Depremin ilmî ve jeolojik açıklamaları, bu olayın nasıl meydana geldiğini ortaya koyar. Yani fay hatları, yer kabuğundaki hareketler ve gerilimler bize işin mekanizmasını anlatır. Fakat depremin bir ilâhî hitap, bir ikaz ve bir imtihan olması ise onun niçin meydana geldiğini, yani hikmet ve maksadını bildirir.
Bu çerçevede, depremlerin özellikle bazı yerlerde ve zamanlarda meydana gelmesinin de hem zahirî hem de manevî yönleri vardır. Zahirde o bölgelerin jeolojik yapısı farklıdır, fakat manevî yönden bakıldığında bazı hikmetler nazara çarpar. Bazen dindar insanların bulunduğu yerlerde gelen musibetler, onları cezalandırmak için değil; temizlemek, derecelerini yükseltmek ve günahlarına kefaret olmak için, bir nevi rahmet tecellisi şeklinde gelir. Bazen de o bölgelerde hak ve hakikati temsil eden güçlü âlimlerin azalması ve buna karşılık inkâr ve dalâlet fikirlerinin yayılmaya başlaması, orayı bir fitne merkezi hâline getirebilir. Böyle durumlarda musibetler, âdeta bir ikaz ve sarsıntı olarak gelip insanları uyandırır; bir bakıma o fitnenin yayılmasına mâni olacak bir hatırlatma hükmüne geçer.
Hususen mübarek zamanlarda, mesela Ramazan ayı ve cuma geceleri gibi vakitlerde, insanların bir kısmının bu kutsal vakitlere hürmet göstermemesi, günahlara açıktan devam etmesi ve gaflet içinde bulunması da ayrı bir manevî sebep olarak görülebilir. Bu hâl, bir nevi ilâhî ikazı celb eder. Gelen sarsıntılar da âdeta şunu söyler: Ey insanlar! Uyanınız, gafletten çıkınız, Allah’ı ve ahireti unutmayınız, bu mübarek zamanlara hürmet ediniz, diye hatırlatma mahiyetinde olur. Deprem, bir yönüyle Allah’ın koyduğu kanunlar çerçevesinde meydana gelen bir hadisedir. Diğer yönüyle ise insana mesaj veren, düşündüren ve uyandıran bir ikazdır. Biri nasıl olduğunu, diğeri ise ne anlatmak istediğini gösterir.

