-i takdim suretiyle birleştirmek sahih değildir.Cem-i Tehirin İki Şartı Vardır:1. Birinci namazın vakti çıkmadan önce onu tehir ederek kılmaya niyet etmek.2. İkinci namazı tamamlayıncaya kadar seferiliğin devam etmesi şarttır.Cem-i tehirde tertip vacip değildir. Dilediğinden başlayabilir.Sünnet Namazlarda İse Şafiilere Göre;Bir kimse öğle ile ikindi namazını birleştirince, öğle namazından önceki sünneti daha önce kılar, tehir de edebilir. İster cem-i takdim yapsın, ister cem-i tehir yapsın hüküm değişmez. Eğer cem-i tehir yapmışsa iki namazın arasına almak da caizdir.Bir kimse akşam namazı ile yatsı namazını birleştirirse, bunların sünnetlerini sona bırakır. Eğer cem-i tehir yapmış ve akşamı önce kılmışsa akşamın sünnetini araya alabilir. Eğer cem-i tehir yapmış ve yatsıyı önce kılmışsa yatsı namazının sünnetini ortaya almak caizdir. Bundan başka şekiller yasaklanmıştır." 1Ayrıca BakınızYOLCULUKTA NAMAZI BİRLEŞTİRMESEFERİLİKKaynakçalarHALİT ÜNAL, "CEM'", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 7, s. 277-278

5.024

Dudaktan Kopan Deri Parçasını Yutmanın Dini Hükmü

İnsan bütün bedeni ile saygın bir varlıktır. Dolayısıyla kendi vücuduna ait dahi olsa kıl, kabuk, deri, tırnak ve dudak gibi şeyleri (bilerek) yemesi caiz olmaz.1Ancak bilmeden ve farkına varmadan dudağından sarkmış küçük bir parça deriyi ısırıp yutarsa bunda bir mesuliyeti yoktur. Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.2Sonuç olarak, insan bedeni kıymetlidir ve bilinçli yapılan yanlışlar sorumluluk doğurur. Ancak farkında olmadan yapılan hatalardan kişi mesul değildir; çünkü İslam'da esas olan niyet ve bilinçtir.KaynakçalarDin İşleri Yüksek Kuruluİbn Mâce, Talâk, 16.

2.809

Bismillah Neden Tükenmez Bir Kuvvet ve Bitmez Bir Berekettir?

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişânı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle, şöyle ki: Bedevî Arab çöllerinde seyâhat eden adama gerektir ki, bir kabîle reîsinin ismini alsın ve himâyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcâtına karşı perişan olacaktır. 1Bismillah, kelime anlamı olarak “Allah'ın adıyla” demektir. Yani Allah namına başlamak, Allah namına işlemek, Allah namına almak, Allah namına vermek; sonuç olarak her ne hayırlı iş yapıyorsak Rabbimizin adıyla, izniyle, kuvvet ve yardımıyla yapmak demektir.Bismillah'ın "Büyük Tükenmez Bir Kuvvet" OluşuBesmelede öyle bir sır vardır ki insan gibi güçsüz ve muhtaç olan bir varlığı, kuvveti ve merhameti sonsuz olan Allah'a dayandırır.İnsanın sayısız düşmanları vardır. Başta nefis ve şeytan olmak üzere insan, kendini rencide eden, üzen ve çaresizlik içinde kıvrandıran çok bela ve sıkıntılarla karşılaşır. Yine insan öyle âciz ve güçsüzdür ki gözüyle göremediği küçücük virüslere dahi yenik düşer. Vücudundaki 100 trilyon hücrenin bir tanesini bile idare etmeye gücü yetmez. Ateşe, soğuğa, açlığa, hastalığa dayanamaz. Vücudu çelikten değil; çabuk dağılıp bozulan et ve kemikten ibarettir. Sözü ne güneşe, ne buluta, ne toprağa, ne atomlara ne de başka bir varlığa geçmez.Her yönüyle âciz olan insan, kendisini düşmanlarından koruyup kollayacak sonsuz bir kuvveti vicdanıyla aramaya başlar. Sonuç olarak Allah'ın sonsuz kudretini bulur ve ona dayanır. Böylelikle Bismillah diyerek, Rabbinin sonsuz kudretine dayanarak tüm zorluklara, hastalıklara ve belalara karşı dayanabilir. Tıpkı devletine bağlı bir askerin, devletinin ve askeriyenin tüm güç ve servetini arkasına alarak; devlet namına ve devlet başkanının ismi ve kuvvetine dayanarak gücünün çok üstünde işleri yapabilmesi gibi.Bu noktadan Bismillah, tükenmez bir kuvvettir, diyebiliriz. Evet, bizler hayırlı bir işe başlarken ya da yapmaya niyet ettiğimiz bir işin sonucunun hayırlı olmasını istiyorsak Bismillah demeliyiz. Çünkü Bismillah dediğimiz zaman; “Ya Rabbi! Bu başladığım işin tamamlanmasında gerekli olan güç ve kuvvet ancak senin tarafından bana verilmiştir ve sendendir. Sen bana bu gücü vermezsen ben bu işi tamamlayamam. Aynı zamanda her türlü bela ve hastalıklardan beni muhafaza edip koruyan da ancak sensin,” deyip Allah'a iman ve tevekkül ederek Rabbimizin sonsuz kudretine Besmele ile sığınmış olur.Evet, kâinatta çok küçük ve zayıf varlıklar vardır ki kendi güçlerinden çok fazla işleri yapıyorlar. Nokta gibi küçücük tohumların ağaçları âdeta sırtlarında taşımaları; aklı, fikri olmayan hayvanların insan hayatına en sağlıklı gıdalar olan süt, yumurta, bal ve ipek gibi benzersiz muhteşem nimetleri bizlere sunmaları hep bu sırra işarettir. Toprağın tatsız tuzsuz, ilimsiz, kudretsiz, kapkara hâliyle çeşit çeşit yüz binlerce çiçeğin, meyvenin ve sebzenin meydana gelmesine vesile olması elbette o bitki ve hayvanların Rablerinden aldığı güç ve kuvvet ile olduğu açıktır.Demek bütün varlıklar kendilerine has özel dilleriyle “Bismillah” derler. Yani; “Ya Rabbi, biz bu yapılan şeyleri ancak senin güç ve kuvvetin ile yapabiliriz” demektedirler. Eğer bitkilerin o nazik ve yumuşak kökleri sert kayaları delip geçiyorsa bunu kendi güç ve kuvvetleriyle yaptığını söylemek cahillikle eşdeğer olmaz mı? Yaz mevsiminin o yakıcı kavurucu sıcaklarında aylarca yemyeşil kalan incecik nazik yaprakların güçlerini Allah'tan aldığını kabul etmezsek, o zaman bu durumu nasıl açıklayabiliriz? Bunun gibi, atomlardan galaksilere varıncaya kadar her varlık, ortaya koyduğu işlerin büyüklükleri seviyesince Bismillah deyip her şeyi gerçekte yaratan ve yapanın sadece ve sadece Allah olduğunu bütün akıl sahiplerine ilan etmektedirler.Bismillah'ın "Bitmez Bir Bereket" Oluşuİnsan, yaratılışı gereği her şeye muhtaç olarak yaratılmıştır. Gerek dünyası için gerekse ahireti için insanın çok şeye ihtiyacı vardır. Hayatı için vücuda, sayısız organ ve cihaza muhtaçtır. Hayatının devamı için havaya, suya ve pek çok nimete ihtiyacı vardır. Bunlara ilaveten, hayaliyle de en güzel yemekleri, en güzel evleri, yatları, katları ve giyecekleri yaratılış itibarıyla ister. Bununla da kalmaz, sonsuz bir yaşam ve sıkıntısız bir ömür arzular. Sevdikleriyle sonsuz olarak beraber olmak, hiç ayrılmamak ister. Fakat bu ihtiyaçlarının ve istediklerinin milyonda birine bile sahip değildir. Sahip olmadığı gibi, kendi gücüyle de elde edemez.Tam da bu noktada insanın vicdanı “Bana bu ihtiyaçlarımı ve istediklerimi kim verebilir?” diye bir yardım noktası aramaya başlar. Ve rahmeti ve hazineleri sonsuz olan Allah'ı bulur. İman ve tevekkülle Allah'ın rahmetinden istemeye başlar ve Bismillah der. Yani, “Ya Rabbi! Benim dünyadaki ihtiyaçlarımı ve sonsuza kadar uzanan isteklerimi verebilecek olan ancak sensin. Çünkü senin rahmetin, ihsanın ve ikramın sonsuzdur. En zengin olan sensin. Ancak senden yardım diliyorum.” diyerek imanını, tevekkülünü Allah'a sunar. Bu sayede bitmez bir bereket hazinesini de bulmuş olur.Madem ki kâinatta canlı cansız her şey “Bismillah” diye haykırıyor, biz nasıl olur da âdeta İslâm'ın bir sembolü olan bu mübarek kelimeyi ihmal ederiz? Nasıl olur da bizi Rabbimizin bitmez tükenmez merhamet hazinesine sevk eden, bütün sıkıntı ve zorlukların üstesinden gelecek sonsuz kudretine dayandıran bir defineden mahrum kalırız?O hâlde biz de her zaman “Bismillah” diyerek hiçbir işimizi besmelesiz bırakmayalım. Ta ki tükenmez bir kuvvete ve bitmez bir berekete Bismillah ile kavuşmuş olalım.Sonuç olarak Bismillah demek, insanın kendi âcizliğini fark edip her işte Allah'ın kuvvet ve merhametine dayanması demektir. İnsan tek başına zayıf ve muhtaçtır; fakat Besmelenin sırrı ile sonsuz bir kuvvete ve bitmez bir rahmete yönelir. Kâinattaki her varlık hâl diliyle Bismillah derken insanın da hayırlı işlerine Besmele ile başlaması âdeta kulluğun bir gereğidir. Bu yüzden Bismillah, insanı korkulardan ve çaresizlikten kurtaran, ona güç, kuvvet, bereket ve ümit veren mübarek bir anahtardır.Ayrıca BakınızİNSANIN BESMELE İLE KURDUĞU İRTİBATBİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIRBİSMİLLAH'IN İSLAM NİŞANI OLMASI NE DEMEKTİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2