RİSALE-İ NUR

08.10.2018

6426

İnsanın Külliyet Kazanması Ne Demektir?

"Bir tek zât-ı müşahhas, muhtelif âyineler vasıtasıyla külliyet kesb eder; cüz'iyetten çıkıp külliyet kesb eder" gibi kavramlarda geçen "külliyet kesbetmek" ne demektir? Bir insan nasıl külliyet kesbedebilir?

14.10.2018 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer şöyle geçmektedir:

Bir tek zât-ı müşahhas, muhtelif aynalar vâsıtasıyla külliyet kesb eder. Bir cüz’iyy-i hakîkî iken, şuûnât-ı kesîreye mâlik bir küllî hükmüne geçer. Evet, nasıl cismânî şeylere cam ve su gibi maddeler ayna olup, cismânî bir tek şey o aynalarda bir külliyet kesb eder...

Meselâ güneş, müşahhas bir cüz’î olduğu halde, parlak eşyâ vâsıtasıyla bir küllî hükmüne geçer. Zemin yüzündeki bütün parlak şeylere, hatta her bir katre suya ve cam zerreciklerine birer aksini, bir misâlî güneşi, onların kābiliyetine göre verir. Güneşin harâret ve ziyâsı ve ziyâsındaki yedi rengi ve zâtının bir nevi‘ misâli her bir parlak cisimde bulunur. Farazâ güneşin ilmi, şuûru bulunsa idi, her ayna onun bir nevi‘ menzili ve tahtı ve iskemlesi hükmünde olup, her şeyle bizzât temas eder, her zîşuûrla aynalar vâsıtasıyla, hatta gözbebeğiyle birer telefon hükmünde muhâbere edebilirdi.1

Yani "külliyet kesbetmek" ifadesi, bir şeyin zatı itibarıyla tek ve cüz’î (çok küçük) olduğu halde, farklı aynalar ve yansımalar vasıtasıyla çok yerde görünmesi, çok hükmünde olması demektir. Güneş örneğinde olduğu gibi, güneş gökte bir tanedir fakat milyarlarca camda, su damlalarında, denizlerde ve bütün parlak yüzeylerde ayrı ayrı yansımaktadır. Böylece zatı bir olduğu halde, yansımaları çok olur ve âdeta her şeyi kuşatan küllî bir varlık gibi her yerde hazır ve nazır görünür. Buradaki külliyet, zatın çoğalması değil tasarrufunun, yansımasının ve görünüşünün çoğalmasıdır.
İnsan da bu şekilde külliyet kesbedebilir. İnsan zatı itibarıyla cüz’îdir. Bir bedene, bir mekâna bağlıdır. Fakat ruhu, aklı, kalbi ve şuuru vasıtasıyla manevi aynalar hükmünde pek çok yerde bulunabilir. Mesela insan geçmişi düşünebilir, geleceği tasarlayabilir, uzak yerlerdeki insanlarla zihnen temas kurabilir. Kalbi sevdiği kimselerle mesafe tanımaksızın bağ kurar, bir annenin kalbi evladının yanındadır, bir müminin kalbi ümmetin derdiyle dertlenebilir. İşte insandaki bu yansıma hali, onun manevi külliyet kesbetmesidir.
Ayrıca insan, İlâhî isimlere ayna olduğu ölçüde külliyet kesbeder. Her bir insan kalbi, İlâhî isimlerin yansımasında bir ayna gibidir. Bir insan merhamet ettiğinde "Rahîm" ismine, adaletle davrandığında "Adl" ismine, ilim öğrendiğinde "Alîm" ismine ayna olur. İşte insan, İlâhî isimlerin yansıması nispetinde manevi bir külliyet kazanır.
Sonuç olarak insan, bedeniyle cüz’î ve sınırlı olsa da yaratılış itibariyle, ruhu, aklı ve kalbiyle çok hakikatlere ayna olabilir. İlimle, imanla, güzel ahlakla ve İlâhî isimlere aynadarlıkla insan cüz’iyet darlığından çıkar, manevi bir külliyet kazanır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 282.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız