İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçektedir:
Evet, ma‘nen terakkî etmeyen avâm içinde kaderin cây-ı isti‘mâli var. Fakat o da mâziyât ve mesâibdedir ki, ye’sin ve hüznün ilacıdır. Yoksa meâsî ve istikbâliyâtta cârî değildir ki, sefâhete ve atâlete sebeb olsun.1
Bediüzzaman Hazretleri, kader inancının herkes için aynı şekilde kullanılmaması gerektiğini anlatır. "Avâm içinde kaderin câ-yı isti‘mâli vardır" demek; iman ve mânen terakki etmemiş, yani derin düşüncelere girmemiş sıradan insanlar için kader düşüncesinin doğru bir kullanım alanı bulunduğu anlamına gelir. Bu kullanım alanı geçmişte yaşanan musibetler ve acılar içindir. İnsan başına gelen bir hastalık, bir kayıp veya bir başarısızlık için “Bu kaderimmiş” dediğinde, kendini yiyip bitiren ümitsizlikten ve aşırı üzüntüden kurtulur. Bu kader anlayışı ona teselli ve sabır ilacı olur. Ancak aynı kader düşüncesi gelecek işler ve günahlar için kullanılamaz. “Nasıl olsa kaderimde varsa yaparım” demek insanı tembelliğe ve günaha sürükler. Mesela bir öğrenci sınavdan düşük not alınca “Kaderim böyleymiş” deyip üzülmekten kurtulabilir, bu doğrudur. Ama sınava hiç çalışmayıp “Zaten kaderimde kazanmak yokmuş” demesi yanlıştır. İşte kader, avâm (halk) için geçmiş ve musibetlerde teselli, fakat gelecek ve günahlarda mazeret değildir.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 80.

