Risale Online — Kur'ân-ı Kerîm, Cevşen, Risale-i Nur, Makaleler ve Soru-Cevap

Hayrat Yardım resmi logosu - uluslararası bağış ve yardım kuruluşu
Hayrat Yardım gönüllüleri ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırırken

Hayrat Yardım ile 90 ülkede milyonlarca insana ulaşan iyilik hareketine siz de katılın

Hayrat Yardım, ihtiyaç sahiplerine umut oluyor. Siz de bu iyilik kervanına katılarak online bağış yapabilir, kurban, zekât, fitre, sadaka ve eğitim yardımlarıyla destek olabilirsiniz.

Son Cevaplanan Sorular

17

Kudsi Hadiste Geçen “Ben Kulumun Zannı Üzereyim” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır?

Hadis-i şerifin en yaygın rivayetlerinden biri, Buhârî ve Müslim gibi en güvenilir kaynaklarda geçer. Hadis şu şekilde aktarılır:Allah (cc) şöyle buyurmuştur: Ben kulumun bana olan zannı üzereyim.O beni zikrettiği (andığı, hatırladığı) zaman onunla beraberim.O beni kendi nefsinde (kendi kendine) zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim.O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim.O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım.O bana bir kulaç yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım.O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim.1Bu kutsi hadis-i şerif bizlere; kul, Allah-u Teâlâ hakkında ne düşünür ve O'ndan ne beklerse, Allah'tan o şekilde karşılık bulur, der. Eğer bir insan Allah'ın Gafûr (bağışlayıcı), Rahîm (merhametli) ve Kerîm (lütufkâr) olduğuna, duaları kabul edeceğine içtenlikle inanırsa (yani hüsn-i zan beslerse), Allah ona merhametiyle muamele eder ve o şekilde karşılık verir.Eğer insan karamsarlığa kapılır, "Allah beni asla affetmez", "Dualarım zaten kabul olmaz" ya da "Başıma hep kötü şeyler gelecek" gibi bir inanışa bürünürse, kendi inandığı ve beklediği o darlığın içine düşer. Allahü Teâlâ, ona inandığı gibi muamele eder.Burada önemli bir ayrıntıyı söylemek gerekir ki bu, yan gelip yatarak "Allah nasıl olsa beni affeder" demek olan tembel bir iyimserlik hali değildir. Gerçek hüsn-i zan, kulun elinden gelen gayreti gösterip ibadetlerini yapıp, ardından sonuç ne olursa olsun Allah'ın kendisi için en hayırlısını takdir edeceğine güvenmesidir.Kısacası bu kudsî hadis, kuluna, "Sen Bana yöneldiğin, Beni adil ve merhametli bildiğin sürece, Ben senin düşündüğünden çok daha fazlasıyla sana karşılık veririm." mesajını verir. Allahü Teâlâ'ya, hayata ve olaylara karşı her zaman ümitvar, yapıcı ve güzel bir beklenti içinde olmanın ne kadar önemli olduğunu bizlere ders verir.Detaylı malumat için lütfen bakınız;Ayrıca BakınızDUA EDERKEN RUH HALİMİZ NASIL OLMALI?KORKTUĞUMUZ ŞEYLERİN BAŞA GELMESİ, İSLAMİYET'TE NASIL DEĞERLENDİRİLİR?KaynakçalarBuhari 8/171, Müslim 4 /2061

3.742

Allah İnsanları Neden Zekâca Farklı Yaratmıştır?

Allâh'ın insanları zekâ bakımından farklı yaratmasının birçok hikmeti vardır. Bu farklılık, öncelikle dünya hayatının bir imtihan meydanı olmasındandır. Her insana aynı kuvvet, aynı zekâ, aynı kabiliyet verilseydi sabır, şükür, tevazu, yardımlaşma, merhamet ve mes'uliyet gibi pek çok mânâ tam görünmezdi. Kimi daha keskin anlayışla, kimi daha sade bir idrakle imtihan olur; fakat herkes kendi istidadı nisbetinde hesaba çekilir.İkinci olarak, bu farklılık hayatın sosyal nizamı içindir. İnsanlar aynı seviyede olsaydı sanatların, mesleklerin, hizmetlerin ve vazifelerin taksimi bozulurdu. Hâlbuki sosyal hayatta birinin ilimde, birinin sanatta, birinin idarede, birinin bedenen çalışmada öne çıkması insanların birbirine muhtaç olduğunu gösterir. Bu da hem yardımlaşmayı hem de aczini ve fakrını anlayıp kulluğa yönelmeyi ders verir.Üçüncü olarak, zekâdaki farklılık mutlak bir üstünlük ölçüsü değildir. İslâm'da insanın kıymeti yalnız aklî kuvvetiyle değil; îmanı, takvâsı, ihlâsı ve istikametiyle ölçülür. Çok zeki bir insan, zekâsını gurur, inkâr veya hile yolunda kullanırsa bu nimet onun aleyhine dönebilir. Buna karşılık sade bir insan, samimiyet, teslimiyet ve güzel ahlâkla Allâh katında çok yüksek dereceler kazanabilir.Allah katında en üstün olanınız, takvâca en ileri olanınızdır. 1Dördüncü olarak, bu farklılık şükür ve tevazu dersidir. Zekâsı kuvvetli olan kimse, bunu kendinden bilmemelidir. Çünkü akıl da, anlayış da, hafıza da, kavrayış da verilmiş birer nimettir. Nimet, iftihar için değil; şükür, hizmet ve hakka teslimiyet içindir. İnsan kendi meziyetini sahiplenip gurura düşerse nimetin hikmetine zıt hareket etmiş olur.Diğer taraftan, zekâsı daha sınırlı olan bir kimse de ümitsizliğe düşmemelidir. Allâh Teâlâ, kullarını güçlerinin yettiği kadar mükellef kılar. Dindeki mes'uliyet, insanların yaratılıştan gelen kabiliyet farklarını dikkate alır. Herkes kendi hâline, niyetine, gayretine ve kendisine verilen imkâna göre değerlendirilir.Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.2Netice olarak, zekâdaki farklılık bir adaletsizlik değil; hikmetli bir taksimdir. Bu taksimle hem imtihan sırrı gerçekleşir, hem içtimaî hayat düzen bulur, hem de insan nimetin hakikî sahibini tanımaya sevk edilir. Esas olan, sahip olunan zekânın miktarı değil; onun nerede ve nasıl kullanıldığıdır.Ayrıca BakınızDÜNYADAKİ İMTİHANİMTİHANDA ADALET NASIL OLUR?ALLAH NETİCEYİ (CENNET-CEHENNEM) BİLDİĞİNE GÖRE BİZİ NİÇİN İMTİHAN EDİYOR?İMTİHANKaynakçalarHucurat, 49/13.Bakara, 2/286.