Namaz esnasında deprem gibi tehlikeli bir durum meydana geldiğinde, İslam’da öncelik her zaman can güvenliğidir. Zira insan hayatı çok değerlidir ve zarurat-ı diniyeden, yani korunması kesin gerekli olan esaslardan biri de canı muhafaza etmektir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:
Hem Allah yolunda sarf edin, (kendinizi) ellerinizle tehlikeye atmayın ve iyilik edin! Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.1
Bu sebeple yangın, deprem veya benzeri bir tehlike anında kılınmakta olan namaz, selam verilerek hemen bozulur ve gerekli tedbir alınır. Bu davranış dinen bir kusur değil, bilakis doğru ve sorumlu bir tutumdur. Bozulan namaz daha sonra yeniden kılınır; bu namazın farz, vacip veya sünnet olması, evde, iş yerinde ya da camide kılınması, tek başına veya cemaatle eda edilmesi arasında bir fark yoktur. Hatta böyle bir durumda kişi namazını bozmayıp tedbir almaz ve bu yüzden canına zarar gelirse, tedbiri terk etmiş sayılır ve sorumluluk altına girer. Çünkü can, Allah Teâlâ’nın insana verdiği bir emanettir. Aynı şekilde namaz esnasında saftan birinin düşmesi veya acil yardıma ihtiyaç duyması hâlinde de namaz hemen bozularak ona yardımcı olmak gerekir. Buna karşılık sarsıntı çok hafif olup tehlike arz etmiyorsa, kişi namazına devam edebilir, ancak ciddi bir risk söz konusuysa, hayatı korumak esastır.
Bakara 2/195.

