Bu Pencerede anlatılan temel düşünce şudur: Kâinatta gördüğümüz güzellikler, sevgi ve muhabbet duyguları tesadüf değillerdir. Hepsi Allah’ın sonsuz güzelliğinin ve sevgisinin birer yansımasıdır. Nasıl akan bir nehirde parlayıp kaybolan kabarcıklar, sürekli parlayan bir güneşin varlığını gösteriyorsa, dünyada sürekli değişen ama tekrar eden güzellikler de Allah’ın ebedi güzelliğine işaret eder. İnsan kalbindeki muhabbet, sevgi ve aşk duygusu ise, geçici varlıklara sığmayacak kadar büyüktür. Bu da insanda bulunan sevginin asıl olarak Allah’a yönelmesi gerektiğini göstermektedir. Kâinattaki muhabbet, canlıların birbirine yönelmesi ve düzen içindeki sistem, hepsinin arkasında ezeli bir cazibe ve İlâhî bir irade olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca Allah’a yakın olan âlim ve velilerin, manevi tecrübeleriyle bu İlâhî güzelliği hissettiklerini ve yaşadıklarını söylemeleri de bu hakikati destekler. Netice itibariyle kâinattaki tezyinât (süsleme), düzen, güzellik ve sevgi, insanı Allah’ın varlığına, birliğine ve O’nun sevilmeye layık tek gerçek varlık olduğuna götüren bir pencere gibidir. Fakat bu pencereyi ancak kalbi uyanık, hakka yönelmiş ve kâinattaki bu sevgiyi anlayabilen insanlar fark edebilirler.1
Bediüzzaman Hazretlerinin "şu pencerenin umuma değil, ehl-i kalbe ve ehl-i muhabbete hususiyeti var" demesinden maksat ise şudur: Bu anlatılan deliller herkesin hemen fark edebileceği türden değil, daha çok kalbi duyarlı, düşünen, seven ve maneviyata açık insanlar için kavramaya daha açıktır. Sadece maddi gözle bakanlar kâinattaki güzelliği sıradan görürken, kalbiyle bakanlar bu güzelliklerin arkasındaki İlâhî kaynağı hisseder. Bu durum akıldan çok kalbe hitap etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 370.

