Soru

Hikmeti İktiza Ederse

"Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir."

Soru: İsterse ve hikmeti iktiza ederse ; burada Allah bir şeyi istediği zaman hikmeti de zaten iktiza etmiyor mu? Neden isterse ve hikmeti iktiza ederse diyor?

Tarih: 30.11.2022 20:11:02
Okunma: 455

Cevap

Hikmet; hükm mastarından isim olup “tam isabet, her şeyi yerli yerine koyma” demektir.[1] Âlimler tarafından hikmet kelimesine birçok manalar verilmiştir. Hikmet, ilahî sıfat olarak kullanıldığında; Cenab-ı Hakk’ın ezelî ilmi ile varlığın her şeyini bilmesi ve ahkâm ve nizam ile yerli yerinde yaratması demektir.[2] Hikmetin daha değişik ve geniş manaları da vardır. (hikmetin ne demek olduğunu daha iyi anlamak için aşağıda verilen linklere bakılabilir) Ancak anladığımız kadarıyla bu metinde daha ziyade, Cenab-ı Hakk’ın ilmi manası esas alınmıştır. Çünkü insanın fiilleri ve bu fiillerin neticeleri itibarıyla insanın nasıl bir pozisyon alması gerektiği ifade edilmektedir.

İnsan ihtiyarının dahil olduğu fiiller ile kevnî, yani yaratılışa aid olan diğer fiiller ehl-i sünnet akaidine göre aynı kategoride değerlendirilmez. İslam alimleri bunları ayrı kategoride değerlendirmişlerdir. Kevni olan fiillerde Allah’ın ilmi ile beraber irade ve kudreti de taalluk ettiğinden o fiiller anında vücuda gelir. Ancak insan fiillerine ilim sıfatı taalluk eder, irade ve kudret ise insanın cüz-i iradesinin sarfıyla taalluk eder. Bu ise insanın sorumluluğunu ortaya koyar. Dolayısıyla tebliğ eden kimse her ne kadar herkesin hidayet bulmasını istese de karşıdaki insanın da cüz-i iradesini kullanması gerekir. Karşıdaki kişi iradesini kullanmadığı, yani kendisine isabet eden hakkı kabul etme fiilinde bulunmadığı halde Allah ona kabul ettirip hidayet verirse cebir ortaya çıkar. Bu da imtihan sırrına muvafık düşmez. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın hikmeti yani ilmi ile her şeyi bilmesi, dolayısıyla hidayete muhatap olan kimsenin de bu durumunu bilmesi neticesinde, eğer o kişi hidayet için iradesini kullanmışsa Allah’ın hikmetine uygun olur ve hidayet verir. Eğer iradesini hidayet noktasında kullanmadıysa Allah’ın hikmeti onu da bilir ona hidayet vermez.

Söz konusu metinde de insana zımnen bir cevap vardır. Ehl-i iman ve Allah’ın dinine hizmet edenler, iman kur’an hizmetinin bütün dünyaya yayılmasını ve bütün insanların bu hakikatlerden istifade etmesini isterler. Gayretleri de bu yöndedir. Başta Peygamber Efendimiz (asm) olmak üzere bu uğurda gayret eden bütün peygamberler, âlimler, evliyaler vb. insanların bu gayretlerini Cenab-ı Hak ister, ancak iman etmeye muhatap olan kimselerin durumunu belirleyen Allah’ın hikmetidir. Yani o kulun cüz-i iradesini kullanmasıdır. Evet Allah bizlerin gayret etmesini ister bundan da razı olur. Gayretimizin neticesini dünyada vermek ise onun hikmetine bağlıdır. Ancak şunu çok iyi biliriz ki, velev bu dünyada o gayretin neticesi verilemese bile – bazı peygamberlerde olduğu gibi- ahirette kesinlikle verilecektir. Dolayısıyla Allah, kulun her istediğini yaratmak zorunda değildir. Bundan dolayı isterse ve hikmeti de iktiza ederse dediğini anlıyoruz. Eğer böyle olmazsa Allah şartları oluşan herşeyi yaratmak zorunda kalır ki, bu bazı felsefecilerin savunduğu bir düşüncedir. Ehl-i sünnetin itikadına uygun değildir. Allah-u a’lem.

Ayrıca aşağıdaki linkleri inceleyebilirsiniz:

https://risale.online/soru-cevap/hikmet-nedir

https://risale.online/soru-cevap/kudret-ve-hikmet

https://risale.online/soru-cevap/nur-unsuru--ilim-ve-hikmeti-arsi

 

[1] Bekir Topaloğlu, İlyas Çelebi, “Hikmet”, Kelam Terimleri Sözlüğü (Ankara-Türkiye: Diyanet Vakfı Yayınları, 2017), 129.

[2] Muhlis Körpe, “Hikmet”, Risale-i Nur Istılahları, 2. Baskı, (Isparta: Süeda yayınları, 2018), 73.


Yorum Yap

Yorumlar