İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Yani gözbebeğindeki acîb vazîfeleri gören bir zerre, bir yıldızdan; ve bir cüz’, küll mecmûundan aşağı değildirler. Meselâ dimağ ve göz, insanın tamamından; ve cüz’î bir ferd, hüsn-ü san‘atça ve garâbet-i hilkatçe umum bir nev‘den; ve bir insan, acîb cihazlarıyla küllî cins hayvanâttan; ve bir fihrist ve bir program ve kuvve-i hâfıza hükmünde olan bir çekirdek, mükemmel masnûiyeti ve mahzeniyetçe koca ağacından; ve bir küçük kâinât olan bir insan, kemâl-i hilkati ve cem‘iyetli hârika cihazlarının binler acîb vazîfeleri görecek bir tarzda mahlûkiyeti, kâinâttan aşağı değillerdir. Demek zerreyi îcâd eden, yıldızın îcâdından âciz kalmaz. Ve lisân gibi bir uzvu halk eden, elbette insanı kolayca halk eder. Ve bir tek insanı böyle mükemmel yaratan, her halde bütün hayvanâtı kemâl-i suhûletle yaratabilecektir ve gözümüzün önünde yaratıyor. Ve çekirdeği bir liste, bir fihrist ve bir defter-i kavânîn-i emriye ve bir ukde-i hayatiye mâhiyetinde yaratan, elbette bütün ağaçların Hâlikı olabilir. Ve âlemin bir nevi‘ ma‘nevî çekirdeği ve cem‘iyetli meyvesi olan insanı halk edip, bütün esmâ-yı İlâhiyeye mazhar ve ayna ve bütün kâinâtla alâkadâr ve zeminin halîfesi yapan zâtın, elbette ve elbette öyle bir kudreti var ki, koca kâinâtı insan îcâdının kolaylığı ve suhûleti derecesinde halk edip tanzîm eder. Öyle ise, zerrenin, cüz’ün ve cüz’înin ve çekirdeğin ve bir insanın Hâlikı ve Sâni‘i ve Rabbi kim ise, elbette bedâhetle yıldızların ve nev‘lerin ve küll ve külliyâtların ve ağaçların ve bütün kâinâtın Hâlikı, Sâni‘i, Rabbi aynen odur. Başka olması muhâl ve mümteni‘dir.1
Metinde Bediüzzaman Hazretlerin temelde nazara vermek istediği hakikat şudur: Küçük bir varlığı mükemmel şekilde yaratan güç, büyük varlıkları da aynı kolaylıkla yaratabilir. Çünkü küçükte görünen sanat ve düzen, büyüğünkinden geri değildir. Hatta bazen bir zerrede (atomda), bir hücrede ya da bir organda görülen hassas düzen, koca bir yıldızdaki düzenden daha hayret verici olabilir.
Mesela gözümüzü düşünelim. Göz, ışığı algılayan, odaklayan ve beyne aktaran son derece karmaşık bir sistemdir. Beyin ise aldığı bilgileri yorumlayarak anlamlı hale getirir. Bir insanın görme olayının gerçekleşmesi için sayısız hücre, sinir ve kimyasal süreç birlikte çalışır. Bu küçücük yapılar, âdeta dev bir fabrikanın düzeni gibi işlemektedir. İşte bu bağlamda metinde diyor ki: Bir gözdeki bu sanatı yapan, elbette yıldızları da yapabilir. Çünkü küçük bir sistemdeki düzeni kurabilen bir güç için büyüğü yapmak zor değildir.
Çekirdek örneği de aynı hakikati anlatmaktadır. Küçücük bir elma çekirdeğinin içinde, koca bir ağacın bütün planı saklıdır. Çekirdek âdeta bir "program" gibidir. Uygun şartlar oluştuğunda o program açılır ve büyük bir ağaç ortaya çıkar. Aynı şekilde insan da küçük bir varlık gibi görünse de, içinde çok büyük anlamlar ve kabiliyetler taşır. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri, insanı "küçük bir kâinat" olarak nitelemektedir.
Bilimsel açıdan baktığımızda da bu hakikati görmekteyiz: Amerikalı gök bilimci ve astrobiyolog olan Carl Edward Sagan şöyle demektedir:
DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir ve bir elma kekindeki karbon; yıldızların içinde üretilmiştir. Yıldızlardaki malzemelerdir yapımızda var olan… 2
Bu elementler, yıldızların merkezinde gerçekleşen nükleer tepkimeler sonucunda oluşmuştur. Yani vücudumuzdaki maddeler aslında yıldız kökenlidir. En büyük madde ile en küçük maddenin birbiriyle olan irtibatı Allah'ın yaratmasının sanatını bize açıkça göstermektedir. Yine başka bir yerde şöyle demektedir:
Eğer bir elmalı keki, içindeki ilk temel maddeleri ile yeninden elde ederek yapmak isterseniz, her şeyden önce evreni yeniden icat etmeniz gerekir.3
Çünkü kekin içindeki karbon, oksijen, azot gibi elementler yıldızların içinde oluşmuştur. Yani basit görünen bir kek bile aslında evrenin tüm malzemelerini içinde taşımaktadır.
Sonuç olarak Bediüzzaman Hazretleri, küçük ile büyük arasında yaratma açısından bir fark olmadığına dikkat çekmiştir. Küçükte görülen sanat ve mükemmellik, büyükte görülenden geri değildir. Hatta bazen daha hayret vericidir. Bu nedenle zerrede görülen kudret ile yıldızlarda görülen kudret aynıdır. Yaratma açısından küçük ile büyük arasında hiçbir fark yoktur. Ayrıca bir insanı, bir çekirdeği, bir gözü yaratan kim ise; yıldızları ve bütün kâinatı yaratan da odur. Çünkü hepsi birbiri ile irtibatlıdır, bu da her şeyin tek elden yaratıldığını göstermektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 621-622.
Carl Sagan, "Kozmos Evrenin ve Yaşamın Sırları", Altın Kitaplar, 2020, s. 270.
.Sagan, a.g.e., s. 320.

