İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Duânın te’sîri azîmdir. Hususan duâ külliyet kesb ederek devam etse, netice vermesi gālibdir. Belki dâimîdir. 1
Duanın külliyet kazanması, bir insanın kendi dar dünyasından sıyrılıp, diğer insanlar ve canlılar adına ve geniş bir zaman dilimini kapsayacak şekilde Allah’a yönelmesidir. Sıradan bir duada insan sadece kendi ihtiyaçlarını dile getirirken külli bir duada bütün müminlerin, mazlumların ve hatta rızka muhtaç tüm canlıların diliyle konuşur. Örneğin, namazda okuduğumuz Fatiha Suresi’ndeki "Ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım dileriz" ifadesi, bu hakikatin en açık örneğidir. Ben yerine biz diyerek yapılan bu yakarışta kişi kendi zayıf sesini, yeryüzündeki tüm insanların ve atomlardan galaksilere kadar Allah’ı tesbih eden bütün varlıkların seslerine dahil ederek Allah'a dua eder.
Duanın külliyet kazanması sadece mekânla sınırlı değildir, zamanı da içine alır. Külliyet kazanan bir dua, geçmişten geleceğe kadar uzanan bir süreklilik barındırır. Peygamber Efendimiz’e (sav) getirilen salavatlarda "ümmetinin nefesleri sayısınca" gibi ifadelerin kullanılması, duayı anlık bir istek olmaktan çıkarıp ebedi bir zikre dönüştürür.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s.129

