Kader

25.09.2011

9075

“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” âyeti Cüz'i İrade ile Çelişir Mi?

Kur'ân’da “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” âyeti benim içimdeki pozitif ve negatif (iyi-kötü) istekleri uygulamamın da Allah'ın takdiriyle yazılmış ve hükmedilmiş şeyler olduğu anlamına geliyor mu?

17.12.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili âyet Kur'ân'da şöyle geçmektedir:

O, ancak âlemler için, (ve) içinizden dosdoğru olmak isteyenler için bir nasîhattir! Fakat, âlemlerin Rabbi olan Allah (size dileme kabiliyetini vermeyi) dilemedikçe, siz dileyemezsiniz!1

Bu âyette insanın iradesinin elinden alındığına dair bir çıkarım yapmak doğru değildir. Nitekim insanın seçim yapabilmedeki özgürlüğü ortadadır. Bu konuda birkaç âyet örnek verecek olursak;

Bir toplum, içinde bulundukları iyi hâli değiştirmedikçe, Allah, onlara olan nimetini değiştirmez.2

Kim sâlih amel işlerse kendi iyiliğinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi zararınadır. Yoksa Rabbin kullarına kesinlikle zulmetmez.3

Ey iman edenler! Siz kendi halinizi düzeltmeye çalışın! Zira siz doğru yol üzere olduğunuz sürece sapıklığa düşenler size hiçbir zarar veremezler.4

De ki: “Ey insanlar! Elbette size Rabbinizden gerçeğin ta kendisi olan Kur’ân gelmiş bulunuyor. Artık kim doğru yolu seçerse kendi faydasına seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa yine kendi zararına sapmış olur.5

İnsanın tercih hakkını konu alan bu âyetlerden de anlaşılıyor ki; İnsan fiillerinde cüz-i irâdesi (tercih hakkı) ile serbesttir. Kendi tercihi ile bir iyiliği işleyebildiği gibi kendi tercihi ile bir kötülüğü de işleyebilir. Yani kulun önünde hayır ve şerden oluşan bir tercih vardır. Kul tercihini yapmadan Allah, o tercihle alakalı bir fiil yaratmaz. Kul hayrı tercih ederse o tercihin neticesi olan fiili Allah yaratır, yine şerri tercih ederse bu kez Allah, o tercihin neticesi olan fiili yaratır. Sadece insanın, küllî irâde dediğimiz Allah'a bakan yönde tercih hakkı yoktur ve dileyemez. Nerede doğacağımız, yüz şeklimiz, ailemiz gibi... Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:

Cüz'-i ihtiyarî, kadere münafî değil. Belki kader, ihtiyarı teyid eder. Çünkü kader, ilm-i İlahînin bir nev'idir. İlm-i İlahî, ihtiyarımıza taalluk etmiş. Öyle ise, ihtiyarı teyid ediyor, iptal etmiyor.6

Yani insanın iradesi (cüz’-i ihtiyarî), kadere aykırı değildir, aksine kader insan iradesini destekler. Çünkü kader, Allah’ın her şeyi önceden bilmesine dayanan İlâhî ilmin bir yönüdür. Allah, insanın neyi kendi iradesiyle seçeceğini bilir; fakat bu bilgi, insanı zorlamaz. Yani Allah bildiği için biz yapmıyoruz, biz kendi isteğimizle yaptığımız için Allah onu biliyor. Bu yüzden kader, insanın iradesini ortadan kaldırmaz. İnsan yaptığı seçimlerden sorumludur ve kader bu sorumluluğu inkâr etmez, tam tersine onu doğrular.

Mesela bir öğretmenin, çalışkan bir öğrencinin sınavdan yüksek not alacağını önceden bilmesi gibi düşünebiliriz. Öğretmen bu bilgisiyle öğrenciyi zorlamaz. Öğrenci kendi isteğiyle çalışır ve sınavı kazanır. Öğretmenin önceden bilmesi, öğrencinin başarısının sebebi değil sonucudur. Aynı şekilde kader de Allah’ın ilmidir. Allah insanın hangi tercihi yapacağını bilir ama bu bilgi insanı mecbur etmez. İnsan kendi iradesiyle seçim yapar ve bundan sorumlu olur.

Bu bağlamda bakacak olursak "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" âyeti ile kastedilen şudur: insanın iradesinin elinden alındığını değil, insan iradesinin Allah’ın verdiği imkân ve kudretle işlediğini ifade eder. Âlimlerin çoğu bu âyeti şöyle tefsir etmiştir: İnsan dileme gücüne sahiptir fakat bu gücün varlığı, devamı ve sonuç doğurması Allah’ın dilemesine bağlıdır. Yani Allah, insana dileme ve seçme kabiliyeti vermeseydi insan hiçbir şeyi tercih edemezdi. Taberî, bu âyetin “kulun iradesi yoktur” anlamına gelmediğini, aksine iradenin Allah tarafından yaratıldığını gösterdiğini belirtir. Fahreddin Râzî ise, insanın seçiminin gerçek olduğunu fakat bu seçimin Allah’ın küllî iradesinin dışında ve ondan bağımsız olmadığını vurgular. İbn Kesîr de âyetin, kulun hidayet veya dalâleti kendi isteğiyle seçtiğini, ancak bu isteğin Allah’ın izni ve yaratmasıyla gerçekleştiğini ifade ettiğini söyler.7 Dolayısıyla âyet, insan iradesi ile İlâhî irade arasındaki dengeyi öğretmektedir.

Kur’ân’a göre insan, hayır ve şer arasında tercih yapabilen bir iradeye sahiptir ve bu tercihlerinden sorumludur. Ancak bu irade mutlak ve bağımsız değildir. Allah’ın verdiği güç ve imkânla işler. Kader, insanın iradesini ortadan kaldırmaz aksine onun sorumluluğunu temellendirir. Böylece ne insan bütünüyle mecbur, ne de Allah’tan bağımsızdır, hakikat bu ikisinin dengeli birlikteliğindedir.

Kaynakçalar
  1. Tekvir, 81 / 28-29.

  2. Ra’d, 13 / 11.

  3. Fussilet, 41 / 46.

  4. Maide, 5 / 105.

  5. Yunus, 10 / 108.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 83.

  7. Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi, 2021, c. 9, s. 46. / Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 22/537-538.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız