Bağış Yap

Muhtelif Meseleler

12723

Yahudi ve Hristiyanları Dost Edinmeyin Ayeti Nasıl Anlaşılmalıdır?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Gayr-i müslim bir tanıdığım, Kur'an'da gayr-i müslimleri dost edinmeyin diye okumuş. Bana bunun izahını sordu. Bu konuda kendisine nasıl bir cevap verebilirim?

07.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

İlgili ayet Kur'an-ı Kerim'de şöyle geçmektedir.

Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirinin yaranıdırlar. Buna rağmen içinizden kim onları dost edinirse, artık şüphesiz o, onlardandır. Muhakkak ki Allah, zalimler topluluğunu (inkarlarındaki ısrarları sebebiyle) hidayete erdirmez.1

Yukarıdaki ayetin yasağı, Yahudi ve Hristiyanlarla her türlü insani münasebeti kesmek değildir. Yasaklanan şey, onların dinlerini, dini ölçülerini ve İslam’a muhalif hayat tarzlarını benimseyip onlara kalben taraftar olmak, onları bu manada veli ve rehber edinmektir. Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır.

Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.2

Şu halde müminler, Yahudi ve Hristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara amir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değildir. Bediüzzaman Hazretleri de bu konuyu destekler mahiyette şöyle söylemiştir:

Sual- Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur'anda nehiy vardır:

   لاَ تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَ النَّصَارَى اَوْلِيَاءَ

 Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?

C: Evvelen: Delil, kat‘iyyü’l-metin olduğu gibi, kat‘iyyü’d-delalet olmak gerektir. Halbuki te’vil ve ihtimalin mecali vardır. Zira nehy-i Kur’ani, amm değildir, mutlaktır. Mutlak ise takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir. Kaydını izhar etse, i‘tiraz olunmaz. Hem de hüküm, müştak üzerine olsa, me’haz-i iştikākı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile yahudiyet ve nasraniyet olan aynaları hasebiyledir. Hem de bir adam zatı için sevilemez. Belki muhabbet, sıfat veya san‘atı içindir. Öyle ise her bir müslümanın her bir sıfatı müslüman olması lazım olmadığı gibi, her bir kafirin dahi bütün sıfat ve san‘atları kafir olmak lazım gelmez. Binaenaleyh müslüman olan bir sıfatı veya bir san‘atı istihsan etmekle iktibas etmek, neden caiz olmasın? Ehl-i kitabdan bir haremin olsa, elbette seveceksin.3

Yukarıdaki metni kısaca izah edecek olursak; bir hükmün kesinleşmesi için hem dayandığı delilin açık olması hem de o delilin manasının kesin olması gerekir. Kur’an’da Yahudi ve Hristiyanlarla ilgili yasaklayıcı ifadeler vardır. Ancak bu ifadelerin nasıl anlaşılacağı hususunda, bağlama göre açıklama ve tahsis yapılabilecek yönler bulunabilir. Zaman geçtikçe bazı hükümlerin hangi şartlar altında geçerli olduğu daha iyi anlaşılabilir. Buradaki yasak, Yahudi veya Hristiyan olan herkesin şahsına değil; İslam’a muhalif olan inanç ve yaşayışlarına yöneliktir. İnsan, sadece kimliğinden dolayı sevilmez veya reddedilmez. Bir kimsede bulunan güzel ahlak, doğruluk, çalışkanlık, faydalı bilgi ve güzel sanat takdir edilebilir. Nitekim her Müslümanın her sıfatı İslam’a tam uygun olmadığı gibi, her gayr-i müslimin de her vasfı yanlış değildir. Bu sebeple, bir gayr-i müslimde bulunan iyi bir hasleti, faydalı bir bilgiyi veya güzel bir sanatı almak ve ondan istifade etmek dinen sakıncalı değildir.

Son cümlede verilen misal de şunu anlatır: Eğer ehl-i kitaptan bir eş varsa, onu sevmek fıtridir. Bu sevgi, onun insan olarak taşıdığı güzel vasıflara ve aile bağına yöneliktir; yoksa dinini benimsemek veya tasvip etmek manasına gelmez. Daha kısa bir ifadeyle, Yahudi ve Hristiyanları din noktasında dost edinmemek gerektir. Din noktasında onları örnek alıp onlar gibi yaşamamak gerektir. Onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini güzel bulup güzel bulduklarımızı almaktır. Bu yakınlık saadet-i dünyeviyenin esası olan asayişi muhafazadır. İşte şu dostluk, kat’iyyen nehy-i Kur’anide yani Kur'an'ın yasaklarından dahil değildir. Hem itikat kısmıyla muamele (ilişki) kısmını birbirinden ayırmak gerektir. O zaman şöyle bir soru akla gelebilir.

Gayr-ı müslim memleketlerde onlarla münasebette ölçümüz nasıl olmalıdır:

Konuya açıklık getirmek için ayet-i kerimeleri bir rehber kabul edelim. Bu konuda Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

İçlerinden zulmedenler hariç, ehl-i kitapla ancak o en güzel olan (suret)le mücadele edin ve deyin ki: “(Biz,) bize indirilene de size indirilene de iman ettik; bizim İlahımız da sizin İlahınız da birdir ve biz ancak O'na teslim olanlarız.”4

Bu manayı teyit eden diğer bir ayet-i kerimenin meali de şöyledir:

Allah, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten ve onlara karşı adil davranmaktan sizi yasaklamaz. Şüphesiz ki Allah, adaletli olanları sever.5

Bu ayet için Hz. Ebu Bekir (ra)’ın kızı Esma (ra) şöyle rivayet eder:

Müşrik olan annem beni görmeye gelmişti. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam’a: ‘Onu evime kabul edip ikram ve ihsanda bulunayım mı?’ diye sordum. Resulullah Aleyhissalatü Vesselam: ‘Evet, annene ikram ve ihsanda bulun!’ buyurdular. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu.6

İşte bu hadiseden anladığımız üzere, gayrimüslimlere iyilik yapmakta bir sakınca yoktur. Yine Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında başka bir risalesinde şöyle söylemiştir:

Husumet ve adavetin vakti bitti. İki harb-i umumi adavetin ne kadar fena ve tahrib edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezahür etti. Öyle ise, düşmanlarımızın seyyiatı tecavüz olmamak şartıyla adavetinizi celb etmesin! Cehennem ve azab-ı İlahi kafidir onlara7

Netice olarak; Yahudi ve Hristiyanlarla alışveriş ve iş yapılabilir. Onlara İslamiyet'in güzellikleri anlatılabilir. Onlara iyilik edilebilir. Onların güzel olan bazı teknik ve teknolojileri ve uygulamaları alınabilir. Fakat din noktasında onları taklit etmek ve Yahudileşmek veya Hristiyanlaşmak yasaklanmıştır. Onları bu noktada hakiki dost edinemeyiz.

Kaynakçalar
  1. Maide, 5/51

  2. Mümtehine, 60/8

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.418

  4. Ankebut 29/ 46

  5. Mümtehine, 60/8

  6. İbn-i Kesir, c. 3, 484

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.418

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız