Soru

Hz. Musa ve Kıptıyi Öldürme Meselesi

Son günlerde Hz. Adem (aleyhisselam)’a ve Hz. Havva Annemize karşı cahil nitelemesi ile hakarette bulunulması üzerine büyük bir tepki oluştu. Bu vesile ile rastladığım bir ayette kafamı kurcalayan meseleyi sormak istiyorum. Şuara Suresi, 20. ayette bazı meallere bakıldığında Hz. Musa (aleyhisselam) istemeden de olsa sebep olduğu ölüm için “cahillerden idim” ifadesini kullanıyor. Ayetin arapçasında da “mine’d-dallin” yazıyor. Bu ifadeye bakıldığında da Fatiha Suresinde geçiyor ve dalalete uğrayanlar için kullanılıyor. Şimdi biz Peygamberlere cahil diyemiyoruz ancak bu ifadeyi de tam anlamak istiyorum. Bir kimse çıkıp bu ayetten “bak Hz Musa da yaptığı işten dolayı o zaman kendini cahillerdendim diye niteliyor” diyebilir mi? Dese nasıl cevap verilir? Bir de İsmet sıfatı ile ilgili Hz. Musa bu öldürme işinde istemeden sebep oluyor ancak Peygamber olacak birisinin yumruk atıp bir kimsenin ölümüne sebep olması hakkında “Allah celle celaluhu bu yumruk sebebiyle öldürmesine neden engel olmamış?” sualinin cevabı nedir?

Tarih: 21.01.2022 07:34:03
Okunma: 482

Cevap

“Mûsâ yetişip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle ödüllendiririz. Mûsâ, ahalisinin fark edemeyeceği bir vakitte şehre girdi. Orada, biri kendi halkından, diğeri düşmanı olan taraftan iki adamın birbirleriyle kavga ettiğini gördü. Kendi halkından olan kişi, düşman taraftan olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine Mûsâ ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu; sonra şöyle dedi: “Bu şeytanın işidir; o gerçekten ayartıcı ve apaçık bir düşman! Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim; beni bağışla!” Allah da onu bağışladı. Çünkü O, gerçekten çok bağışlayıcı ve çok esirgeyicidir. Mûsâ, “Rabbim! Bana lutfettiğin nimetler hakkı için suçlulara asla arka çıkmayacağım” dedi.” (Kasas, 28/14-17)

“Hz. Mûsâ sarayda iyi bir eğitim gördü. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hikmet ve ilim” verildi. Mûsâ, kendisine daha peygamberlik gelmeden Firavun’un yanlış yolda olduğunu biliyor ve İsrâiloğulları’na baskı uyguladığını görüyordu. O sebeple muhtemelen bu konudaki düşüncesini yakınlarına açmış, muhalefeti ağızdan ağıza yayılınca da gözden kaybolup kendini gizlemişti. Şehre ancak geceleri çıkıyordu. Ahalisinin haberi olmadığı bir sırada girdiği şehrin neresi olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber müfessirlerin çoğunluğuna göre Mısır’da Firavun’un ikamet ettiği şehirdir. Müfessir Dahhâk buranın geçmişte müstakil bir yerleşim merkezi olan bugünkü Aynişems olduğunu söylemiştir (Râzî, XXIV, 233); Şevkânî’ye göre ise Kahire’dir (IV, 158); Kuzey Mısır’ın merkezi Menfis olabileceğini söyleyenler de vardır (İbn Âşûr, XX, 88).

Rivayete göre Hz. Mûsâ, öğle vakti halkın istirahate çekilmiş olduğu bir sırada bu şehre girmiş, şehirde biri İsrâiloğulları’ndan, diğeri Kıptîler’den olan iki kişinin kavga ettiğini görmüş, İsrâilli’nin kendisinden yardım istemesi üzerine Kıptî’ye bir yumruk vurarak ölümüne sebep olmuştur.

Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın günahsız olduğunu göstermek için 15. âyeti çeşitli şekillerde yorumlayanlar olmuştur. Şevkânî bu yorumların, “Peygamberler günah işlemekten mâsumdur” prensibine dayandığını, ancak peygamberlerin (küçük günah değil) büyük günah işlemekten mâsum bulunduklarını, Mûsâ da adamı kasten öldürmediği için bu olayın büyük günah sayılmayacağını ifade etmektedir (IV, 158). Esasen bu sırada Hz. Mûsâ’ya peygamberliğin gelmemiş olduğu da göz önüne alınmalıdır.

Bize göre Hz. Mûsâ’nın kavgaya müdahalesi hor görülen ve ezilen topluluktan birinin imdat istemesi üzerine olmuştur ve bunda kusur yoktur. Yaptığı şey, sadece tedbirsizlikle bir tokat veya yumruk vurmaktı. Böyle bir darbenin ölüm sonucunu doğurması nâdirdir. Şu halde Mûsâ’nın yaptığı, “istemeden ölüme sebep olmak” şeklinde ifade edilebilir ve bu tutumu, zayıfın yanında yer almak şeklinde bir erdem olarak da değerlendirilebilir. Kavga esnasında haklıyı haksızdan ayırmak güçtür. Mûsa’nın kendisini günahkâr görmesi, fiilinin ölüme sebep olmasındandır. 15. âyete göre Mûsâ’nın şeytana gönderme yapması da kötü kastının olmadığını gösterir. İleride gelecek âyetlere bakılırsa bu sırada Mûsâ’ya peygamberlik de gelmiş değildir. Özellikle Tevrat’ın çok daha sonra, İsrâiloğulları’nı Mısır’dan Sînâ çölüne geçirmesinin ardından inzâl edildiği bilin­mektedir." (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 219-221)

Henüz Hz. Musa'ya peygamberlik verilmemiş olması, zayıfın ve yardım isteyen kimsenin yanında yer alması ve istemeden yaptığı bir fiilin ölümle sonuçlanması dikkate alınıp bu mesele öylece değerlendirilmelidir. 

Ayrıca; "cehalet" kelimesi bilgisizlik, kibir, bozgunculuk, serkeşlik gibi anlamlara gelen bir ahlâk terimidir. Her türlü ilim ve malumattan habersiz olma gibi anlamlara da gelen cehalet kelimesini bir Peygamber için kullanmak doğru değildir. “Ben sonucunun ölüm olacağını bilmeden yaptım” veya “o zaman Peygamber değildim hikmeti tam olarak bilmiyordum” demek ayrıdır, bütün bütün ilimden mahrum olup, ahlak ve görgüden uzak olmak ayrıdır. Şu an toplumda kullanılan cahil ifadesi aşağılayıcı bir ifade olup karşı tarafı rencide etmektedir. Halbuki “ben bu işi bilmeden yaptım, şaşırarak yaptım, yanlış hareket ettim” demek kişiyi alçaltmaz, bilakis hatasını anladığı için insanların takdirini kazanmaya vesile olur.

Ayrıca ayette geçen “mine-ddâllîn” ifadesi birçok lügatte şaşırmak, yanılmak gibi manalarda da kullanılmıştır. (bkz. TDV İslam Ansiklopedisi) Öyle ise; Hz. Musa kendisine bizim anlayacağımız şekilde cahil demiyor, Peygamber olacak birisine has bir üslupla sonucunu bilmeden yaptım, o zaman Peygamber değildim manasında bir ifade kullanıyor. Ayeti bu şekilde anlamak daha doğru olacaktır.

 


Yorum Yap

Yorumlar