RİSALE-İ NUR

31.01.2009

4334

“Kudretin Levâzımı ile Hikmetin Levâzımı Bir Değildir” Sözü Ne Anlama Gelir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Mesnevî-i Nûriye Mecmuasında geçen, "Kudretin levazımı ile hikmetin levazımı bir değildir. Birisine ait levazımatı ötekisinden taleb etmek hatadır." cümlesinde kudretin levazımına ve hikmetin levazımına tatmin edici misaller verebilir misiniz ve cümleyi biraz açar mısınız.?

10.02.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Allah’ın kudreti bir şeyi yapmaya her zaman kâfidir; Allah’ın hikmeti ise o şeyin ne vakit, nasıl, hangi sebep perdesi altında ve hangi faydalarla yaratılacağını tayin eder. Bunun için kudretin gerektirdiği şey başka, hikmetin gerektirdiği şey başkadır. Bunları birbirine karıştırınca insan yanlış neticelere gider.
Kudretin levâzımı, bir şeyin mümkün olması, kolay olması, vasıtasız da yapılabilmesi, bir anda da yaratılabilmesi gibi mânâlardır. Allah için büyük-küçük, az-çok fark etmez. Bir yıldızı yaratmak ile bir zerreyi yaratmak kudrete nispetle birdir. Kudret açısından “Niçin yapamasın?” denilemez.
Hikmetin levâzımı ise tertip, ölçü, sebep, zaman, aşama, fayda, imtihan ve çok isimlerin birlikte tecellî etmesidir. Yani Allah bir şeyi yapmaya elbette kadirdir; fakat her şeyi hemen, birden, sebepsiz ve perdesiz yaratmayı murad etmez. Çünkü hikmet, çok neticeleri ve çok mânâları gözetir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şu şekilde ifade eder:

Kezâlik, kudretin levâzımı ile hikmetin levâzımı bir değildir. Birisine âit levâzımâtı ötekisinden taleb etmek hatadır.1

Meselâ denilse ki: “Madem Allah her şeye kadirdir, öyleyse insan niçin ana rahminde safha safha yaratılıyor? Bir anda yetişkin olarak yaratılsın?” Bu sual, kudretin levâzımını hikmetten istemektir. Elbette kudret bir anda tam bir insan yaratmaya kâfidir. Fakat hikmet, nutfeden alakaya, oradan mudgaya, oradan kemik ve ete geçerek aşama aşama yaratılışı gerektirir. Çünkü o safhalarda hem Allah'ın birçok ismi tecellî eder, hem ibret dersleri görünür, hem de sebepler âlemindeki nizam gösterilir.
Yine denilse ki: “Madem Allah Kadîr’dir, niçin meyveyi ağaçtan, çocuğu anneden, ekmeği topraktan çıkan mahsulden yaratıyor? Doğrudan doğruya yaratsın.” Bu da aynı hatadır. Kudret elbette doğrudan yaratır; zaten hakikatte yaratan yalnız Allah’tır. Fakat hikmet, sebepleri perde yapar. Çünkü bu perde içinde hem imtihan sırrı korunur, hem çok isimler görünür, hem sanatın derece derece tecellîsi okunur, hem de insan için şükür, çalışma, sabır ve tevekkül kapıları açılır.

Ancak sebeplerin, aşamaların ve zamanın varlığını görüp “demek ki bu işler kendi kendine oluyor; kudretin tesiri yok” demek de yanlıştır. Çünkü Allah, ekseriyetle hikmetiyle sebepleri bir perde yapar; fakat hakikî tesir sebepten değil, doğrudan doğruya kudretindendir. Tohum bir perdedir; ağacı yaratan Allah’tır. Anne bir vesiledir; çocuğu halkedip yaratan Allah’tır. Güneş bir sebeptir; ışığı ve harareti yaratan yine Allah’tır.
Bu noktada kudret yaratır; hikmet ise, o yaratmanın hangi düzen içinde görüneceğini takdir eder. Yani var eden kudrettir; fakat neyin hangi ölçüyle, hangi sıra ile, hangi faydalara bağlı olarak yaratılacağını hikmet tayin eder. Onun için bir şeyin aşama aşama olması, kudretin eksikliği değildir; bir anda olması da hikmetsizlik değildir. Her iki hâlde de hükmeden Allah’ın kudreti ve hikmetidir.

Mucizelerde ise kudret daha doğrudan görünür. Hz. Musa’nın asâsı, Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelişi, ateşin Hz. İbrahim’i yakmaması gibi hâdiselerde kudret, sebepler üstü bir tarzda tecellî eder. Fakat gündelik hayatta çoğunlukla hikmet ciheti galiptir; işler sebepler ve merhaleler içinde cereyan eder.

Bir kimse, “Madem Allah benim rızkımı veriyor, öyleyse çalışmama ne gerek var?” derse, bu söz hikmetin levâzımını görmezden gelmektir. Evet, rızkı veren Allah’tır; fakat hikmet, çalışmayı bir sebep yapmıştır. Bir başkası da “Ben çalıştım, kazandım; demek rızkı ben elde ettim.” dese, bu da kudreti sebepler içinde kaybetmektir. Doğrusu ise çalışmak sebeptir; vermek Allah’tandır.
Hastalık ve şifâda da aynı sır vardır. Allah dilerse kulunu ilâçsız da şifâya kavuşturur. Kudret buna yeter. Fakat hikmet, çoğunlukla ilâcı, istirahati, tedbiri ve zamanı birer sebep yapar. Şifâyı ilâçtan bilmek nasıl yanlışsa, “Madem Allah şifâ verir; öyleyse tedaviye gerek yok” demek de yanlıştır.
Özetle, “Kudretin levâzımı ile hikmetin levâzımı bir değildir” demek, Allah’ın yapmaya gücü yetmesiyle Allah’ın o şeyi hangi tarzda yapmayı murad ettiğinin aynı şey olmadığını bildirmektir. Kudret, imkân ve sonsuz kolaylık ifade eder. Hikmet ise ölçü, nizam, sebep, zaman ve maslahat ifade eder. Bir şeyi “Madem Allah kadirdir, öyleyse hemen ve sebepsiz olmalıydı” diye yargılamak ne kadar yanlışsa, “Madem sebepler ve merhaleler var, öyleyse kudret doğrudan işlemiyor” demek de o kadar yanlıştır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 74.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (1)

Güzel izah. Allah razı olsun

28.06.2025

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız