Muhtelif Meseleler

26.01.2020

2740

Zelzele ve Depremin Korkusu

Bu zelzelenin hususen gece gelip ekser insanların rahatlarını kaçırması ve korku ve ümitsizliğe boğması nedendir?

26.01.2020 tarihinde cevaplandı.

Cevap

1939 Erzincan ve İzmir depremi münasebetiyle, Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:

Sual: Bu zelzelenin maddî musibetinden daha elîm ma‘nevî bir musibeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve meyûsiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatini selb ederek dehşetli bir azap vermesi nedendir?

Yine ma‘nevî cevap: Şöyle denildi ki: Ramazân-ı Şerîf’in teravih vaktinde kemâl-i neş’e ve sürûr ile, sarhoşçasına, gayet heveskârâne şarkıları ve bazen kızların sesleriyle radyo ağzıyla bu mübârek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde câzibedârâne işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.1

Deprem gibi musibetler sadece yerin sarsılması değil, aynı zamanda insanların manevî hâliyle de ilgilidir. Özellikle Ramazan-ı Şerif, cuma ve bayram gibi mübarek zamanlarda zina, namazsızlık, faiz, haram kazanç, yalan, gıybet gibi günahların; ayrıca haram eğlencelerin ve ölçüsüz şarkıların açıkça yayılması, bu kutsal vakitlerin ruhuna aykırı bir durum olarak görülür.

Bu tür yaygın günahlar, Allah’ın rahmetine uygun olmayan bir gidişat oluşturduğu için toplumda korku, tedirginlik ve musibetlerin artmasına sebep olabilir. Bu anlayışa göre insanlar Allah’ı unutup günahları rahatça işlemeye başladıklarında, Rabbimiz onları tamamen kendi hâllerine bırakmaz. Bilakis onlara acizliklerini ve faniliklerini hatırlatmak için deprem, korku ve çeşitli afetlerle ikaz eder.

Bu musibetler aslında bir ceza olmaktan ziyade bir uyarıdır; insanın gafletini dağıtmak, onu kendine getirmek ve yeniden doğru yola yöneltmek içindir. Böylece insan, hayatın geçici olduğunu, güçlü zannettiği şeylerin aslında ne kadar zayıf olduğunu anlar ve Allah’a yönelme ihtiyacı hisseder. Allah, insanın içindeki korku damarını kullanarak onu yanlış yoldan uzaklaştırır. Korku ve sarsıntı, insanı düşünmeye sevk eder, ölüm gerçeğini hatırlatır ve gafletten uyandırır. Böylece musibetler, insanı günahlardan uzaklaştırıp ibadet, tövbe ve doğru bir hayata yönelten birer manevi ikaz hâline gelir.

İnsanların başına gelen deprem, sel ve yangın gibi musibetler genellikle insanların hata ve günahlarından ötürü meydana gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bazen cehennem azabından, bazen de geçmişte helâk edilen bazı kavimlerden bahsedilerek sürekli insanlar uyarılmaktadır. İnsandaki bu korku damarını işleten bazı Kur’ân-ı Kerim’deki âyetler şöyledir:

Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.2

Başka bir âyet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Size gelen musibet, işlediğiniz (günahlar) yüzündendir...3

Başka bir âyet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler. 4

Bu üç âyetten açık bir şekilde anlaşılıyor ki çoğu zaman insanlar kendilerinin işlediklerinin cezasını çekmektedir.

Tarihte birçok kavim vardır ki Allah’ın emir ve yasaklarına uymayıp nefislerine yenilip rezil bir şekilde günahlara daldığı için dünyada iken bela ve musibetlerle helâk olmuşlardır. Bu konuda ise bazı âyet-i kerimeler şöyledir:

Eğer o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketlerin kapılarını açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.5

Başka bir âyet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.6

Başka bir âyet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.7

Bu kavimlerin birçoğuna peygamber gönderilmiş ve günahlarından dolayı uyarılmışlardır. Ancak onlar daha da azgınlık yapıp günahlarına devam edince Rabbimiz onları helâk etmiştir. Sonraki zamanlarda da bu kavimler gibi toptan bir helâk şeklinde olmasa da bazı toplumlarda umumi günahlar ve zulümler arttığı vakit bazen kıtlık, bazen hastalık, bazen de başka bir zalim onlara musallat edilerek o toplum uyarılmıştır. Bu, Rabbimizin bir kanunudur.

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkup sakının! Yalnızca Müslimler/şirki terk ederek tevhitle Allah’a yönelen kullar olarak can verin.8

Başka bir âyet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve şayet müminlerseniz faizi terk edin.9

Neticede anlıyoruz ki iyilikler, ibadetler ve sadaka benzeri Rabbimizin hoşuna giden ameller, belaların define sebep iken; günahlar, azgınlıklar ve çirkinlikler belanın artmasına ve musibetlere sebep vermektedir. Bu sebeple bir memleketi bela ve musibetlerden muhafaza etmek için oralarda ibadeti, hayrı ve iyiliği ziyadeleştirip günah ve melaneti de azaltmak elzemdir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 41.

  2. Nisa, 4 / 79.

  3. Şura, 42 / 30.

  4. Rum, 30 / 41.

  5. Araf, 7 / 96.

  6. Fil, 105 / 1-5.

  7. Nuh, 71 / 25.

  8. Al-i İmran, 3 / 102.

  9. Bakara, 2 / 278.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız