RİSALE-İ NUR

29.03.2011

8097

15. Söz’de Geçen “Firavunlaşmış Şeytanlar” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır?

15. Söz'de geçen, "Elbette firavunlaşmış şeytanlar, hadsiz şeraretiyle semaya ve ehline taş atacaklar." cümlesini izah eder misiniz?

Ayrıca 5. Basamak'ta geçen "ervah-ı tayyibe" ve "ervah-ı habise"nin içerisine, insanların ruhları da girer mi?

12.12.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Birinci sorunuzun cevabı: İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

Hem şu mahdûd arz, hadsiz mu‘cizât-ı kudrete mazhar olduğundandır ki, en mühim sekeneleri olan ins ve cinnin kuvâlarına, sâir zîhayatlar gibi fıtrî bir had ve hılkî bir kayıd konulmadığı için, nihâyetsiz terakkî ve nihâyetsiz tedennîye mazhar olmuştur. Enbiyâdan, evliyâdan tut, tâ nemrûdlara, tâ şeytanlara kadar uzun bir meydân-ı imtihânları peydâ olmuştur. Madem öyledir, elbette firavunlaşmış şeytanlar, hadsiz şerâretiyle semâya ve ehline taş atacaklar.1

Yani dünya mahdud (sınrlı) bir yer olmasına rağmen, Allah’ın kudretinin sayısız mucizelerine sahne olduğu için burada yaşayan insan ve cinlere çok geniş bir gelişme alanı verilmiştir. Diğer canlılar gibi onların kabiliyetleri belirli sınırlarla kısıtlanmamıştır. Bu yüzden insan ve cin hem çok yükselebilir (peygamberler, veliler gibi), hem de çok aşağı düşebilir (zalimler, şeytanlaşmış varlıklar gibi). Yani dünya, iyilik ile kötülüğün en uç noktalarına kadar serbestçe ortaya çıkabildiği büyük bir imtihan meydanıdır.

"Firavunlaşmış şeytanların semaya taş atması" ifadesi ise mecazi bir anlatımdır. Burada kastedilen, bu kadar azgınlaşan ve kibirlenen şeytan tabiatlı varlıkların sadece yeryüzünde kötülük yapmakla kalmayıp, manevi âlemlere karşı da bir isyan ve saldırı hâline girmeleridir. Yani Allah’ın düzenine karşı gelmek, vahyin hakikatlerine kulak tıkamak, hatta bunları bozmaya çalışmak gibi bir tavır sergilerler. Konu bağlamında bu durum, şeytanların göklere çıkıp gaybi haberleri dinlemeye çalışmaları ve melekler tarafından kovulmaları hakikatiyle de ilişkilendirilmiştir.

İkinci sorunuzun cevabı: İlgili kısım şöyle geçmektedir:

Ve madem ervâh-ı tayyibeler semâya gidiyorlar. Elbette ervâh-ı habîse dahi ahyârı taklîden semâvât memleketine gitmeye teşebbüs edecekler. 2

Evet, bu ifadelerin içine insan ruhları da girer. Risale-i Nur’daki "ervâh-ı tayyibe" (temiz, iyi ruhlar) ve "ervâh-ı habîse" (kötü, kirlenmiş ruhlar) tabirleri sadece cinlere veya başka varlıklara mahsus değildir. İnsanın ruhu da bu sınıfın içindedir. Çünkü insan, iman ve amel ile ya ruhunu temizleyip yükseltir ya da günah ve inkâr ile kirletip aşağı düşürür.

"Ervâh-ı tayyibe" denildiğinde: İmanlı, sâlih amel sahibi, kalbi nurlanmış insanların ruhları anlaşılmaktadır. Bu ruhlar, ölümden sonra yüksek âlemlere, yani semavi makamlara lâyık bir hâl alırlar. Buna karşılık "ervâh-ı habîse" ise inkâr, günah ve kötülük içinde kalmış, manen kirlenmiş ruhlardır. Bunlar da o temiz ruhları taklit eder gibi yukarılara yönelmek isterler fakat durumları buna uygun olmadığı için kabul edilmezler.

Özetle: İnsan ruhu da bu iki sınıfa dahildir. İman ve ahlakına göre ya "tayyibe" olur yükselir, ya da "habîse" olur aşağıda kalır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 49.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 50.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız