"İnsanda cisimden başka nasıl akıl, kalb, ruh, hayâl, hâfıza gibi ma‘nevî vücûdlar da var."
Yukarıdaki gibi birbirleri ile alâkadarlıkları noktasında ruhun birer cihazı ve ruha takılmış latîfeler olduklarını ifade eden konular Risâle-i Nûr’da nerelerde mevcuttur?
Küçük izahlarla beraber cevap verir misiniz?
Evet bunu ifade eden yerler mevcuttur. Bunlardan bazılarını aşağıya alıyoruz:
"Vicdânın anâsır-ı erbaası (vicdanın dört unsuru)
ve ruhun dört havassı (ruhun dört duyusu) olan irade, zihin, his, latîfe-i Rabbâniye her birinin bir gâyât-ül gâyâtı (gayelerinin gayeleri) var.
İrâdenin ibâdetullahtır.
Zihnin mârifetullahtır.
Hissin muhabbetullahtır.
Latîfenin müşâhedetullahtır.
İzah:
Vicdanın dört unsuru olan ve aynı zamanda ruhun da dört duyusu sayılan irade (istemek) zihin (akledip düşünmek) his (iyice anlayıp kavradıktan sonra sevmek) latîfe-i Rabbâniye de (bunların hepsini verene itaat) manasında kullanılmıştır.
Bu kısa izahlarla beraber;
İrâde; Allah'a ibadet etmemiz için,
Zihin; Allah'ı isim ve sıfatlarıyla etraflıca bilmek ve anlamamız için,
His; Allah'ı sevmemiz için,
Latîfe-i Rabbâniye; Sadece Allah'ı sevmek ve O’ndan başkasını görmemek ve O’ndan başkasına mabud manasında kıymet vermememiz için verilmiştir.
Takvâ denilen ibâdet-i kâmile dördünü tazammun eder.
Şerîat şunları hem tenmiye (geliştirme), hem tehzîb (arındırma), hem bu gâyât-ül gâyâta sevkeder (bu gayeler için çalıştırmadır)."[2]
Yukarıda beyan edilen; cihazların hepsi eşref-ul mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) ve halîfe-i ruy-i zemin (yeryüzünün lideri, önderi) olan insan olmayı gerektiren harika hususi cihazlardır.
Ayrıca insanın ruhuna takılmış olan nefis, hayal ve hafıza gibi birçok cihazlar da vardır. Bunların her biri ayrı bir cihaz olmakla beraber birbiriyle son derece sıkı bir ilişki içerisinde birbiriyle alakadardır.
Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmuştur:
İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münâsebeti var ki: Bütün a'zâsını (duyularını) ve eczâsını (parçalarını) birbirine yardım ettirir. Yani, irâde-i İlâhiye (Allah’ın iradesi) cilvesi olan evâmir-i tekviniye (yaratılış kanunları) ve o emirden vücûd-u hâricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve latîfe-i Rabbâniye olan ruh, onların idaresinde onların manevî seslerini hissetmesinde ve hâcetlerini görmesinde birbirine mâni olmaz, ruhu şaşırtmaz."[3]
İzah:
Cenâb-ı Hakk, İnsanın ruhunu tüm duygularını ve duyularını toparlayacak, bir arada tutacak ve birbirine yardım ettirecek mahiyette yaratmıştır. Bu noktadan bakıldığında insanın duyguları ve duyuları ruha takılmış olmakla beraber birbirleriyle uyum içinde çalışan cihazlar anlamına da gelmektedir.
Yukarıda verilen misallerden anlaşılacağı üzere; irade, zihin, hisler ve duyguların ruha takılmış birer latifeler olduklarını ifade eden konular Risâle-i Nûr’un muhtelif yerlerinde mevcuttur.
[1] Sözler, 2015, Hayrât Neşriyat, s. 251
[2] Mektûbat, 2015, Hayrât Neşriyat, s. 509
[3] Sirâcü’n-Nûr 2015, Hayrât Neşriyat, 164