Bahsedilen yer şu şekilde geçmektedir:
"Ebedî ve dâimî olan İslâmiyet milliyeti, muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağlanmaz ve aşılanmaz. Ve aşılamak olsa da, İslâm milletini ifsâd ettiği gibi, unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibkā edemez. Evet, muvakkat aşılamakta bir zevk ve bir muvakkat kuvvet görünüyor. Fakat pek muvakkat ve âkıbeti hatarlıdır. Hem Türk unsurunda ebedî kābil-i iltiyâm olmamak sûretinde bir inşikak çıkacak. O vakit milletin kuvveti, bir şık bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mîzânın iki gözünde bulunsa, bir batman kuvvet, o iki kuvvet ile oynayabilir. Yukarı kaldırır, aşağı indirir."1
Burada söylenen, geleceğin kesin bir kaderi değil, şartlara bağlı bir uyarıdır. Eğer insanlar arasında ırkçılık gibi kötü bir fikir büyür, toplumun bağlarını çürütürse, bir gün bu bağlar geri dönüşü olmayacak şekilde kopabilir. Tarih buna örneklerle doludur: Eskiden İslam alemi, ırkçılığın gölgesinde parçalanmış, insanlar birbirinden ayrılmıştır. Bugün İslam dünyasının yaşadığı sorunlar, o zamanların yaralarının hala canlı bir hatırası gibidir. Bediüzzaman Hazretleri, bu parçalanmanın kökünde ırkçılık hastalığının yattığını gösteriyor ve uyarıyor: Eğer bu kötü alışkanlık devam ederse, aynı acılar yeniden doğacak ve toplumun gücü zayıf, savunmasız kalacaktır.
Buna benzer bir ifade başka bir yerde şu şekilde geçmektedir:
Fakat tarafgîrâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfurûşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesâdüm-ü efkârdan bârika-i hakîkat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünki maksadda ittifâk lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak nâmına olmadığı için, nihâyetsiz müfritâne gider. Kabil-i iltiyâm olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hâl-i âlem buna şâhiddir.2
Yani, amaç bir konuda birlik sağlamak iken, bazı insanlar tarafgir ve çıkarcı davranıyor, şöhret ve kendilerini ön plana çıkarma hırsıyla düşüncelerini ortaya koyuyorlar. Bu kişiler, gerçek hakikati yansıtmıyor; aksine fitne ve kavga tohumları ekiyorlar. Çünkü niyetleri doğru olmadığı için fikirleri dünyanın hiçbir yerinde kabul görmüyor ve aşırıya kaçıyor. Sonuç olarak, bu davranışlar geri dönüşü olmayan ayrılıklara yol açıyor, ve dünyanın hali bunun kanıtıdır.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.325
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s.114

